• BIST
    94.635
  • Altın
    145,488
  • Dolar
    3,5853
  • Euro
    3,9192
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Abdullah Demir
Abdullah DemirTüm Yazlıları
17 Eylül 2010 Cuma 09:52
Referandum ve BDP

Türkiye 12 Eylül de yapılan referandumu geride bıraktı. Her seçimde olduğu gibi bu referandumdan sonra da her kesim açısından sonuçlar değerlendirildi/değerlendiriliyor. Bu değerlendirmelere kulak verildiğinde dikkat çeken husus herkesin rakamlar üzerinden yaptığı yorumlar neticesinde galip olanın kendileri olduğunu ispata yöneldikleridir. Rakamlar üzerinden yapılan matematiksel hesaplar doğru kabul edilmek zorunda olduğuna göre birbiri ile çelişen yorumların tamamının doğru kabul edilmesi gerekir ki bu da yapılan bir yarışta yarışmaya katılan tüm yarışmacıların birinci geldiği anlamına gelir. (Bu sonucu veren yarışmalar, olumsuz etkilenmemeleri ve diğer yarışmacılara karşı olumsuz duygular beslememeleri için çocuklar arasında olur). Fakat siyaset matematik kadar basit bir olgu değildir.

Siyasi mücadelede başarının ölçütü, politik olarak hedeflenen amaca ulaşmak için yapılan hesabın ne kadar tuttuğuna göre belirlenir. Bu durumda anayasa değişikliğini referanduma sunan AK Parti ve onunla aynı safta yer alan siyasi partiler, seçimin gerçek galibi olmaktadırlar. Galip belli olunca mağlubun kim olduğunu ifade etmeye gerek yoktur. Ancak burada üzerinde durmak isteğimiz konu, AK Parti'nin başarısından öte referandumu boykot eden BDP'nin durumuyla ilgilidir.

BDP'nin aldığı boykot kararıyla hedeflediği siyasi amaçları ne idi ve bunun ne kadarını gerçekleştirebildiğini tahlil etmeye çalışalım.

Boykot Ne Anlama Gelmektedir

Her şeyden önce siyaset sanatında boykotun, beklenen sonucun meşruiyetine halel getirmeği hedefleyen bir atraksiyon olduğunu ifade etmek gerekir. Mefhumu muhalifinden söylemek gerekirse demokraside yapılan herhangi bir seçime katılım, ortaya çıkan sonucun meşru olduğunu kabul etmektir. Ve doğal olarak sonucuna katlanmayı gerektirir. Öyleyse her fırsatta demokrasiyi ve demokratik mücadeleyi ağzından düşürmeyen BDP'nin referandumu boykotu nasıl değerlendirilmelidir.

1- Boykot ile yapılmak istenen değişikliğin meşruiyetini kabul etmiyorum demek isteniyor. Her ne kadar boykot, sonucun meşruluğuna itirazı içeriyorsa da bunun böyle görülmediğini referandumun ertesi günü içlerinde BDP'lilerin de olduğu kişilerin darbecilerin yargılanması için adliye önlerinde sıraya girmelerinden anlıyoruz.

2- Alınan boykot kararı ile, mevcut cari uygulamanın devam etmesi mi isteniyor? Darbelerden ve vesayet rejiminden en fazla muzdarip olan Kürtlerin böyle düşünmeleri mümkün değildir. Kürtleri temsil iddiasındaki bu parti, mevcut kaotik vasatın devam etmesini istemiş ve böylece bu vasattan nemalanmayı amaçlamış olabilir mi? Akla bazı şüpheler gelse bile bu boykot kararının böyle bir amaca matuf olmadığına inanmıyorum.

3- Pazar keyfinin bozulmaması için boykot kararı alınmış olabilir mi acaba? Bu da bir siyasi parti için muhal olduğuna göre geriye kendilerinin ileri sürdüğü gerekçe kalıyor.

4- Bu gerekçe kısaca "Bu değişiklikte Kürtler için hiçbir şey yoktur. Bu sebeple boykot ediyoruz." şeklinde dile getirildi. Bu da hiç kimseye inandırıcı gelmediği için boykot kararı tutarsızlıkla itham edildi.

Öyleyse bu boykot kararı ile hangi siyasi amaç hedeflenmiş; kimlere ne mesaj verilmek istenmiş ve bu hedeflerin ne kadarı gerçekleşmiş; işte bunları değerlendirmek gerekiyor.

Boykot Zaferle Mi Sonuçlandı?

Anayasa referandumu sonrası bölgede bazı illerde seçime katılım oranının çok düşük olmasından hareketle BDP sandığın yegane galibinin kendileri olduğunu ilan etti. Hatta Orhan Miroğlu'nun dikkat çektiği üzere merkez medya da bu söylemi kullanmaya başladı. Merkez medyanın bu yola neden başvurduğu ayrı bir yana BDP'nin zafer söylemi ne kadar gerçeği yansıtıyor, buna bakalım.

Bilindiği gibi Mecliste anayasa görüşmeleri ile başlayan süreçte Mecliste gurubu bulunan dört partiden üçü CHP, MHP, BDP değişikliğe karşı çıktılar ve bunun meclisten geçmemesi için tavır ortaya koydular. Tüm engelleme çabalarına rağmen meclisten geçtikten sonra her zaman yaptıkları gibi anayasa mahkemesinden medet umdular. Mahkemenin herkesi şaşırtan kararı ile değişikliğin referanduma sunulması süreci başladı. Bu süreçte düşünsel olarak bir araya gelmeleri mümkün olmayan birçok yapı ortak bir amaç için aynı cephede saf tuttu. Bu amaç AK Parti'nin burnunu sürtmeyi sağlamak idi. BDP bulunduğu safı ve yaptığı tercihi Kürtlere izah edemeyeceğini fark edince ince bir manevrayla aynı amaca hizmet edecek şekilde boykot kararı aldı. Böylece bölgedeki tek rakibinin mağlup olmasını sağlayacaktı. Referandum sonuçlarının%58 ile kabul edildiği ilanı bu hedefin tutmadığını net bir şekilde ortaya çıkarıyor.

Referandum yarışının başa baş gideceği öngörüsü, elini daha güçlü kılmak, pazarlık çıtasını daha yükseğe dikmek, iç ve dış aktörlere bir mesaj vermek için kullanılmak istendi. "Bizi mutlaka dikkate almak ve taleplerimizi karşılamak zorundasınız. Aksi takdirde biz olmadan Türkiye'nin hiçbir sorununu çözme şansı ve ihtimaliniz olamaz" söylemi de boşa çıkmış oldu. Lakin ortaya çıkan sonuçla hem Türkiye'nin en önemli sorunlarından olan darbeci vesayet sistemi anayasal düzlemde geriletilmiş hem de AK Parti'nin eli güçlenmiş oldu. Zira ortaya çıkan tablo, BDP'nin oy oranın sonuca etki edebileceği bir tablo olmaktan uzak kaldı. Hal böyle olunca BDP'nin bu öngörüsü de tutmamış oldu ve BDP istediği siyasi sonuçları elde edemedi.

Sonuç itibariyle bakıldığında BDP neredeyse hiçbir hedefine ulaşamamış, bu başarısızlığını da zafer söylemiyle örtmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de bir bütün olarak sandığa gitmeyen herkesi BDP'li ilan etmiştir. Dahası boykot olmasa sandığa gidişin yüzde yüz oranında olacağı şeklinde bir kabulü benimsemiştir. Tüm bu abartılar seçime gitmeyen ama bundan rahatsız olan tabanı oyalamak, boykotun evet-hayır sonuçlarını etkilemekten uzak kaldığı gerçeğini örtmek amacıyla yapılmaktadır.

Bu sonuçlar üzerinden eli zayıflayan PKK'nin Ramazan ayının başında aldığı ve 20 Eylüle kadar süreceğini duyurduğu tek taraflı ateşkes kararını bozma ihtimali ve kaybettiği bazı kazanımları kan ve gözyaşı üzerinden geri alma çabası içine girebileceği ihtimali belirmiştir. Burada referandumdan eli daha güçlü çıkan AK Partinin yeni bir kanlı sürece girilmemesi için bu ihtimali ortadan kaldıracak adımlar atması gerekir.

Bu haber 8446 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Kene kabusu geri geldi Erdoğan'dan Makedonya'ya 'Sağduyu' çağrısı “Durum iki taraf için de sinir bozucu” Alt ve üst yapı sorunu mahalleliyi çileden çıkardı Ovacık'ta çok sayıda mühimmat ele geçirildi ‘Türkiye OHAL’den Kurtulmalı’ Pancar toplarken uçurumdan yuvarlandı Şemdinli'de mağarada mühimmat ele geçirildi YSK Başkanı: Ben siyasi değilim, cevap vermeyeceğim Ege'de korkutan deprem!
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    ALINTI YAZARLARTÜMÜ
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası