• BIST
    106.535
  • Altın
    146,721
  • Dolar
    3,4890
  • Euro
    4,1635
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Şeyh Said ve Arkadaşlarını Unutmadık, Unutmayacağız!
Şeyh Said ve arkadaşları bundan tam 92 önce idam edilmişti. Onları unutmadık ve unutturmayacağız!
29 Haziran 2017 / 15:08

28-29 Haziran 2017 tarihi itibariyle 92. yılına giren Şeyh Said kıyamı yaşadığımız ülkedeki cumhuriyet rejimiyle hemen hemen yaşıt bir olaydır. Rejimin kuruluş dönemi ve sonrasındaki gelişim sürecine yaptığı doğrudan veya dolaylı etkileri açısından da gerek sistem nezdinde ve gerekse de toplumsal muhayyilede unutulması neredeyse imkânsız bir olaydır bu.

Unutulmamalıdır da.

Unutulmamalıdır diyoruz; çünkü Şeyh Said ve kıyamının unutulması demek bizi kuşatan sistemin 1923 yılından şu ana değin yaklaşık bir asırlık zaman diliminde İslami kimliğimiz ve bu kimliği yaşatma kaygısına sahip kardeş etnisiteler üzerindeki zulüm, haksızlık, baskı ve katliamlarını unutmak demektir.

Şeyh Said olayını unutmak kendimize, öz değerlerimize, yakın tarih ve ondaki köklerimize yabancılaşmak demektir.

Şeyh Said ve kıyamını unutmak mücadele mirasımıza ihanet ve dedelerimizin celladı olan resmi ideoloji ve bekçilerinin değirmenine su taşıma basiretsizliğine düşmekle özdeştir.

Şehid Şeyh Said ve kıyamını unutmadığımızı ve de unutturmayacağımızı bir kez daha ilan etmek maksadıyla Bahadır Kurbanoğlu’nun daha önce kaleme aldığı onu ve kıyamını konu alan bu yazıyı bir kez daha yayınlıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki eğer biz unutursak olay unutulur. Her unutma eylemi aynı zamanda unutulmaya da gebedir. Unutmak, gözden çıkarmaktır. Gözden çıkaran aynı şekilde gözden çıkarılır. Unutmak yabancılaşmaktır. Kendine, tarihine ve şehadetle yoğrulmuş değerlerine ihanettir.

Şeyh Said'i Unutturmayız!

Bahadır Kurbanoğlu / Haksöz-Haber

Lozan’dan sonra M.Kemal ve İ.İnönü Kazım Karabekir’e “Hocaları toptan kaldırmadıkça biz bu işi başaramayız” demişlerdi. Bu iş, yani ana mefkure, tüm toplumsal kesimleri değişim dönüşüme zorlayacak olan Batılılaşma yolundaki inkılapların gerçekleştirilmesi idi. “Hocaların” anlamı, nesilleri yetiştiren kesimlerdi. Tıpkı İskilipli Atıf Hoca gibi. Ama henüz onlara sıra gelmezden evvel yapılacak çok iş vardı.

Sözü Kazım Karabekir’e söylemişlerdi ama aslında içine onun ve partisinin de dahil edileceği bir süreç yaşanacaktı. Tıpkı Müslüman Kürt halkına yönelik “Meclis söylentileri”ni de aşar tarzda bir müdahaleci siyasetin geliştirileceğinin işaretlerini içinde barındıran Cibranlı Halit’in tutuklanıp idam edilmesinde yaşandığı gibi.

Radikal Kemalistler Lozan’ın imzalanmasını sağlayabilmek önce Birinci Meclis’teki muhalefetin başını çeken Ali Şükrü Beyi öldürdüler. Böylelikle o kargaşada meclisin feshini sağlayıp Türkiye’deki ilk darbe meclisini kurdular. Yani sözde “seçilmişler”den oluşan “atanmışlar” meclisini.

Böylelikle ilk muhaliflerini diskalifiye etmiş oldular. Ancak bundan sonra izleyecekleri siyasetlerin önündeki engelleri ortadan kaldıracak ve bir taşla birkaç kuşun avlanabilmesini sağlayacak siyasi girişimlere ihtiyaç vardı. İşte Şeyh Said’i kıyama zorlayan sebepleri üretenler aynı zamanda bu “sınırlı çeperde” kalan ve bölge insanının da bir bölümünün destek verdiği hadiseleri askeri raporlarla (Şeyh’e bağlı ölü askerlerin cebinden çıkan mektuplar gibi) Meclistekilerin gözünde büyüterek önce, gelişmeyi bir asayiş sorunu olarak gören ve “fazla kan dökülmesini istemeyen” Ali Fethi Bey hükümetini düşürüp yerine “Ben gelirsem asar, keser, sürerim” diyen İsmet İnönü’yü başbakan yaptılar.

Böylelikle hadiseler bahane kılınarak diktatörlüğü inşa edecek bir süreci başlattılar:

- İkinci Dönem İstiklal Mahkemelerini yeniden ihdas ettiler;

- Takrir-i Sükun Kanunu’nu çıkardılar ve

- Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesini tüm Müslüman halkları ve faaliyetlerini “suç” kapsamına sokacak şekilde genişlettiler.

M.Kemal gayet isabetli bir tespitle Nutuk’ta “Biz bütün bunları Takrir-i Sükun döneminde yaptık” dedi. Haklıydı; çünkü bu kanun sayesinde mezkur dönemde hiç kimse muhalif tek bir satır yazamadı, tek bir kelime edemedi. Böylelikle 1925-1927 icraatları harekete geçirilerek üç ana ve potansiyel muhalefet susturuldu:

- İstanbul Basını;

- Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası;

- Kürdistan’daki muhalefet.

“Ana mefkure” yolunda atılan bütün büyük girişimler bu muhalefetin bastırılmasının ardından gerçekleştirildi. İnkılapların zora dayalı yöntemlerle uygulanmasını tespitleme adına normal mahkemeler yeterli görülmedi ve İstiklal Mahkemeleri il il dolaşarak bu işi bizzat üzerine aldı. İnkılap karşıtları olarak görülüp tespit edilenler, bazen hiç gerçekleşmemiş olayların ardından, bazense bizzat yaratılan mizansenlerle ya asıldılar ya da sürgünlere gönderildiler.

Bu mahkemeler birer tedhiş mahkemesi olarak sözde meclise karşı sorumlu ancak fiiliyatta sınırsız selahiyetlere sahip organlar olarak çalıştılar. Delilsiz vicdani kanaatle karar verebilme yetkileri vardı. Avukat bulundurmak mümkün değildi. Sorumsuzdular; yani kararlarını hiçbir organ sorgulayamazdı. Kemalist tarihçilerin de ikrarıyla birer hukuk mahkemesi değil, inkılap mahkemesi idiler. Bir iki hukukçu kişilik dışında mahkeme üyelerinin tamamı asker kökenli milletvekilleri idi. Zaten kapanmaları da M.Kemal’in Mahkeme reisi Kel Ali’yi Çankaya’ya çağırtıp “Senin mahkeme yarın kapanmış olacak” emri ile gerçekleşmişti.

Sözün özü; aslında bu organların hepsi kararı çok önceden verilmiş bir projenin araçları hükmünde çalıştılar: İngilizlerin SSCB’ye karşı, SSCB’nin İngilizlere karşı bir tampon devlet hükmünde gördüğü bir projenin onaylanmış hali olarak, yaratılacak ulus kimlik doğrultusunda bir Batılılaşma hedefi. Pozitivist, materyalist, laik ve halka rağmenci.

Amaç, İslami kimliğin karşısına “Siyasal Türklük Dini”ni yerleştirmekti. Türkçülük ve Batılılaşmanın aynı suda eritildiği bir din. “Siyasal Türklük” bu ülkede birileri Laz, Çerkes, Arnavut, Pomak, Kürt olduğu için değil, bütün bu unsurlar İslam olduğu için üretildi. 1930’ların sonlarında bizatihi Bakanlıklarca “adet, anane ve göreneklerin aşağılanması” şeklinde serdedilen beyannameler örfün İslam’la olan bağı dolayısıyla idi. Daha 1926’da Türk Ocakları toplantılarında “Batı illerinde yabancı dil konuşanlara para cezası kesen belediyelerin övülmesi”nin sebebi de bu politikanın hayata geçirilmesi amacındandı. Bilahare bu siyaset doğu illerine de kaydırıldı. (Türk Ocaklarında konu edilenler, anadillerini konuşmayı sürdüren Boşnak, Arnavut vb. unsurlar.)

Kıyamın Sosyo-Politiği ve Rejimin Yalanları

Şeyh Said, bölge insanına dönük siyasetlerin ivme kazandığı ve Piran hadisesiyle katmerlendiği bu süreçte, anın vacibini gözeterek, bölge halkının malı, canı, namusu, yani hukukunu koruma amacıyla tozun dumana katıldığı olayların başına geçmişti. Ve ardından artık bu işten geri dönüş olmadığının farkına varmıştı. İşte kıyam, Piran’dan sonra başlayan bu hadiselerin Şeyh’i sürüklediği ve ardından da şehadetine kadar yönettiği askeri-siyasi sürecin adıdır.

Şeyh ve ailesi gerek İstanbul basınını gerekse Meclis siyasetini iyi takip etmekteydiler. Nelerin hesaplandığının farkındaydılar. Ancak hem insan güçleri hem de techizatları yetersizdi. Üstelik sadece Ankara ile değil, aslında bölgesel bir koalisyonla karşı karşıyaydılar.

Tıpkı bugün Suriye hadisesinde olduğu gibi dönemin sosyalistleri ve SSCB Ankara’nın arkasındaydı. İngilizlerden destek almaları ise, Kemalist kurmayların da itiraflarına yansıdığı üzere koca bir propaganda ve yalandı:

Hadiseler, emperyal güçler tarafından da mercek altına alınmış ve dönemin laik-pozitivist-Batıcı hükümeti bu güçler tarafından desteklenmiştir. Yani İngiltere, Fransa gibi ülkeler propaganda edildiği üzere Şeyh Said'in değil, aksine Ankara’nın arkasında durmuşlardır. Hem dönemin yeni başbakanı İsmet İnönü'nün hem de Cumhuriyetçi kadroların bazı neferlerinin Meclis'teki itiraflarına yansıdığı üzere "Eğer bir dış destek arayışı söz konusu olsa idi, kıyam orta bölgelerde değil, hükümetin hiçbir şekilde kontrolünde olmayan sınır boylarından gerçekleştirilirdi." Tersine esas Fransızların kontrolündeki demiryolları sayesinde Suriye'nin kuzeyinden hem uçak yakıtı ikmali, hem de asker sevkiyatını gerçekleştiren bizzat rejimin kendisi idi. İşte kendi halklarına karşı konumlanmış olan "Ortadoğu Ordu"larına ilk rol modeli dönemin TC ordusudur. Sahip olduğu uçaklar ilk kez kendi halklarını bombalamak için havalanmıştır. Saddam gibi, Kaddafi gibi, Esad gibi, Maliki gibi bugünün Baasçı ve Mezhepçi zalimlerin seleflerinin kimler olduğu ortadadır. Hadiselerin İngilizlerin işine gelmesi konusu ise, hem Irak halkını zaptetmekte zorlanan ve Şeyh’in başarılı olması durumunda Irak’ta zora girecek İngiliz siyaseti açısından muhaldi; hem de eğer gerçekten İngilizleri sevindirecek gelişme aranıyorsa bunun -Kemalist tarihçi Ömer Kürkçüoğlu’nun da isabetli tespitlerine yansıdığı üzere- Hilafetin kaldırılmasından başka bir yerde aranmaması gerekir.

Kavmiyetçilik iddialarına cevap ise artık zabıtlarda, hatıratlarda ve tarihi kayıtlarda varolan Şeyh'in ve çevresindekilerin kendi sözleri, kıyamda dahli olmayanların itiraflarıdır. Bu kıyamdan ne Kürt ulusalcısı kesimler kendilerine pay çıkartabilecek bir dahle sahiptirler ne de başkaları. Konu edilecekse esasen dönemin Kürt ulusalcısı şahsiyetleri ve aşiretlerinin kıyama dair ihanetleri mevzubahis edilebilir. Ki onların da rejimden teşekkür ve paye beklerken ne tür zilletlere düçar oldukları bölge insanının yönelik topyekün katliamlar ve Ege bölgesine yaptırılan sürgünler tarihine bakılıp görülebilir.

İşin özü, Libya'da İtalyanlar ne yapmışlarsa bu dönemde diktatoryal yapı da bölge insanına aynı uygulamaları serdetmiştir. Bugünkü Esad rejiminin uygulamalarının benzerini devletin o günkü kadroları gerçekleştirmişlerdir.

Ne adına? Ulusal bir kimlik ve Batılı değerlerle koca bir coğrafyayı tektipleştirme ve İslam'ı tüm vecheleriyle, kurum ve birikimleriyle ortadan kaldırma adına. Resmi tarih safsatalarıyla değil de halihazırda hayatta olan şahitlerin sözlerine ve konu hakkında sağlıklı araştırmalar yapanların eserlerine müracaat edildiğinde gerçeklerin gün gibi ortada olduğu görülecektir. Bu rejimin hangi değersizlikler, hangi tecavüz, katliam, tehcir, tenkiller üzere kurulu olduğunun veciz bir örneğidir bu kıyamın tarihçesi. İşte bu yüzden Genelkurmay ve Meclis arşivlerinde saklı olan başkaca gerçekler de ortaya dökülmeli, yeni nesiller kahramanları ve hainleri yakından tanımalı ve hangi kimlik üzere yaşayacağına resmi tarihin tezleriyle değil, bu gerçekler üzerinden düşünüp karar vermelidir.

Şeyh’in vasiyeti şu idi: "Arkamdan ağlayıp da zalimleri sevindirmeyin, kıyamımızı iyi anlayın ve bizden sonrakilere aktarın. Şüphesiz benim ölümüm Allah ve İslam içindir."

O halde yeni nesiller de bu vasiyete uygun davranmalılar.

 

Bu haber 1230 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
PKK işçileri katlederken sendikalar neden sessiz?
İşçilerin alçakça katli karşısında bile bu ülkedeki bazı sözümona emek taraftarı çevre ve kuruluşların kılı kıpırdamıyor. Hak ihlâli olup olmadığı tartışmalı birçok meselede dünyayı ayağa kaldıran bu çevreler, masum işçilerin katledilmesi karşısında sessi
Kabuğun kırılması Kürde biçilen kılıfa bağlı
"Diyarbakırlının ayrılacağını düşünmek, ancak haklarının verilmemesini istemekle mümkündür. Yoksa bir Vanlının Duhok’la kurduğu duygusal bağ, İstanbul ile kurduğu bağdan çok daha zayıftır. Bu sarih gerçeği ancak Vanlı ile herhangi bir bağ kuramayanlar g
Kürdistan'a 'ikinci İsrail' olacak diye karşı çıkanlar buyursun 'ikinci Türkiye' yapsınlar
"Kürdistan ille de bir ülkenin “ikinci”si olacaksa niçin “İkinci Türkiye” olmak dururken “İkinci İsrail” olsun ki? IKBY ile iyi ilişkilerimizi koruyup geliştirir ve IKBY’yi Siyonistlerin yahut sair emperyalistlerin yardımlarına muhtaç etmez isek..."
AB-ABD savaşı fena tırmanıyor
"Uzmanlar Apple'ın sadece ilk cephe olduğunu; McDonald's, Amazon, Starbucks ve Fiat Chrysler'in de cezalara maruz kalabileceğini belirtmekteler."
En çok siyasetçilerimiz şapkalarını alıp düşünmelidir:Bu toplum nereye gidiyor?
"En çok siyasetçilerimiz şapkalarını alıp düşünmelidir ve şu soruyu cevaplamadır: Bu toplum nereye gidiyor? Nasıl bir toplum haline geliyoruz?"
Bir camiden daha fazlası
"Ciddi bir dahlimiz olmadan elimize gelen böyle bir imkânın en iyi şekilde değerlendirilmesi, bizim sorumluluğumuz. Bu sorumluluğu yerine getirmezsek, aynı imkân geldiği gibi gidiverir."
"Cenazedeki provokasyon, Ergenekon'un yeniden sahneye çıkışıdır"
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk'un annesinin cenazesinde yaşanan provokatfi saldırıya ilişkin bir çok kesimden tepki geldi. Habertürk gazetesi yazarı Nagehan Alçı ise saldırıyı Ergenekon'un tekrar sahneye çıkışı olarak değerlendirdi.
Federalizm gecikirse bağımsızlık kaçınılmaz
"O halde Türkiye niçin bu referanduma karşı çıkıyor? Tabi ki Suriye nedeniyle… Yani Irak’ın Suriye için örnek teşkil edeceğinden, bugün Irak’ta kabul edilecek Kürt bağımsızlığının yarın Suriye’de PYD için de doğal bir hak olarak görülebileceğinden endişe
Ölülere Biraz Saygı...
"Öyle cenazeye/ölüye saldırılmaz. Başta da ifade ettiğimiz gibi; hangi ideolojiye, fikir dünyasına, zihin yapısına sahip olunursa olunsun, insan evladı olan bütün kesimlerin kabul edemeyeceği bir şey bu."
Hükümete lanetlemenin ötesinde büyük sorumluluk düşüyor
İktidara ‘lanetlemenin’ ötesinde büyük sorumluluk düşüyor. Küçük bir grubun yaptığı bir saldırı olarak geçiştirilemez. Bu saldırı, her yönüyle açığa çıkarılmalı ki, geçmişte yaşadığımız toplumsal acılar tekrar etmesin…
Kral var mı Kral kim?
"Eğer “Gölgede” kalan birileri varsa ve onlar bir şekilde “Darbe” sürecinde yol almışlarsa, “Darbe” damarı henüz kurutulmamış demektir."
Suudi Arabistan’ın Sancıları
"Muhammed bin Selman saray içinde bir tasfiye ve etkisizleştirme politikası izliyor. Kraliyet ailesi içinde ayağına takılacaklarını ve politikasını icra etmesine engel oluşturacaklarını tahmin ettiği bazı prensleri etkisizleştirmeye çalışıyor."
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Adıyaman'da çapa makinesi devrildi: 14 yaralı Artık kazaya karışan otobüs şirketlerinin isimleri gizlenmeyecek Ege Denizi'nde 4,4 büyüklüğünde deprem Çanakkale ve Muğla'da orta şiddette deprem Diyarbakır'a gönderilen 5 ambulans hizmete başladı Devlet hastanelerinde SMS dönemi başladı Üniversitelere ek yerleştirme sonuçları açıklandı Fakıbaba'dan içecek açıklaması Tarım işçilerini taşıyan traktör devrildi: 16 yaralı Adıyaman çiftçisinin tütün telaşı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası