• BIST
    99.639
  • Altın
    141,393
  • Dolar
    3,5032
  • Euro
    3,9191
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Hasan Postacı
Hasan PostacıTüm Yazlıları
08 Temmuz 2013 Pazartesi 09:59
Paradigmal Değişimin Dayanılmaz Sancıları

PARADİGMAL DEĞİŞİMİN DAYANILMAZ SANCILARI

(GEZİ PARKI OLAYLARI; BEYAZ TÜRKLERİN KARA İSYANI)

Tarihte iz bırakacak sancılı bir dönemden geçiyoruz. Bu sancı, kelimenin tam anlamıyla statükonun değişim sancılarıdır. Paradigmasının temel karakteri,  jakoben, otoriter, tek tipleştirici olan sistemin, küreselleşen dünyada yüksek ivmeli bir tempoyla dışa açılan toplumsal kesimler tarafından sorgulanmasının getirdiği kaçınılmaz değişim süreci, er geç kendi paradigmasını oluşturacaktır.

Kürd sorunun çözümüne dair başlatılan süreç, Ergenekon davaları üzerinden yaşanan yüzleşmeler, yeni anayasa vb. çalışmaları bu köklü değişimin ana dosyaları olarak görmek mümkün. Çok farklı boyutları ve dinamikleri olan her sosyopolitik değişim süreçte olduğu gibi burada da, farklı itirazların, direnç ve çatışma alanlarının ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Cumhuriyet mitinglerini, Silivri şovlarını ve son olarak yaşanan Taksim Gezi Parkı ile başlayan olayları bu bağlamda okumak gerekir.

Son birkaç yıldır devam eden ve Tarlabaşı’nın kentsel dönüşümüyle başlayan, ardından trafiği yer altına alan çalışmalarla devam eden ve son olarak Gezi Parkı, AKM ve Topçu Kışlası ile meydanın düzenlenmesini içeren çalışmaların son etabında ortaya çıkan olayları sadece bu düzenlemeler merkezinde ortaya çıkmış ve devam ettirilmiş, çevreci toplumsal sivil bir duyarlılık olarak görmek gerçekçi olmaz. 31 Mayıs itibari ile başlayan olayların arkasında çok güçlü bir organizasyon olduğu çok açık bir şekilde görülüyor.

İnsan hakları mücadelesi veren bir aktivist olarak, en zalim örgütlü gücün devlet olduğunu, insan hak ve özgürlükleri ile ilgili ihlallerin kahir ekseriyetle devlet merkezli oluştuğunu ortaya koymak gerekir. Modernitenin bireyselleşme ile çözdüğü, atomize hale getirdiği yeni küresel yaşam biçimleri bu bağlamda bireyi daha da savunmasız hale getirmiştir. Bu yönüyle sivil toplum örgütlüğü, öncelikle temel hak ve özgürlüklerin korunmasında ve savunulmasında, ardından örgütlü devlet gücüne ve küresel şirketlerin her geçen gün daha geniş bir iktidar alanı elde ettikleri sermayenin acımasız, erdem ve değer tanımaz örgütlü gücüne karşı en yaşamsal alan olduğunu belirtmek gerekir. Sivil toplum mücadelesini, bu yönüyle adil, insani ve vicdani olanı korumanın biricik alanı olarak görmek gerekir. Ancak bu alandaki mücadele güçlendirilirse mağduriyetler, ayrımcılık ve ötekileştirme politikaları, insan onuruna dair tüm ihlaller deşifre edilerek, karşısında çeşitli araç ve yöntemlerle durularak önlenebilir, geriletilebilir. Ancak bazen iktidar savaşları sivil toplumun bu meşrulaştırıcı gücünü kendi çıkar ve hedefleri için araçsallaştırabilir. Bunun örneklerini de toplumsal mücadele tarihinde görmek mümkündür. Arap baharının kimi kesitleri ve son olarak yaşanan Mursi karşı darbe olayı, Soros’un kadife devrimleri ve benzeri siyasal mühendislikler bu araçsallaştırmalara örnektir.    

Temel hak ve özgürlüklerin kullanılması hakları çerçevesinde, teorik olarak bu sivil tepkileri desteklemek gerekir. Örgütlü devlet gücü atacağı adımlarda tüm toplumsal kesimlerin hassasiyetlerini, beklentilerini ve taleplerini dikkate almak zorundadır.  Ve bu karşılanmıyorsa veya belli kesimleri mağdur ediyorsa, sivil siyasi tepkilerle uygulamaları engellemeye çalışmak, görüş ve düşüncelerimizi duyurmak en temel hak ve ödevlerimiz arasında olmalıdır.

Gezi parkı sürecinde yaşananları, somut gerçeklik üzerinden sivil bir direniş olarak görmek bu bağlamda mümkün değildir. Alanlarda irili ufaklı sivil toplum duyarlılığı taşıyan çeşitli gençlik örgütlenmeleri olsa da sürecin ana eksenini bu çizgilerin belirlemediğini çok net biçimde gözlemlemek mümkün. Divan Otel'in tüm imkanları ile göstericilere açılması, yiyecek içecek sponsorlukları, atılan sloganlar, ulusal ve küresel medyanın olayları yansıtma biçimi, olayın vitrininde görülen çeşitli elitist isimler vb. bir çok detay olaylarla ilgili bir üst iradenin varlığını gösteriyor. Öncelikle olayın içeriğinin kendi bağlamından tamamen koparıldığını ve siyasi polarizasyonlar üzerinden bir hesaplaşmaya dönüştürüldüğü görülüyor. Her geçen gün bedelleri gittikçe ağırlaşan, polisin ajitatif uygulamaları, siyasilerin cepheleştirici söylemleri ve gösterici kesimlerin Vandallığı aratmayan sorumluluk taşımayan yıkıp dökmeleri işleri her geçen gün çığırından çıkarıyor. Bu iklim içinde herkes taraf olmaya zorlanıyor. Sürecin güçlü aktörlerinin hesaplaşmaları, bu ülkede yaşayan tüm toplumsal kesimlerin geleceklerini ipotek altına alan, belirsizleştiren, yıpratan ve maddi-manevi bedeller ödemeyi beraberinde getiren olumsuz sonuçları geleceğe taşıyor.

Ak Parti iktidarından rahatsız olan ve kendilerine tehdit gören statükocu kesimler için bu ele geçirilmez bir fırsat olarak görülerek iç-dış tüm imkân ve ilişkiler kullanılarak olay tırmandırılırken, Ak Parti ve özelde başbakan bu süreci kontrollü bir gerilimle kendi toplumsal desteğini daha güçlü bir bağlılığa dönüştürmenin duygusal ajitasyonunu sergileyen adımlar ve söylemler ortaya koyuyor. Ancak Ak Parti geçmiş 10 yılda olduğu gibi mağdur edilmiş, haksızlığa uğratılmış bir konumda olmadığını göremiyor bu olayda. Aksine iktidar gücünü fütursuzca kullanan bir parti algısı daha güçlü toplumsal kesimlerin nezdinde. Hatta kendisine destek veren kesimler açısında da durum böyle. Ak Parti desteğini devam ettiren en önemli faktör ise olayların arkasında derin devletin ve küresel emperyal iradenin kirli desteğinin ve tezgâhının çok net bir şekilde var olmasıdır. Bu kirli tezgâhın yerine sivil toplumsal muhalefetin haklı talepleri sürece yön verseydi Ak Parti'nin iktidar alanındaki bu fütursuzluğuna olan itiraz çok daha geniş kitlesel bir destek görürdü.  

Bir yanda, biber gazı ve polis şiddeti eşliğine başbakanın mitinglerindeki meydan okuyucu söylem, diğer tarafta camilere yapılan saldırılar, başörtülülere yönelik saldırı ve hakaretlere birde yerel ve küresel basının ajitasyonu arttıran yayınları eklenince,  akıl devre dışı kalıyor ve tamamen duygusal sürüklenişler üzerinden kitleler manipüle ediliyor. Bu bağlamda da herkes kendi mahallesinde safları sıkılaştırmaya çalışıyor.

Sürecin kriminal detaylarına girmeden genel olarak bakılığında sürecin dış aktörler tarafından da kullanıldığı açıkça görülüyor. Özellikle AB ve ABD bu bağlamda süreci iyimser bir yorumla Ak Parti’nin kulağını çekme fırsatına dönüştürüyor. Biraz daha komplocu yaklaşırsak, sürecin bir “dış tezgah olma ihtimalinin de bulunduğunu söyleyebiliriz. Özellikle dış basının yüksek ilgisi, AP’nin doğrudan eleştirel açıklamaları, Carre’nin uyarıları ile beraber aynı ligde yer alan Brezilya’da da eş zamanlı olarak sudan bahanelerle toplumsal hareketlerin ortaya çıkması küresel bir organizasyon ihtimalini besleyen veriler. Küresel aklın yeni yöntemleri üzerine Arap Baharı süreci ile beraber ayrıca derinlikli bazı analizler yapmak gerekir.

Gezi Parkı olayları ile beraber değişen iklimin neyi hedeflediğini anlamak için sürecin hemen öncesine bakmak gerekir. Bu bağlamda en önemli olayın çözüm süreci olduğu görülür. Çözüm süreci ile ilgili en öneli psikolojik sınırlar aşılmışken, somut olarak önemli adımlar atılmaya başlamışken, patlak veren Gezi Parkı olaylarında dinamik gücün ulusalcı cephe, Ergenekon bileşeni çizgiler olduğu düşünülürse, en önemli hedeflerden birinin çözüm sürecini sonlandırmak olduğu söylenebilir. Nitekim BDP vekillerinden bazılarının ilk günlerde Gezi parkı olaylarına verdiği desteğin, Selahattin Demirtaş’ın “Ulusalcılarla aynı yerde olamayız!“ açıklamasıyla değiştiğini gözlemledik.

Çözüm süreciyle ilgili Abdullah Öcalan’ın talimatları ile çok önemli adımlar atıldı. Eylemsizlik ilan edildi ve silahlı birimler sınır dışına yönlendirildi. Sürecin başlamasında bu tarafa silahlı çatışmanın olmaması,  ölümlerin gerçekleşmemesi ve oluşan olumlu psikolojik iklim her geçen gün gelişirken bu olayların patlak vermesi şimdilik en azından bir durgunluğu beraberinde getirmiştir.

Özellikle sırada Ak Parti hükümetinin atması gereken adımlar varken Gezi Parkı olaylarının başlaması ayrıca bu bağlamda düşündürücüdür. Başta yeni anayasa olmak üzere, KCK tutuklamaları, seçim barajı, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi köklü projelerin beraberinde statükonun değişimini kaçınılmaz kılacağı endişesini taşıyan elitler için Gezi Parkı olayı bulunmaz bir fırsat olmuştur.

Bu bağlamda Gezi Parkı olaylarının öncülerinin “Beyaz Türkler” olması tesadüf değildir. Kimi üst düzey seçkinlerin sokaklara çıkması, pankartlar taşıması, Bebek-Nişantaşı iklimindeki elitistlerin canhıraş çığlıkları, sanırım, çözüm süreci ile kaçınılmaz hale gelecek olan statükonun değişiminden kaynaklanıyor.

Ak Parti iktidarının, kalfalık ve çıraklık dönemlerinde olduğu gibi temkinli, kuşatıcı ve en önemlisi eleştirel ve istişari aklı merkeze alan bir perspektifle süreci yönetmesi gerekirken, ustalık döneminin özgüvenine yaslanarak tavizsiz ve polarizasyon üretecek duygusal ve sandıkla meydan okuyan bir  söylemi benimsemesinin olumsuzluğu var olan iklimi daha da kötüleştiriyor. Yakın tarihi çok iyi bilen iktidarın, Türkiye gibi ülkelerde her şeyin sandıkta başlayıp sandıkta bitmediğinin farkında olması gerekir.

Özellikle İslami kesimlerin gezi olayları ile içine düştükleri açmazları ayrıca detaylı incelemek gerekir. Genelde Ak Parti iktidarına eklemlemekten kendini kurtaramayan çoğu çevreler bu olayda da Ak Parti'nin ikliminde kalmaktan öte bir duruş ortaya koyamadılar. Ancak Mazlumder gibi kimi oluşumlar süreci iktidarın mahalle baskısından uzak değerlendirerek daha basiretli bir yerde durmaya çalıştı. Fakat bu duruş kendisine destek veren birçok İslami yapıyı rahatsız etti. Anlamaya çalışmak yerine doğrudan çeşitli marjinal sol ve ulusalcılarla aynı cephede olmak ile mahkum edildiler. Temelde bakıldığında Mazlumder vb. kurumların duruşu veya bunların dışında kalan ve temelde olayları bir derin devlet operasyonu olarak görerek Ak Parti iktidarının yanında duran İslami kesimlerin bu savruluşları hala güçlü siyasi bir aktör olamadıklarını gösteren tipik bir sonuçtur. Mazlumder’in mücadele alanındaki özel misyonu olan insan hak ve özgürlükleri üzerinden geliştirdiği engin ufuk, onu tarihe şahitlik bağlamında daha özgürlükçü ve adil bir duruş olarak not düşerken bile yer yer geliştirdiği söylemin konjonktürel iklimden, olaylara yön veren aklın oluşturduğu baskı ikliminin etkisinden de hala kurtulamadığını ayrıca belirtmek gerekir.

Gezi parkı olaylarının "Bir musibet bin nasihatten evladır!" babından çok iyi okunması gerekir. Çözüm süreci ile beraber, Türkiye’nin başta Suriye ve İsrail politikaları olmak üzere küresel düzenin hesaplarını bozan yaklaşımlarının verdiği rahatsızlığı Gezi Olayları üzerinden küresel sistemin bir uyarısı olarak da görebiliriz. Unutmayalım ki, statükonun kurucu ideolojisinin mayalandığı yer batı modernitesidir. Bu ülkenin jakoben seçkinleri ise hala bu medeniyetin değerler ikliminden emzirilmektedir.

Ak Parti iktidarı, toplumsal değişimin en güçlü aktörü olarak asli gündemine dönmeli ve çözüm süreci ile beraber, yeni anayasa başta olmak üzere tarihî görevlerine yeniden odaklanmalıdır. Gezi parkı düzenlemesi gibi teknik ve ayrıntı düzeyindeki kimi konuların ajitasyonuna çanak tutmayacak, feraset ve basireti elden bırakmayacak istişari akıl merkezli duruşunu yeniden oluşturmaya çalışmalıdır. Aksine küresel egemen güçlerin kolayca gözden çıkarabilecekleri Ak Parti, umduğu toplumsal sahiplenmeyi de kaybedebilir.

Bu haber 8601 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet taşçı
4 yıl önce yazıldı.
Yazarın mazlumdere atfettiği ileri görüşlülük olayına katılamıyorum. Tersine yazarın da ifade ettiği gibi gezi parkı olayı, erdoğan üzerinden müslümanların ve kürtlerin önünün açılmasına dönük bir hareketti. Mazlumder bunu görme ve bundan dolayı detaya takılmadan darbeci, statükoculara karşı bir tavır içinde olması gerekirken, iki tarafı aynı kefeye koyma gibi bir duruş sergilmiştir. Bu tavır kanatimce kompleksli bir tavırdır ve kabul edilemez. Erdoğanın ve Ak partinin mevcut alternatifler içinde bütün zaaf ve eksikliklerine rağmen Kürtlerin, müslümanların ve halkın en yakınında duranlar olduğunu görmek gerekmektedir. Müslümanların kendi başlarına ciddi bir güç ve alternatif oluşturamadıkları tespiti, malumun ilanıdır. yazara katılıyorum. Ama müslümanlar bir yandan bağımsızlıklarını muhafaza ederken diğer yandan halka ve kendilerine bir nebze olsun özgürlük veren hareketin önünün tıkanılmasına niçin seyirci kalsın. Ve bu gerçeği görerek tavıor belirlemesi ve darbecileri, faşist ulusalcıları deşifre etmesi niçin Ak partiye eklemlenme olsun? Kanaatimce uazarımız bunları bir daha düşünmeli.
Faik KAYNAK
4 yıl önce yazıldı.
Hasan kardeşimizin makalesi içerik yönünden dolu, anlamlı, güncel ve önemlisi düşünmeye sevk edecek kadar akıcı bir üslüp ile yazılmıştır. Herkes ve her kesim çok iyi bilirki statükonun, keüler hayatın ve paradigmanın hüküm sürdüğü toplum ve topluluklarda, hassasiyet parametreleri farklılık ve farkındalık arz eder. Her ülkede olduğu gibi özelde ülkemizde,
Sorgulanamaz, yadsınamaz, hizaya getirilemez, ilişilemez beyaz türkler mevcut. Onlardan kurtulmak için Rabbim katlarından kutlu zaferler ihsan etsin.AMİN
Batmandan selam ve dua ile.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
DEÜ'de 12 akademisyen açığa alındı Elazığ'daki düğünde elektrik panosu patladı: 14 yaralı Şırnak'ta saldırı; 3 asker yaşamını yitirdi Erzurum'da 3,4 büyüklüğünde deprem TSK'nın Olası Afrin Operasyonunun Detayları Netleşiyor Engelli memur sayısı 50 bine yaklaştı Şırnak'ta 6 PKK üyesi teslim oldu Yeni KHK yayımlandı Üniversite tercih kılavuzu yayımlandı Helikopterlere engel tanıma sistemi geliyor
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    ALINTI YAZARLARTÜMÜ
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası