• BIST
    106.816
  • Altın
    145,637
  • Dolar
    3,5223
  • Euro
    4,1300
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem OruçTüm Yazlıları
05 Ocak 2017 Perşembe 08:06
Sosyal medyadan sokağa tehlikeli tezgahlar

Sosyal medya çevresinde dönen tartışmalar, her gün biraz daha gündemin merkezine oturuyor. Sosyal medyada olan sosyal medyada kalmıyor. Buna rağmen, sosyal medya meselesi, tanımındaki 'hafiflik' nedeniyle olsa gerek, hala ciddiye alınmıyor.

Ne zaman sosyal medya kaynaklı bir tartışma çıksa, şöyle bir savunma refleksi gelişiyor sosyal bilimcilerde: “Abartmayın, toplumun genelini yansıtmıyor." Evet, doğrudur. Örneğin sosyal medyada bir siyasi partiyi destekleyenlerin ağırlığı, bir ülkede o partiyi destekleyenlerin oranıyla örtüşmeyebilir. Ama bu demek değil ki etki gücü hafife alınabilir. Aksine daha da ciddiye alınması için başlı başına yeterli sebeptir. Zira yazılı ortamda biriken düşünce bulutlarından bahsediyoruz; dünyanın her yerinde insanlar okudukları sansasyonel içeriklerden etkilenirken işin ardındaki toplumsal desteğe değil, kaç paylaşım ve kaç beğeni aldığına bakıyor. Yanlış ama öyle. Dünyada iki milyardan fazla sosyal medya kullanıcısı varken, bunun %10'unu bile aktif kullanıcı farz etsek, sadece bu bile sosyal medyanın manipülasyon gücünü anlatmaya yetiyor da artıyor.

Gündemi nereden takip ettiğinize bakın. Bir son dakika haberi duyduğunuzda ilk nereyi kontrol ediyorsunuz? Açtığınız TV kanalının bile önemli miktardaki haberinin kaynağı artık sosyal medya değil mi? Tweet'lerle verilen mesajlar, çekilen ayarlar, yapılan açıklamalar, sosyal medyada paylaşılan videolar, fotoğraflar vs. artık en çok başvurulan kaynaklar değil mi?

Geçen hafta sosyal medyanın üretilen kaosta nasıl bir rol oynadığına dair iki yazı yazmış, tek bir tweet'in savaş çıkarabileceğini iddia etmiştim. Bunun yeni bir testini 2017'ye girdiğimiz gece Ortaköy'de gerçekleşen hain katliamın ardından gördük. Böylesine kanlı bir terör saldırısı o an yaşanmıyormuş gibi telefon ellerinde yorum yapanlar, film izliyormuş da katili ilk bilen olma yarışına girmişler gibi davrananlar mı istersiniz... Olay devam ederken suçu dine, dindarlara, devlete ve cemaatlere atıp saatlerce sağa sola küfredenler mi dersiniz... Üstelik bunların adı sanı belirsiz troller olmadığı, bazı siyasetçi, gazeteci ve popüler figürlerin gerçek hesapları olduğu gerçeğini nereye koyarsınız... Yok yoktu o gece sosyal medyada. Toplumun sinir uçları bir kez daha test edilirken, sosyal medyanın o geceki yüzlerce yanlışlar zincirinden sadece birine değinelim. Geriye kalan matematiği siz yaparsınız.

Malum, Barbaros Şansal adlı modacı bozuntusu bir provokatör, yılbaşı için gittiği Kıbrıs'tan alçakça bir video paylaştı sosyal medya üzerinden. İnsan düşmanından bile saygı gösterip sempati beslemesini bekler ya, işte tam da öyle zor anlarda yaptı bu kötülüğü. Bir yandan da o kadar ahmakça idi ki yaptığı, böylesi bir provokasyonu tuttu Yavru Vatan'dan gerçekleştirdi. Tabii devletin çarkları çalışmaya başladı, provokatör Kıbrıs'tan sınır dışı edildi, ilk uçağa konularak yargı önüne çıkarılmak üzere Türkiye'ye gönderildi. Ancak öte yanda da provokatörün sosyal medya üzerinden tetiği çektiği başka bir süreç işlemekteydi. Atatürk Havalimanı'nda apron içerisinde provokatöre 'dersini vermek üzere' bekleyen bir grup, ki videolardan anlaşılacağı üzere önemli bir çoğunluğunun havalimanı yer hizmetleri görevlileri olduğu aşikar, Şansal'ı darp etmeye çalıştı. Şansal, yine güvenlik görevlilerince zorlukla kurtarılarak bir araca bindirilir, olay yerinden uzaklaştırılırken sosyal medyadaysa olayın görüntüleri hızla yayılmaya başlandı. Türkçe paylaşımlar yine İngilizce'ye çarpıtılarak taşınırken sonunda dışarıdaki sosyal medya kullanıcılarının zihnine bu olay, en başında nasıl bir alçaklık yaptığı bilinmeyen ve sorgulanmayan bir adama, apronda Türk yetkililerin saldırdığı şeklinde yerleşti. Hayır, dışarıda kimse dönüp de 'Peki bu adam ne yapmış ki?' diye sormadı, sormaz da. Sonuçta havayolları dünyanın en önemli markalarından biri olan ülke için 'apronlarında bile can güvenliği yok' algısını yerleştirilmiş oldu.

Kendini 'kanun koyucu' ve 'kanun uygulayıcı' yerine koyup Türkiye'ye yargılanmak ve hak ettiği şekilde cezalandırılmak üzere gönderilen birine saldırmak suretiyle, sözüm ona çok sevdiği vatanını da aynı zamanda kanunsuz bir çadır devleti yerine koyanların durumu ayrı; 'hak etti', 'ne var canım iki tokat yediyse' kabilinden sözlerle bu saldırıyı savunanlarınki apayrı.

Ya Şansal'a yaklaşanlardan birinin üzerinde silah olsaydı ve kanun önünde yargılanıp cezalandırılması gereken kişi öldürülseydi? Ya bir başka provokasyon çıkarmak için yapılmış bir FETÖ hamlesiyse saldırı, bir kez daha ters köşe olmuş vaziyette nasıl savunulacak bu hadise? Peki, Türkiye'yi güvensiz bir ülke olarak göstermek, bu sayede imajını, itibarını, ekonomisini kırmak, gücünü zayıflatmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüyor mu bu eylem? Daeş'in, FETÖ'nün, PKK'nın, arkasındaki günün yapmak istediği de bu değil mi? Bunları bilmiyor muyuz da türlü 'ama'larla yapılana bahane bulmaya çalışıyoruz. Ayrıca Türkiye'de kanun koyucu ve uygulayıcı yok mu ki, böyle şeyler 'hak etti' denilerek meşrulaştırılıyor? Bir suçluya hak ettiği cezayı artık devlet kesmiyor mu? Öyleyse bu işler kontrolden çıkıyor anlamına gelmiyor mu?

Böyle düşmüyor muyuz çıkarmak istedikleri çatışma, kamplaşma, kaos ve iç savaş oyunlarına? Böyle gelmiyor muyuz suni ekonomi saldırılarının organikleşmesi tezgahına?

Vatanını sevmek, öfkesini kontrol edemeyerek infiale kapılıp şiddete başvurmakla mı olur, yoksa sevdiğin için yutkunup tahammül edip sabredip dayanmakla mı? Yukarıda birkaçını sıraladığım tehdit ve riskler artık umrumuzda değilse bilelim ve herkes kafasına göre takılsın. Yok umrumuzdaysa ya duygularımızla hareket edecek yerde edimlerimizin sonuçlarını düşünelim ya da sonunda 'bize saldırıyorlar' ağlamayalım. İkisi birlikte olmuyor zira.

Unutmayalım ki, bu ülkeyi bu fırtınadan sağ çıkarma görevi sadece Erdoğan'ın boynuna vazife değil. Başat ihtiyacımız biraz izan, biraz sorumluluk, biraz bilinç, biraz uyanıklık; sadece sokakta değil aynı zamanda sanal ortamda da...

 

YENİ ŞAFAK

Bu haber 1793 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
İşitme engelliler, "umre" için yarıştı TEOG birinci nakil sonuçları açıklandı PTT'den Kurban Bayramı'na özel ücretsiz tebrik kartı Zerzevan Kalesi'nde yeni keşif MEB Teşkilat Yönetmeliğinde değişiklik Meslek öğrenmek isteyenler için yaş ve takvim şartı kaldırıldı İki üniversite 23 öğretim üyesi alacak Kahramanmaraş'ta 4.3 büyüklüğünde deprem Ege Denizi'nde deprem Harput Kapı gün yüzüne çıkarılacak
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası