• BIST
    105.840
  • Altın
    160,737
  • Dolar
    3,8842
  • Euro
    4,5831
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Abdulhakim Beyazyüz
Abdulhakim Beyazyüz Tüm Yazlıları
08 Temmuz 2017 Cumartesi 13:56
Melek’in Mahiyeti Nedir?

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Allah’a hamd, resulüne selam olsun. Bu yazımızda melek kavramı üzerinde durmaya çalışacağız. Rabbimizin yardımını diliyor ve bizi başarılı kılmasını niyaz ediyoruz.

Melek kavramının zihinde oturması için, öncelikle bu kavramın sözlükteki bazı kullanımlarını inceleyelim;

 مَلَكَ-يَمْلِكُ : Malik olmak, istila etmek, hükmetmek.

اَمْلَكَ- يَمْلِكُ- اِمْلاَكٌ: Bir şeyi birine mülk eylemek.

اِمْتَلَكَ- يَمْتَلِكُ- اِمْتِلاَكٌ: Bir şeye sahip olmak.

تَمَلَّكَ- يَتَمَلَّكُ- تَمَلُّك: Bir şeye sahip olmak, zorla sahip olmak.

مَلَكُ الْأَمْر: Bir şeyin kıvamı, hülasası, özü.

مِلَكُ الَّطَرِيق: Yolun ortası

اَلْمُلْك: Mülk, üzerinde tasarruf yetkisi bulunan şey. İnsanın sahip olduğu temlik.

اَلْمَلَك: Melek

اَلْمَلِك: Mutlak malik olan Allahu Teala hazretleri, mülk sahibi, padişah, hükümdar.

حُكُومَةُ الْمَلِكِيَّة: Monarşi. Kırallık.

اَلْمَلَكَة: Meleke, Kabiliyet, istidat, adet, alışkanlık.

اَلْمَلَكُوت: Ruhlara has gayb âlemi, izzet, saltanat, Allah’ın mülkü.

اَلْمَمْلَكَة: Devlet, krallık, imparatorluk, idare altında olan şey, memleket.

اَلْمَمْلُوك: Köle.

Yukarıda anlamlarını vermiş olduğumuz kelimeler, Kur’an’ı Kerim’de oldukça sık kullanılmıştır. Melek kavramı çeşitli türevleriyle (melek, melekeyn, melaike vs.) olarak seksen sekiz (88) yerde kullanılmıştır.

Kur’an’da melek kelimesinin “kökü” sözlük anlamında sık kullanılmasına rağmen, “melek ifadesi” hiçbir yerde sözlük anlamıyla kullanılmamıştır; melek ifadesi Kur’an-ı Kerim’de geçtiği her yerde kavram anlamıyla kullanılmıştır.

Kur’an’da melek, kavram olarak hangi anlamda kullanılmakta ve hangi özellikler ile anlatılmaktadır?

Melekler Kur’an’da, insandan önce, başta akıl olmak üzere (2/30), çeşitli özelliklere sahip olarak yaratılan (35/1), ancak iradeleri ve cinsiyetleri olmayan (66/6, 53/27, 16/40), Allah’ın kendilerine verdiği sorumlulukları yerine getiren (41/38, 16/50, 7/206, 42/5, 40/7, 4/172), yemeyen, içmeyen (11/69), çok hızlı (70/4, 32/5), çok güçlü (66/6), Allah’ın emrinden dışarı çıkmayan (16/50, 66/6) iman edilmeleri (4/136, 2/177, 2/285) ve sevilmeleri (2/98) gereken şerefli gaybi varlıklar olarak tanıtılmaktadırlar.

Melekler hangi özden yaratılmışlardır?

Meleklerin neden yaratıldığına dair Kur’an’da herhangi bir bilgi verilmemektedir. Ancak konuyla ilgili bazı hadis rivayetleri mevcuttur. Müslim’de hz. Aişe’nin naklettiği iddia edilen bir rivayette şöyle denilmektedir: “Melekler nûrdan, cinler kızıl ateşten, Âdem de size bildirilen şeyden (topraktan) yaratılmıştır. (Müslim, Zühd 60. Ayrıca bkz. Ahmed İbn-i Hanbel,Müsned, VI, 153, 168 ). Bu rivayet içeriği itibariyle Kur’an’a aykırı olmadığından, kesin olmamakla beraber Meleklerin, nurdan yaratıldığını söyleyebiliriz. Ama açıktır ki cinlerin kendisinden yaratıldığı dumansız ateşin mahiyetini tam olarak bilemediğimiz gibi, nurun mahiyetini de bilme imkânımız yoktur.

Melekler ne tür sorumluluklarla görevlendirilmişlerdir?

Meleklerin bazı görevlerini şöyle sıralayabiliriz;

  • Vahyin iletilmesinde elçilik yaparlar. (42/51, 22/75, 35/1, 81/19---25)
  • Allah’ın emri ve izni ile, Müminlere gaybi yardımlar ulaştırıp, destek verirler. (3/124,125, 8/9-12, 9/40, 33/9)
  • Dünyadaki kulları (imtihanı anlamsızlaştıracak şeytani saldırılardan) koruma (6/61,62, 72/27), yaptıklarını gözetleme, kaydetme ve ahirette eksiksiz önlerine koyup şahitlik yapma (50/16-23) görevini yerine getirirler.
  • Allah’ın helak emrinin uygulanmasını sağlarlar. (11/81, 8/50)
  • Kulların ruhlarını alma görevini gerçekleştirirler. (32/11, 41/30,31, 4/97, 6/93, 8/50, 16/28)
  • Yüce Allah’ın arşını taşır, onu sürekli tesbih eder ve onun emirlerini yerine getirmek için hazır beklerler. (69/17, 39/75, 7/206, 89/22, 25/21-26)
  • Cennete ve cehenneme bekçilik ederler. (39/71-74, 66/6, 43/86,87, 74/27-31)

Melekler insanlardan aşağı derecede midirler?

Bununla ilgili kesin bir şey söylemek zordur. Zira insana secde ederek saygı gösterme emrinden hareketle insanın meleklerden daha değerli olduğunu söylemek makul gibi gelmektedir. Ama diğer yandan başta Cebrail (a.s.) gibi çokça övülen (81/19-23, 2/97-98, 66/4) büyük melekler olmak üzere, normal bir insanın arşı taşıyan ve arşın etrafında konuşlanan meleklerden daha kıymetli olacağını söylemek de çok kolay bir şey değildir. Nitekim bundan dolayı bazı âlimler peygamberlerin, büyük meleklerden, büyük meleklerin de vasat müminlerden, vasat müminlerin ise, yine küçük meleklerden daha değerli olduğunu söyleme ihtiyacını duymuşlardır. Doğrusunu elbette Allah bilir. Ama kanaatimizce insan ve melek iki farklı kategori olduğu için kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Zaten bu çok önemli bir husus olmadığı için Rabbimiz de kesin bir bilgi vermemiştir. Zira melek bizzat temizliği ve yüce Allah’ı sürekli anması ve ona itaat etmesiyle çok şerefli bir konuma sahiptir. Ama diğer yandan insanın kendisine lütfedilen özgür iradesini, Allah’a teslim oluş yönünde kullanması ve müslih ve muhsinlerden olmasının ise onu neredeyse meleklerden üstün bir noktaya taşıyacağı açıktır. Bu nedenle, biz kesin olarak meseleyi ancak Rabbimizin bileceğini söylüyor ve aciz kaldığımızı itiraf ediyoruz.

Meleklerin tabiat kuvvetleri olmaları mümkün müdür?

Meleklerin mahiyetlerini tam olarak bilme imkânımızın olmadığı açıktır. Zira Hz.Muhammed bile Cebrail (a.s)’ı asli hüviyetinde sadece iki kez görmüştür. Bu görmelerin bir lütuf ve mucizevi bir ikram olarak gerçekleştiği de ayetlerden anlaşılmaktadır (53/1-15). Diğer yandan bu görme ile peygamber (s.a.v.)’in Meleğin mahiyetini anladığını söylemek büyük ve delilsiz bir iddia olacaktır. Diğer görme olaylarının ise meleklerin beşer suretinde görünmeleriyle gerçekleşebildiğini de Kur’an’dan anlayabilmekteyiz (11/69,70, 81, 19/16-21). Dolayısıyla meleklerin gerçek mahiyetine yönelik fazla bir şey bilmediğimiz açıktır. Ama bununla beraber meleklerin tabiat kuvvetleri olduğunu söylemek de mümkün görünmemektedir. Zira meleklerin en azından bağımsız ve yüce bir varlık formu içinde var edildiğini ayetlerden anlayabilmekteyiz. Ayrıca özel şahsiyetler oldukları da, gerek Cebrail, Mikail ve Malik gibi isimlendirilmelerinden (2/97,98, 66/4, 43/77) ve gerekse aralarındaki hiyerarşik düzenden anlaşılabilmektedir (81/19-21, 69/17, 43/77, 32/11, 39/71-73).

Bunların yanı sıra Kur’an’da ‘ruh’ ve ‘Ruh-ül Kuddûs’ ifadelerinin kavramsal olarak Cebrail (a.s) için kullanılması da meleklerin bağımsız, özgün ve şerefli bir konumları olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim çocuğun Hz. Meryem’e lütfedilmesinde (19/17), Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesinde (5/110) ve Hz. Peygamberin kalbine vahyin indirilmesinde Cebrail’in (a.s) isminin zikredilmesi ve “De ki: "Allâh'ın izniyle Kur'ân'ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbine indirdiği için, kim Cebrâil'e düşman olursa, (Evet) kim Allah'a, meleklerine, elçilere, Cebrâil'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki, Allâh da inkâr edenlerin düşmanıdır.” (2/97,98) buyrulması da meleklerin tabiat kuvvetlerinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır.

Aynı zamanda bir tabiat kuvveti olan ateşin (cehennemin) üzerinde bekçi meleklerin olduğunun ifade edilmesi (74/27-31) ve yine tabiat kuvvetleri olan ‘güneşin dürüldüğü ve yıldızların saçıldığı kıyamet gününde’, melekler için söylenenler, onların bildiğimiz Tabiat kuvvetlerinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır; “O gün Rûh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahmân'ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler. İşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutsun.”(78/38,39)

Meleklerin müminlerle beraber fiilen savaşmaları söz konusu olmuş mudur?

 Hz. Muhammed’in Cebrail’i (a.s) aslî hüviyetinde sadece iki sefer görebildiğini ve bunun da olağanüstü bir duruma karşılık geldiğini yukarıda ifade etmiştik. Dolayısıyla bu şartlarda ancak beşer suretindeki bir katılım akla gelebilir. Konuyla ilgili ayetlere baktığımızda bunun da gerçekleşmediğini söyleyebiliriz. Zira konuyla ilgili ayetlere baktığımızda Hendek savaşındaki gaybi yardım için şöyle buyrulduğunu görmekteyiz; Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.”(33/9), Huneyn savaşı için; “Andolsun Allâh size birçok yerlerde, Huneyn gününde de yardım etmişti. Hani (o gün) çokluğunuz sizi böbürlendirmişti. Fakat size hiçbir yarar da sağlamamıştı. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü başınıza dar gelmişti, nihâyet bozularak arkanızı dönmüş(kaçmağa başlamış)tınız. Sonra Allâh, Elçisinin ve mü'minlerin üzerine sekinetini (güven veren rahmetini) indirdi, sizin görmediğiniz askerler indirdi ve kâfirlere azâb etti (onları bozguna uğrattı). İşte kâfirlerin cezâsı budur!”(9/25,26),  (Hicret sürecinde, Sevr mağarasına sığındıkları olay için;) “Eğer siz o(Hak elçisi)ne yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allâh ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri olduğu halde, inkâr edenler kendisini (Mekke'den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına "Üzülme, Allâh bizimle beraberdir!" diyordu. (İşte o zaman) Allâh (ona yardım etti) onun üzerine sekine(huzûr ve güven duygu)sunu indirdi ve onu, sizin görmediğiniz askerlerle destekledi; inanmayanların sözünü alçattı. Yüce olan, yalnız Allâh'ın sözüdür. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.”(9/40)  Yüce rabbimiz bu gaybi melek yardımı niçin yaptığını ve bununla neyi dilediğini de Bedirle ilgili ayetlerde açıkça ortaya koymaktadır;” O zaman sen mü'minlere: "Rabbinizin, size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi, size yetmez mi?" diyordun. Evet, sabrettiğiniz ve Allah'a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.”(3/124,125,126), Bu durum Bedirle ilgili inen Enfal suresindeki ayetlerde de aynı şekilde ortaya konulmaktadır; “Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: "Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim," diye duânızı kabul buyurmuştu. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(8/9,10) Bütün bu gaybi yardımlarla ilgili inen ayetlerden anlıyoruz ki melekler açıkça müminlerle savaşmamıştır. Dolayısıyla “şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu” (8/12) ayetini müminlere yönelik teşvik edici bir emir olarak anlamak daha doğru olacaktır. Zaten aynı ayetin öncesindeki “Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” (8/12) ifadesi de bu tercihimizi desteklemektedir. Zaten Hendek, Huneyn ve Sevr mağarasında bu yardımın ne şekilde yapıldığına dair ayetlerdeki net ifadeler, bu ayetleri de ne şekilde anlamamız gerektiğini ortaya koymaktadır.

Sözlerimizin sonu Allah’a hamdır. Yanıldığımız hususlar bizden, isabet ettiklerimiz Rabbimizin lutfündendir. Ondan bağışlanma diler, ona sığınırız. Şüphesiz ki her şeyi kusursuz bilen, ancak el-aliym olan Rabbimizdir. 

Bu haber 1496 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet
5 ay önce yazıldı.
Muhterem hocam, “Bu konuyu işlerken, öncelikle hedefimiz bu kavramların Kur’an’da nasıl kullanıldığını tespit etmektir. Bu nedenle ayetlerle konuyu anlatmamız anlaşılır bir şey olmalıdır.” demektesiniz. Elbette ki kapsamını sadece Kuran ile veya sadece sünnet veya bir başka alan ile sınırlı tutup da bir konuyu işlemek mümkün. Bunu en iyi yapanlardan biri de kanaatimce Murat KAYACAN beydir. Son yazılarının başlıklarına bakacak olursak: “Kur’an’da sabredenlerle beraberdir” ifadesi, “Kur’an’da bilmez misin ki Allah” ifadesi vs…. Murat bey yazılarının başlığından da anlaşılacağı üzere tartışmasını Kur’an ile sınırlamaktadır. Bu bilimsel çalışma yöntemi bu alanda yapılacak geniş çaplı araştırmalara/ çalışmalara kaynaklık teşkil edecek yapıdadır. Ancak siz “Melek’in mahiyeti”, “cin var mıdır? Mahiyeti nedir?”, “Cinler, Melek veya tanınmayan varlıklar mıdır?”, “Adem Tür müdür” gibi kapsamı oldukça geniş, meseleye son noktayı koyacak, ne idülüğünü netleştirecek bir tarzda meseleyi işliyorsunuz. Yazılarınızın başlığında veya içerikte herhangi bir yerde araştırmanızı Kur’an ile sınırlandırdığınızı ifade eden herhangi bir husus yok. Vahye konu olmuş bir meseleye de son noktayı koymak, mahiyetini netleştirmek ise konu ile ilgili aynı zamanda bize gelen ve Sünnet kapsamında değerlendirilecek ilgili bilgileri de tartışmayı gerektirmektedir. Yani Resulü konuşturmayı gerektirir. Tartışmaya resulü dahil etmek, konu ile ilgili söylediklerini de masaya yatırmak gerekmektedir. Konuya son nokta ancak bu şekilde konur. Aksi taktirde yazınızın başlığını “Kur’an’da Melek” diye değiştirmeniz veya henüz yazının başında bunu belirtmeniz gerekir diye düşünüyorum. Genel anlamda yazılarınızda dinin ikinci kaynağı olan sünnete yer vermemektesiniz. Buna ben Kur’an’ı Sünnetin birincil bilgi kaynağı olarak görüyorum demek de çok açıklayıcı değil. Elbette ki Kur’an Sünnetin birincil kaynağıdır. Ancak benim kastım sizin de yukarıda da belirttiğiniz ilgili sahih, mütevatir hadise ve siyere genel anlamda başvurmayan, tartışmayı Kur’an ile sınırlandıran yaklaşımınız. Bu şekilde de hiçbir meseleye son nokta konamaz.
Abdulhakim beyazyüz
5 ay önce yazıldı.
Allah’ın selamı tüm iman edenlerin üzerine olsun. Ahmet kardeşim bazı sorular sormuş, onları vesile edinerek hadis ve sünnete yaklaşımımızı ortaya koymaya çalışalım. (Ayrıca bu sitede daha önce yayınlanan; “Sünnete yaklaşımımız nasıl olmalıdır?” Yazısına da bakılabilir) a- Sünnete tabi olmanın gereği tartışma konusu bile yapılamaz. b- Bize göre sünnetten yararlanmanın kaynakları Önem sırasına göre şunlardır: 1- Kur’an. 2- on binlerin pratikleri ile bize ulaştırılan yaşayan mütevatir sünnet. (namazın şekli, Haccın ifa edilmesine dair on binlerin pratiği vs.) 3- Sahih hadisler 4- Siyer kaynakları. c- Bu konuyu işlerken, öncelikle hedefimiz bu kavramların Kur’an’da nasıl kullanıldığıdını tespit etmektir. Bu nedenle ayetlerle konuyu anlatmamız anlaşılır bir şey olmalıdır. d-)Bununla beraber zaman zaman hadislerden yararlanmaya çalıştığımızda açıktır.(bu yazıda da meleklerin hangi özden yaratıldığı hususunda yararlanılmıştır.) Diğer yandan, inşallah konuyu Hadislerden yararlanma metodunu izah eden gelecek yazılarımızda detaylıca açıklayacağımızı da ifade etmek isterim. Çabalarımızın hepimizi,ilme, amele ve ihlas’a yaklaştırmasını yüce Allahtan niyaz ederim.
Ahmet
5 ay önce yazıldı.
Abdulhakim hocam. Cin ve meleklerin varlığı ve mahiyetini tartışıyorsunuz. Allah razı olsun. Ancak anlamakta gerçekten zorlandığım bir husus sormak istiyorum. Sorumu sormadan önce ifade edilecek bir iki husus olarak: Bildiğiniz gibi Kur’an Hz peygamber aracılığıyla gelmiş ve resul ayetleri bizzat yaşarak vahyin yaşanabilir/pratize edilebilir bir din olduğunu ortaya koymuş ve insanoğluna hiçbir mazeret de bırakmamıştır. İnen her ayeti en güzel şekilde yaşantıya dökmüş, tefsir etmiş, ayetten maksadın ne olduğunu ortaya koymuş, nasıl anlaşılması gerektiğini en güzel şekilde ifade etmiştir. İlk Kuran nesli Hz peygamber gibi bir müfessirin eğitiminden, sohbet halkalarından geçmiştir.Şüphesiz o en güzel öğretmendir. Nitekim peygamberin indirilen zikrin (Kuran’ın) açıklayıcısı/müfessiri olduğuna dair birçok ayet bulmak mümkün. Vahye konu olan bir mesele olmasın ki resul onu tefsir etmiş olmasın, o ayetten, konudan, kavramdan her ne derseniz deyin maksadın ne olduğunu, takınılması gereken tutumu işlemiş olmasın. Sözün özü hal böyle iken melek, cin vb konuları işlerken araştırmanızı/tartışmanızı sadece ayetler ile sınırlı tutmanıza anlam veremiyorum. Melek ve cin kavramları işlenirken konu ile ilgili hadisleri de tartışmanız gerekmez mi? Sizin yaptığınız şey Kuran’ın konu ile ilgili ayetlerini bir araya getirip, tartışıp konuyu tefsir etmek iken, en büyük müfessirin konu ile ilgili açıklayıcı ifadelerine yer vermeniz, koyunu bu kampsam ve zeminde tartışmanız gerekmez mi? Vahye konu olmuş meseleleri Resulün söz, fiil ve takrirlerinden oluşan açıklayıcı beyanlarını dikkate almadan işlemek dinin ikinci kaynağını aslında “kaynak olarak görmemek” değil midir? Allah’ın Resulü mahiyetini tartıştığınız konularla ilgili hiç konuşmamış mıdır? Konuşmaları sadece ayetleri okumakla mı sınırlıdır? Tartışmalarınızda dinin ikinci kaynağını dikkate almamanızın, tartışmamanızın özel bir sebebi var mıdır? Saygılar, hürmetler.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
İkinci el araçta 'kilometre' oyununa son KYK burs ve kredi sonuçları açıklandı 'Türkiye'de ombudsmanlık kararları yüzde 53 uygulanıyor' Antalya'yı şiddetli yağış, fırtına ve hortum vurdu 'Terör örgütü üyelerinin en az 15 çocuğu var' Canikli: S-400 füzeleri satın alındı AK Partili Belediye Başkanı Tüm Camilerde 10 Kasım Mevlidi Okuttu YKS Temel Yeterlilik Sınavı tarihleri belli oldu Türkiye'de 27 bin 592 kişi organ nakli bekliyor Danıştay üyesi meslekten çıkarıldı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası