• Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Fırat Erez
Fırat ErezTüm Yazlıları
23 Ocak 2017 Pazartesi 07:51
Türkiye Gülen’in iadesini istiyor mu?

Olayların gelişimini en azından ortalama düzeyde izleyen ve muhakeme yeteneği sağlıklı çalışan hiç kimsenin, 15 Temmuz darbesinin Fethullah Gülen Cemaati üyesi subaylar ve bağlantılı bazı siviller tarafından düzenlenip uygulandığına dair herhangi bir şüphesinin olmaması gerekir.Ancak dediğim gibi bu, “olayların gelişimini en azından ortalama düzeyde izleyen ve muhakeme yeteneği sağlıklı çalışan”lar için, bu ön koşullarla geçerli.


Muhakeme yeteneğini akli melekelerine bağlı olarak yitirmişleri bir yana ayıralım.

 

Olayları ortalama düzeyde izleyemeyen, ancak konuyla ilgili kanaat oluşturanlar ise, güvendikleri referans noktalarına ve çoğunlukla da diğer bazı insanların beyan ettiği kanaatlere göre hüküm verirler.

 

Bu da, referans noktalarınızın çok olduğu yurt içi ile farklı ve daha az olduğu yurt dışı arasında değişecektir.

Şimdi örnek olarak, konuyla ilgilenen bir Avrupa ülkesi veya ABD vatandaşını, faraza Belçika’daki NATO Karargahında Türk görevlilerle birlikte çalışan bir subayı alalım.

Birkaç yıldır birlikte çalıştığı, birikimli ve sosyal yanı da güçlü bir insan olarak tanıdığı Türk mesai arkadaşı, 15 Temmuz gecesi gerçekleşen ama bastırılan bir askeri darbe girişiminden sonra görevden alınsın, Türk hükümeti tarafından, terör örgütü üyeliğinden yargılanmak amacıyla  iadesi istensin ve o arkadaşı da örneğin Almanya’dan iltica talebinde bulunsun.

Bastırılmış darbeler, olayların akışı açısından oldukça kaotik bir tablo sergiler. Darbe sürecini en yakından izlemiş, analiz etmiş, yorumlamış bizler için de bu, bugün dahi hâlâ böyle.


Elbet birçok detayı biliyoruz; darbenin kim tarafından, hangi sürecin sonunda ve ne niyetle yapıldığına vakıfız. Ama örneğin darbeye katılan hangi askerin FETÖ üyesi, hangisinin ulusalcı bir hevesli ve yine hangisinin kandırılmış bir vatansever olduğunu bilmiyoruz. Başka şeylrtin yanı sıra bunu da anlamak için sorgu ve yargılamaları sürdürüyoruz.

Tekrar Belçika’daki Cemaatçi subayın yabancı arkadaşına dönelim. Onun kanaatini tabii önce Türk mesai arkadaşıyla konuşarak oluşturduğunu düşünelim.


Özellikle de sosyal medyada halen aktif bazı Cemaatçi hesapların paylaşımlarından hareketle, Cemaatçi subayın arkadaşına anlatabileceklerini tahmin etmek zor değil;

“Bu darbe Erdoğan liderliğindeki AK Partililerin ve hükümetin, Cemaat üyelerini cezalandırmak, tasfiye etmek için düzenledikleri bir kumpastı. Bir tiyatro sergilendi, insanlar boşu boşuna öldü, Cemaat üyeleri asla böyle bir şeye kalkışmadı.” Vesaire.


Şimdi bunun üzerine, Cemaatçi olmayan bir başka aktörün, örneğin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kontrollü darbe” ifadesini ve aşağı yukarı bu mealdeki diğer çarpıtmaları ekleyin ve kendinizi o yabancı NATO subayı yerine koyarak düşünün.

Kime inanırsınız?

Hele de düşünmeniz gereken ve suçlanan taraflardan biri İslami tandansı kuvvetli AK Parti hükümetiyse. Ve siz bu parti hakkında yıllardır “IŞİD’ı desteklediği, Kürtler üzerinde baskı kurduğu, katliamlar yaptığı, gazetecileri tutukladığı, özgürlük alanını daralttığı” propagandasının etkisi altındaysanız.

Tahmin edilebileceği gibi burada çizilen “yabancı subay” portresi, ortalama bir Batılıyı, ama gene de konu hakkında az çok bilgi sahibi bir Batılıyı temsil ediyor.

Şimdi darbenin üzerinden aylar geçti; “yabancı subay”ımızın görevden alınan mesai arkadaşıyla bağlantısı zayıfladı; yerine tayin edilen halefiyle olan ilişkisi ilerliyor; artık Türkiye’de olup bitenlere çok daha fazla dikkat ediyor, okuyor, izliyor ve bir taraftan da kendi muhakemesini koruyor, kuruyor.

İki olay, iki çarpıcı terör saldırısı ve sonrasında olanlar özellikle dikkatini çekiyor: (1) 19 Aralık 2016 akşamı Rus büyükelçisi Karlov’un uğradığı suikast. (2) 2017’nin ilk saatlerinde gerçekleşen, 39 kişinin hayatını kaybettiği Reina saldırısı.

İlk olayda, yani Karlov suikasti sonrası ilk günlerde, hem resmi açıklamaları ve hem de medyayı izlediğinde gördüğü, herkesin söz birliği etmişcesine (ve sürüyle de “kanıt” öne sürerek) Cemaati şüpheli ilân ettiği. O Cemaat ki, içinde Almanya’dan iltica talep eden eski mesai arkadaşı da var. O Cemaat ki, hele 15 Temmuz darbesi sonrasında artık yaygın biçimde Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak anılıyor.

Onlarca şey söyleniyor, sayısız bağlantı kuruluyor, medya çalkalanıyor. Derken koro halinde yükselen ve bir yerden sonra hep aynı şeyi tekrarlayan sesler giderek kesiliyor, ortalık sessizleşmeye başlıyor.

Kimi işin içine NATO’yu, ABD’yi, CIA’yi, Batılı ülkeleri de katmayı giderek saçmalık seviyesine vardırmışken, “kanıt” diye getirilen bütün o kurgular adım adım yalanlanıyor, çürütülüyor veya bir daha dile getirilmeyerek unutulmaya terk ediliyor.

Garip. Ama ondan da garibi hemen ardından, 1 Ocak’ta  cereyan ediyor.

IŞİD tarafından yapıldığı besbelli, zaten örgüt tarafından da, hem de birkaç kere üstlenilen Reina saldırısında da, nedense aynısı oluyor.

Yine saldırının bir yerinde FETÖ aranıyor; var deniyor. Yine aynı sesler, aynı yetkililer, aynı medya  NATO’yu, ABD’yi, CIA’yı, Batı ülkelerini suçlayan haberler yapıyor, demeçler veriyor, güya kanıtlar öne sürüyor. Ama bu sefer bu durum öncekinden de kısa sürüyor, çünkü saldırgan yakalanıyor.

Olayın detayları ortaya çıktıkça görülüyor ki, Karlov suikastindekilere çok benzer bir örüntü söz konusu. Önce yükselen ve sonra sönen iddialar yine yanlış; yanlışın ötesinde, belli ki neredeyse tümüyle uydurma.

Tüm bunları bir önceki Reina saldırısı (II) Medya ve güvenlik açığı yazımda detaylarıyla anlattım (bkz Serbestiyet, 21 Ocak 2017).

Şimdi bu olaylardan tümüyle farklı bir yere sıçrayacağız -- ama unutmayın, siz bir “yabancı subay,” bir Batılısınız. Biz ise bir okumaya geçiyoruz; NTV’den Ahmet Yeşiltepe’nin ABD Büyükelçisi John Bass ile 2016’nın son günlerinde yaptığı şu röportaja: https://tr.usembassy.gov/tr/ntv-roportaji-22122016/.

Röportajda ABD-Türkiye ilişkileri, Suriye sorunu ve başka birçok konuda önemli açıklamalar var. Bunlara belki ilerde tekrar döneriz. Ama şimdilik ilgileneceğimiz, şu küçük kısım:

AhmetYeşiltepe soruyor; “Fethullah Gülen'in iadesinde mevcut durum nedir? Davada yol alındı mı? Sürecin başkanlık seçimleri nedeniyle yavaşladığına dair bir algı oluşmuş durumda.” 

 

Büyükelçi Bass cevaplıyor: “Bu ifadenin, süreci doğru biçimde tasvir ettiğini düşünmüyorum. Adalet Bakanlıklarımız bu süreçte beraberce son derece yakın çalışıyorlar. Dediğim gibi, Türk hükümetinin, darbe girişiminin faillerini adalet karşısına çıkarma yönündeki çabalarını desteklemek için elimizden geleni yaptığımızdan emin olmak istiyoruz. İzleyicilerinizin bilgisine sunacağım faktörlerden biri de şu; hukuk sistemlerimizdeki farklılıklar nedeniyle, süreçle ilgili kamuoyu önünde konuşmamak bizim için çok önemli. Burada amaç, ABD'deki bir failin hakime sonucun önceden belirlendiğini ileri sürme fırsatını tanımamak. Yani, bizim yargı sistemimize göre, bir dava hakkında ne kadar az konuşuyorsak, konuyu o kadar ciddiye alıyoruz demektir. Bu noktada Türkiye’de benzer davalara yaklaşımda bir parça farklılık olduğunu görüyoruz; burada insanlar davalar hakkında kamuoyu önünde konuşuyor ve bu durum davanın kendisini etkilemiyor.”

Bass “Türk hükümetinin, darbe girişiminin faillerini adalet karşısına çıkarma yönündeki çabalarını desteklemek için elimizden geleni yaptığımızdan emin olmak istiyoruz”  diyor. Peki biz, yani Türkiye tarafı, gerekeni yapıyor muyuz?

Tüm bunlar ABD’deki bir iktidar değişimine, Demokrat Partili Başkan Obama’nın yerini Cumhuriyet Partili Trump’ın aldığı bir döneme denk geldi. Özellikle de yukarıdaki iki olaya ait çarpıtmaların sorumluları başta olmak  üzere, herkes Trump yönetiminin Fethullah Gülen’in iadesi konusunda gerekeni yapacağı umudunda.

Emin miyiz?

Acaba ülkece tüm bu olup bitenden sonra, “failin hakime sonucun önceden belirlendiğini ileri sürme fırsatını tanımış” olmuyor muyuz?

Siz yukarıdaki “yabancı subay” ya da ona benzer bir “Batılı” olsanız, tüm bu yukarıda anlatılanlardan sonra ne düşünürsünüz?


Özellikle de “biz bir dava hakkında ne kadar az konuşuyorsak, konuyu o kadar ciddiye alıyoruz demektir” diyen bir ABD vatandaşıysanız, şu soru aklınıza takılmaz mı:

Türkiye gerçekten de Fethullah Gülen’in iadesini istiyor mu acaba?

 

SERBESTİYET

Bu haber 733 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Kene kabusu geri geldi Erdoğan'dan Makedonya'ya 'Sağduyu' çağrısı “Durum iki taraf için de sinir bozucu” Alt ve üst yapı sorunu mahalleliyi çileden çıkardı Ovacık'ta çok sayıda mühimmat ele geçirildi ‘Türkiye OHAL’den Kurtulmalı’ Pancar toplarken uçurumdan yuvarlandı Şemdinli'de mağarada mühimmat ele geçirildi YSK Başkanı: Ben siyasi değilim, cevap vermeyeceğim Ege'de korkutan deprem!
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    ALINTI YAZARLARTÜMÜ
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası