• BIST
    106.926
  • Altın
    151,318
  • Dolar
    3,6718
  • Euro
    4,3287
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Mülteci krizi ve Türkiye: Ahlaki realizm | ANALİZ
Türkiye’nin mülteci krizine “iyi yönetilmesi gereken bir toplumsal gerçeklik” olarak bakması, Türkiye’nin farklı yaklaşımında önemli bir rol oynamıştır.
08 Ekim 2017 / 09:54

Fuat Keyman

2011 yılından bugüne kadar 500 bine yakın masum insanın öldüğü, 5 milyona yakın insanın evlerinden olduğu ve zorunlu mülteci konumuna düştüğü ve II. Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar en büyük insan hareketliliğinin ortaya çıktığı mülteci krizi üzerine çalışmaya başlayan gazeteci, araştırmacı Rula Jabreal, bu krizde Batı’nın, Avrupa’nın (AB) ve Amerika’nın ‘sınıfta kaldığı’, tüm yükün Suriye’nin sınırındaki üç ülkeye, Türkiye, Ürdün ve Lübnan’ın omuzlarına bindiği saptıyor.

Rula Jabreal saha çalışmaları için bu üç ülkedeki kampları ziyaret etmiş. Suriyelilerle konuşarak, karar vericilerle mülakatlar yaparak Suriyeli mülteciler üzerine çalışmasına devam etmiş. Çalışmasının sonuçlarını ise 28 Eylül’de The New York Times International Edition’da, “Türkiye’nin mülteci yanıtındaki fark” başlıklı makalesiyle yayımladı.

MÜLTECİ KRİZİNE AHLAKİ VE İNSANİ YAKLAŞIM

Jebreal’a göre, 1. Avrupa/AB ve ABD gerek yük ve çaba paylaşımında gerekse de ahlaki ve insani yaklaşım temelinde çok kötü bir sınav vermiştir ve yaşanan mülteci krizi Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye büyük meydan okumalar, riskler, mali, siyasi ve sosyal yükler ortaya çıkarmaktadır. 2. Ürdün ve özellikle Lübnan ile kıyaslandığında, Suriyeli mültecilere, haysiyetlerine dokunmadan, diğer bir deyişle onlara en fazla “haysiyetli insanlar” temelinde yaklaşan ülke Türkiye’dir. Türkiye’nin bu yaklaşımının öneminin altı çizilmelidir 3. Mülteci krizi, “insanlık krizi” olarak ele alınması elzem olan ve “insani temelde yaklaşılması ve çözümlenmesi” gereken bir krizdir. Başta “süper güç” ABD ve Trump yönetimi ile AB, bunun tam aksi yönünde davranırken ve mültecilere kapılarını kapatırken, “süper ve büyük güçlerin” yapması gerekeni, bölgesel güç konumundaki Türkiye yapmaktadır. Büyük güçlerin yol açtığı boşlukları Türkiye doldurmaktadır 4. Türkiye Suriyeli mültecilere “çözülmesi gereken bir sorun” değil, aksine “yönetilmesi gereken bir toplumsal gerçeklik” olarak yaklaşmakta ve bu duruşuyla fark yaratmaktadır. 5. Türkiye’nin kentlerinden biri olan Gaziantep, 600 bine yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmakta, Suriyeli mültecilere onurlu insanlar temelinde yaklaşmakta ve mülteci krizinin insani çözümünde en güzel örneği teşkil etmektedir. Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin Suriyeli mültecilerin haklarının koruyuculuğu görevini büyük bir başarıyla yürütmekte, Batı ülkelerine ve kentlerine örnek olmaktadır. Gaziantep insani yardım, insani yönetim, insani kalkınma ve çatışmaların uzlaşma yoluyla çözümü hususlarında bugüne kadar gösterdiği başarılı performansla, küresel ölçekte örnek bir bir kent, bir referans konumuna gelmiştir.

Tüm bu noktaların özünde, Türkiye’nin mülteci krizine “ahlaki ve insani yaklaşımı” yatmaktadır. Umarız Rula Jebreal’in yazısı, başta ABD ve Avrupa/AB olmak üzere, Batı’nın mülteci krizine ve bu bağlamda Türkiye’ye yaklaşımında farklılık yaratır. Bu farklılığı oluşturacak öncü girişimlerden biri de sivil toplum ve devlet işbirliği ile Türkiye’de başlatılan ‘Act Human’ projesidir. Bu sosyal kapsama projesiyle Türkiye’deki Suriyeli şirketlerin kapasite artırımı ve Türkiye ekonomisine katkılarının genişletilmesi hedefleniyor.

TÜRKİYE, SORUNA KENDİ KAYNAKLARIYLA ÇÖZÜM ARIYOR

Türkiye “koşulsuz misafirperverlik ilkesi” temelinde mülteci krizine yaklaşmış ve Suriyeli dostlara evinin kapısını açmıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) Haziran 2017 tarihli bilgi notuna göre, Türkiye 3,2 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. 2016 yıl sonu rakamlarına bakıldığında, Türkiye son üç yıldır, dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundadır. UNHCR 2016 yıl ortası raporuna göre, her 10 Suriyeli mültecinin 6’sı Türkiye’de, 2’si Lübnan’da, 1’i Ürdün’de ve geri kalan 1’i de Irak ve Mısır’da yaşıyor.

Kısacası, Suriye dışında yaşayan Suriyelilerin yüzde 54‘ü Türkiye’de bulunuyor. Resmi rakamlara göre, bugün Suriyeli mülteciler tarafından kurulan (yabancı sermaye şirketi statüsündeki) şirket sayısı 7 bin'e yaklaşıyor. Kayıt dışı sayılabilecek tarafta bu rakamın 30 bini geçtiği tahmin ediliyor. TUİK verilerine göre, kurulan ve kapanan şirket istatistiklerine bakıldığında, Türkiye'de 2015 yılında kurulan 4 bin 729 yabancı ortak sermayeli şirketin bin 599'u Suriyeli ortaklıdır.

Son TUİK verilerine göreyse 2017 yılının ilk yedi ayında kurulan yabancı ortak sermayeli 3 bin 314 şirketin 730’u Suriye ortaklı olarak kurulmuştur. Misafirperverlikten ekonomik alandaki gelişmelere uzanan her alanda, Türkiye’nin mülteci krizine “iyi yönetilmesi gereken bir toplumsal gerçeklik” olarak bakması, Türkiye’nin farklı yaklaşımında önemli bir rol oynamıştır. Ahlaki ve insani yaklaşımla iyi yönetim gerekliliğini birleştirmek, Türkiye’nin başarısında anahtar olmuştur. Dahası, Ürdün ve Lübnan’dan farklı olarak, Türkiye mülteci krizine kendi kaynakları içinde çözüm bulmaya, bu krizi kendi finansal ve örgütsel kapasitesiyle yönetmeye çalışmaktadır. AB söz verdiği yardımları yapmamış, uluslararası toplumdan yapılan katkı da çok sınırlı kalmıştır.

KOŞULSUZ MİSAFİRPERVERLİKTEN HAK TEMELLİ YÖNETİŞİME

Türkiye’nin mülteci krizine yaklaşımda sergilediği farkı ortaya koyduktan sonra, şu noktaları da vurgulamalıyız: 1. Artık misafirperverlikten haklara dayalı bir vizyona geçilmeye başlanmıştır. Suriyeli dostlarımızın haklarını, statülerini, konumlarını yasal güvence altına almak noktasındayız. Diğer bir değişle, ‘koşulsuz misafirperverlik’ten ‘hak temelli yönetişim’e geçiş, Türkiye’nin mülteci krizini daha iyi yönetmesi için bir gerekliliktir. 2. Hak temelli iyi yönetişime geçiş, devlet-ekonomik aktörler-sivil toplum işbirliğini gerekli kılmaktadır. 3. Suriyeli dostlarımıza yaklaşım, Türkiye’de farklılıklar içinde birlikte yaşama kültürü temelinde olmalıdır ve ‘haysiyet-hak birlikteliği’ genel ilke olarak kabul edilmelidir. 4. Mülteci krizinin iyi yönetiminin sadece Türkiye içi değil, bölgesel istikrar için de gerekli olduğunun altı çizilmelidir. Özellikle Batı’ya ve uluslararası topluma bu mesaj verilmelidir.

Son olarak şu noktayı da vurgulayalım: Türkiye, mülteci krizini yönetirken, darbe girişimleri ve terör saldırılarıyla karşı karşıya kaldı, sınırlarındaki Suriye ve Irak çökmüş devletler konumuna düştü. Bu güvenlik riskleri, Türkiye’nin ahlaki yaklaşımında bir tereddüt yaratmadı. Bu bağlamda, mülteci krizine yaklaşım, Türkiye’nin dış politikasındaki ‘ahlaki realizm’in çok önemli bir boyutunu oluşturdu. Türkiye’nin bölgesel ve küresel sorunlara yaklaşımında ve başta ABD ve AB olmak üzere uluslararası toplumla ilişkilerinde de ahlaki realizmi iyi bir şekilde kullanması, Türkiye’yi bölgesel güç-kilit ülke olarak daha etkili kılacaktır.

[Prof. Dr. Fuat Keyman İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) direktörü ve Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir]

KAYNAK: AA

Bu haber 498 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Ruhun mahiyeti nedir?
Abdulhakim Beyazyüz, Kur'an ayetleri ışığında "Ruh" kavramını inceliyor.
Küresel sahnede birleşik Avrupa’ya ihtiyaç var mı?
"Bu süreçte bölgede de dünyada da çok şey değişti. Her şeyden önce bizim Avrupa Birliği’ne girmemizi destekleyen Avrupa solu artık iktidarda değil."
Kendi savaşından kaçıp başkasının savaşında ölmek/öldürmek
Yeryüzünde herhangi bir ülkenin vatandaşı olmayan bir bireyin, insan olma gerçeğini hangi devletin belirleyeceği ve saydığımız hakları kimin vereceği insan-hak kavramlarının en temel sorunları arasında. İran'ın Afgan sığınmacıları Suriye'de...
Kerkük operasyonu ve eski düzenin sonu
Irak hükümeti referandumun ardından IKBY'ye yönelik uyarılarını fiili müdahaleye çevirdi ve IKBY Haziran 2014'te DEAŞ'ın genişlemesinden önceki sınırlara dönmek zorunda kaldı.
Sosyalist rejimler birer vahşet rejimiydi
Milyonlarca insanı bir ütopya uğruna acımasızca öldüren rejimler, ideolojik renkleri ne olursa olsun, birer vahşet rejimi olmaktan başka ne olabilir? Aynı veya benzer şeyleri faşistler tarafından yapılınca kınayan birçok kişi, iş sosyalist cinayet ve katl
TEOG’un Aşil Topuğu veya yeni sınav sistemi için bir öneri
"Hormonlu olsun veya olmasın, sayısız okulun farklı sebeplerle aynı standartta not vermediği bir ortamda çözüm ne olmalı? Eğitim emektarı, sınıf geçme notunun yerleştirmeye etkisinin ortadan kaldırılmasını öneriyor."
Kerkük’ten zafer çıkarmak
Irak güçlerinin İran destekli Haşdi Şabi milislerini de yanına alarak Kerkük’e saldırmasının ardından Kerkük’de yaşanabileceklere dikkat çeken Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca ‘Kerkük’ten zafer çıkarmak’ başlıklı yazıyı köşesine taşıdı.
Her yıl kural değiştiren ÖSYM'ye: Madem kaldıracaktınız neden getirdiniz?
Bir önceki sınavda birçok öğrencinin canını yakan uygulamaların bu sene bir açıklamayla kaldırılmasını sorgulayan Abbas Güçlü, "Madem kaldırılacaktı, neden getirdiniz?... Sınavı iptal edilenlerden özür dilenecek mi?" diye sordu.
"Şimdi Kerkük’ün Türklüğü ihya mı oldu?"
"Şimdi Irak Anayasası’na Kerkük’ün Türklüğünü vurgulayan bir madde mi eklenecek? Kerkük’te raconu bundan böyle Türkmenler mi kesecek? Yok öyle bir şey."
Barzani kaybetti de sen ne kazandın?
"Kerkük düştü diye zil takıp oynayan kardeşim!.. Düştüyse İran’ın eline düştü, senin payına ne düştü ki çığlık çığlığasın böyle?... Hani sen Barzani için İsrail’e çalışıyor, Almanların piyonudur, Amerika’nın ajanıdır diyordun ya, hiçbiri sahip çıkmadı."
Okul sayısı başarı tamam, ya nitelik? Bahçeli istemişse sınav kalkabilir öyle mi?
"Sorun AK Parti’nin yaptıkların rakamlarla anlatması değil. Sorun, AK Partinin yaptıklarını sadece rakamlara indirgemesindedir. Nitelikle değil, sadece rakamlarla konuşuyor olmasındadır."
"Lise öğrencisi eski erkek arkadaşı tarafından öldürüldü" Burada bir tuhaflık yok mu?
"Helin 16 yaşında. Eğer Helin'in, “eski erkek arkadaşı” ile ailesinin zoru ile evlendirilmesine kalkılsaydı, ona “çocuk gelin” denecekti. “Eski erkek arkadaşı” tarafından öldürüldü ve manşetler “kadın cinayeti” olarak atıldı. Burada bir tuhaflık yok mu?
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Gmail, Youtube, android market vb uygulamalar ile izleniyoruz Sürücü Kursu sınavında değişiklik Müftülüğe Nikah Yetkisi Veren Madde Kabul Edildi HDP Bursa il başkanı tutuklandı Frankfurt Başkonsolosluğundan polise "PKK" tepkisi Rektör atamaları Resmi Gazete'de Yolcu otobüsü ile pancar yüklü tır çarpıştı: 1 ölü, 20 yaralı Deniz Baykal hastaneye kaldırıldı Ardahan'da kar yağışı ve sis yol kapattı EPDK Başkanı Yılmaz: Sistemde kaçak akaryakıt kalmadı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası