• BIST
    116.531
  • Altın
    158,593
  • Dolar
    3,7404
  • Euro
    4,4932
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Korku, susturanda zulüm, susturulanda öfke biriktirir
Devlet ve örgüt gibi organizasyonların, değer vermek gibi ikna yöntemleri yerine korku duvarları üzerinden toplumları yönetmenin yollarını keşfetmenin üzerinden bin yıllar geçti.
17 Ekim 2017 / 11:00

Zafer Burakmak'ın yorumu;

Korkunun terbiye etme ve hükmetmenin en kestirme yöntemi olduğunu bilmek için sosyolog olmaya gerek yok. Çocukları olan her anne baba dahi bu yöntemin kolaylığına şahit olmuştur. Ancak aynı şahitlik, bu yöntemin zararlarını da göstermiştir. Yine de bir iki çocuklu ailelerden, birkaç işçilik işyerine kadar küçük topluluklar üzerinden bu tecrübeyi yaşamış herkeste gelişen akıl, bin yıllık tecrübesi olan devletlerde çok daha komplike bir şekle bürünmüştür.

Devlet ve örgüt gibi organizasyonların, değer vermek gibi ikna yöntemleri yerine korku duvarları üzerinden  toplumları yönetmenin yollarını keşfetmenin üzerinden bin yıllar geçti. Bu topraklarda da Cumhuriyetin kuruluş yıllarında bu yöntem kanlı bir şekilde yaşanırken sonrasındaki yıllarda da bu korku psikolojisine sürekli başvurulmuştur. Yaptıkları bir yana yapacaklarının dillendirilmesi bile dehşet salmaya yeterliydi. Görece hakların geniş tutulduğu bir ortamın Kürt hareketlenmesine neden olacağı tartışmalarının yaşandığı 1960 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, eğer Türkiye’de Kürt huzursuzluğu olursa “Ordu kasabaları ve köyleri bombalama konusunda tereddüt yaşamayacaktır; yaşadıkları yerler ortaya çıkacak kan banyosuyla boğulacaklardır” ifadelerini kullanıyordu. Eski bir asker olan Gürsel, en kestirme yöntemin korkuyla sindirmek olduğunu biliyordu. Yine eski bir İçişleri Bakanı’nın “Dağları koruyan jandarma değil, jandarmanın korkusudur” sözü bu mantığın tezahürüydü.

Ancak toplumları yönetmenin tüm spesifik yönlerini tecrübe etmiş, hepsinden kimi zamanlar yararlanmış bir devlet geleneğinden söz ediyoruz. Kimi zamanlar sertleşen devlet yapısı, kimi dönemler görece daha yumuşak bir ortamı yaşatmıştır. Bu dönemlerden biri de AK Parti iktidarı ile başlayan süreçti. Sistemde öncesinden başlayan yumuşama eğilimi, AK Parti iktidarı ile toplumun tüm kesimlerine sirayet edecek tarzda gelişti. Öyle ki demokratikleşme denilen sürecin, Türkiye’de varabileceği en yüksek noktayı da müşahade etmiş olduk. Ancak yine aynı devlet, bugün yine aynı partinin iktidarında sert bir viraja girmiş bulunuyor. Ve bu viraj uzadıkça savrulmanın boyutu da genişliyor.

Her dönemin devlet tepkisi değişmekte, topluma gösterilen sopanın rengi tehlikenin seviyesine göre belirlenmektedir elbet. Cumhuriyetin ilk dönemlerinin kan rengindeki kırmızı sopası ile 28 Şubat post-modern darbe sürecinin yargıdaki “hakim tokmağı” arasındaki farkı görmemek mümkün değil. Yine de amaçlarına aynı yönde farklı yollarla gitmek istedikleri aşikar.  Bunun yanında 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki süreçte yaşananların boyutu ve süreci,  söz konusu devlet aklının yürürlükte olduğunu gösteriyor.  AK Parti döneminde toplumun farklı siyasi fraksiyonlarından, devlet memurlarına kadar geniş bir kesimde sistemin kaldıramayacağı kadar bir demokratikleşmenin yaşandığı görülüyor.  AK Parti ile başlatılan demokratikleşmeyi hem dindar hem de Kürt çevrelerine fazla gören ve yine bu parti eliyle sınırlamaya hatta geriletmeye çalışan bir devlet mantığı hortladı. 15 Temmuz darbe girişimi ardından FETÖ ile mücadele için ilan edilen OHAL kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile yüzbinlerce insanın etkilendiği operasyonlar bunun bir yansıması. Öyle ki, toplumun her kesimine bir şekilde dokunulmuş ve bir korku psikolojisinin salınması hedeflenmiş durumda. Devlet memurlarını , adaylarını ve memur yakınlarını etliye sütlüye karışmayacak tamamen apolitik bir seviyeye getirmenin çabası yürütülüyor adeta. Bu çaba, bugünle sınırlı kalacak bir etki oluşturmayacak, her devlet memuru ve adayında “bugün hukuki görünen ama yıllar sonra karşıma çıkabilecek tehlikeler” paranoyası oluşturacak şekilde gelişmektedir.

PKK ile ilişiğinden kaynaklı tutuklamaları bir yana bırakarak değerlendirmek gerekirse Kürt illerinde Eğitim-Sen ve belediyeler üzerinden yaşanan ihraçlar ve açığa almaların da aynı mantıkla yürütüldüğü görülmektedir. Bölgenin özel dengelerinden ötürü biraz daha dikkatli yürütülen süreç, 1990’lı yılların hatasına düşülmeden ilerletilmeye çalışılıyor. Öyle ki siyasi aklın direttiği bu direnç, güvenlik bürokrasisini kimi noktalarda frenlemek zorunda kalıyor. Ancak yine de çatışmalı ortam nedeniyle güvenlik bürokrasisine yapılan yetki devri, güvenlikçi mantığın kendi raconunu hissettirmesine neden oluyor. Devlet memurlarının siyasi faaliyetlerinde yaptıkları eylemlere KHK ihraçlarıyla bir ket vuran akıl, şehirlerdeki kesimlere OHAL üzerinden bir korku psikolojisi yaratmış durumda. Bu psikoloji hem memur yakınlarını hem de memur olmak için uğraşan gençleri sınırlıyor. Özellikle PKK’nin şehirlere taşıdığı savaşın yıkımından duyulan rahatsızlıkla birleşen bu devlet sınırı, şehir sosyolojisine hakim olmuş durumda.

Ancak hem şehir merkezlerindeki savaşın verdiği yıkıma şahit olmamaları hem de OHAL ve KHK’lara yansıyacak bir devlet aidiyet ve ilişiklerinin bulunmaması nedeniyle kırsal kesimlerde istenen sonuç yaratılamamıştır. PKK üyelerinin kırsal kesimdeki ilişkilerini bloke etmek isteyen güvenlik bürokrasisi ise, Çözüm Süreci’nin oluşturduğu rahatlama psikolojisini ve bu psikolojinin kırsal kesimlerde verdiği cesareti kırarak kontrolü tekrar bütünüyle ele almak istemektedir. Bir güvenlikçi kafa için bunun en kestirme yolu da korku salarak yapılabilir. Bu nedenle bölgedeki köylerde gayri insani tavırlar gittikçe artıyor. Şapatan köyündeki toplu dayak olayı, bu çabanın somut göstergesi olarak medyaya yansıyan bir örnek. Bu yaklaşımın tek sonucu Şapatan değil elbet. Süreç, güvenlik bürokrasisinin gittikçe sertleşen  eylemleriyle korku üzerinden kontrol sağlamak istemesi,  buna karşın siyasi erkin ise gittikçe artan hak ihlalleriyle karşı karşıya gelmesiyle sonuçlanıyor.  Hükümet bu sürece müdahale etmediği müddetçe hem güvenlik bürokrasisinin insiyatifi ele geçirmesini hem de toplumun kısa süreli sindirilmesine karşın orta ve uzun vadede Türkiye’ye olan aidiyet bilincini yitirmesini durduramayacaktır.

Buna karşın Türkiye’deki Kemalist zihin kodlarına benzer bir mantıkla büyüyen PKK de aynı yöntemi, hukuka bağlı kalmak zorunda olmayışının verdiği rahatlıkla kanlı bir şekilde uygulamaktadır. Son dönemlerde etkinliğini kaybeden örgüt, topluma varlığını hissettirmek için kimi saldırılar düzenliyor. Örneğin karakollar için yol, elektrik hatları, yiyecek temini gibi çeşitli alanlarda çalışan işçilere yönelik saldırılar bu amaca matuftur. Bölgedeki AK Partili siyasetçilere yönelik saldırılar da hakeza. Devletle girdiği çatışmalarda ciddi kayıplar yaşayan PKK, işçiler ve siyasetçiler gibi kolay hedeflere saldırarak toplum üzerindeki hakimiyet alanını sürdürmek istiyor.

Şapatan Köyü, Kürt toplumunun sindirilmeye çalışıldığı tezinin somut bir kanıtıdır. Çünkü kimi polis memurlarının onlarca kişiyi meydan dayağından geçirdiği köyde, PKK üyelerinin de kendilerinden olmayanları korku ile sindirmeye çalıştığı saldırıları yaşandı. Şapatan’da köylülerin sıra dayağına çekildiği günden 46 gün sonra bu kez PKK, İslami kimliğiyle bilinen bir esnafın işyerini bombalamıştı. Örgüt kendinden olmayan muhalif bir kesimi...

Yazının devamı için tıklayınız...

Bu haber 561 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Dayatma yemin metni ile Meclis'ten kovmak
"Zana’nın tahliye ve vekilliği, hatalarından dersler çıkarmış “Yeni Türkiye” olarak ifade edilen sürecin Kürtler tarafına yansımasıydı. Şimdi tersinden bir sürecin sembolüne döndü. Hem de “Türkiye milleti” gibi meşru ve haklı bir söylem üzerinden."
Afrin soruları
"Bu şartlar altında Suriye’de üretilecek çözümden Türkiye ne kadar pay istiyor? Daha da önemlisi, askeri seçeneğe başvurarak bunu alabileceğine inanıyor mu?"
Kuraklığın lafı yetti gıda fiyatları artıyor
Hükümet, gıda fiyatlarını düşürmek için kırmızı et, hububat, bakliyat gibi birçok üründe gümrük vergilerini düşürdü. 2018'de beklenen kuraklık, ramazan ayının hasat öncesine denk gelmesi özellikle yılın ilk yarısında gıda fiyatlarının artıracak gibi.
Adı Resmi Gazete’de yayınlanmış ama kimsenin tanımadığı bir adamın hikayesi...
"Başına gelenlerle kimsenin ilgilenmediği, bu kadar kritik günlerden geçerken de mağduriyeti kimsenin umurunda olmayan bu ülkenin sıradan bir genç vatandaşı o. Adı Resmi Gazete’de çıkmış olmasına rağmen..."
ABD’nin YPG yatırımı ve Afrin denklemi
ABD’nin yeni adımı YPG’nin bir örgüt formatından çıkarılarak bir orduya dönüştürülmesi anlamına geliyor. Bu hamle birkaç katmanda Suriye’nin ve bölgenin geleceğini etkileyecek bir mahiyete sahip.
Mısır'daki siyasi idamları durdurmak için somut adımlar atabilmek
İhvan'ın tutuklu liderleri ve onların aileleri kendi sınavlarını başarıyla vermekteler. Ancak, hür dünyanın(!) yöneticileri, önderleri, aydınları, gazetecileri ve aktivistlerinin Mısır’daki idamlarla ilgili sınavlarını başarıyla verebildiğini söylemek mü
Ortadoğu yazarı: Biz muhalefetteyiz ama fikrimiz iktidarda
MHP'nin yayın organı Ortadoğu yazarı Yıldıray Çiçek "MHP bugün fikrinin iktidarını yaşamaktadır. Düşman cephesinin çıldırması da bu yüzdendir" dedi.
Bu hukuki ihtilafa bakacak bir merci yok
"Yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi’ne “Görev gaspı yapıyorsun” derse, bu ihtilafa bakacak daha üst bir mahkeme yok! Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin kararları “kesin ve bağlayıcı”dır. Aksi düşünülmediği için bir merci tayin edilmemiştir"
Adaletten sinyal bekleyenler...
"Eğer, bu konuda yeni bir içtihad ve kriter geliştirilmezse, müphemlik ortadan kaldırılmazsa “güçlü olanlar ya da güçlü tanıdıkları olanlar kurtuluyor” gibi şikayetler de bitmez."
Avrupa - Türkiye - Ortadoğu: Kim dönüşüyor, kim dönüştürüyor?
Mültecilerden radikalizme, başarısız devlet deneyimlerinden ekonomik darboğaza kadar Avrupa'nın komşu bölgelerinde yaşanan meseleler Avrupa'daki siyasal manzarayı dönüştürüyor, toplumsal kaygıları çok ciddi manada kaşıyor.
Bilmediğiniz şeyler var!
"Herhalde hiç kimse bize MHP ve Devlet Bahçeli’nin niyet konusunda ‘’Bilmediğiniz şeyler var’’ diyemez. Biz hem MHP’yi hem de Devlet Bahçeli’yi gayet iyi biliyoruz. Burada bilmediğimiz aslında AK Parti’nin ne istediğidir?"
Selvi: AİHM, Türkiye'yi Avrupa Konseyi'ne taşıyabilir
Selvi, AYM'nin tutuklu gazeteciler Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında verdiği 'hak ihlali' kararının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) de çıkabileceğini ve " AİHM’nin Türkiye’yi, Avrupa Konseyi’ne taşıması tehlikesinden söz ediliyor" dedi
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Ehliyet sınavlarında 'tablet' dönemi başladı HDP'li Altan Tan hakkında 15 yıla kadar hapis istemi Hakkari'de kayak keyfi Kısmen buz tutan Gölcük Gölü havadan görüntülendi Kanal İstanbul'un güzergahı resmen belli oldu Emniyet Özel Harekat Daire Başkanlığı kaldırıldı Bozdağ'dan 'Mor Beyin' açıklaması Van Gölü için 100 milyon liralık arıtma tesisi YÖK'ten görevlendirmelere ilişkin yönetmelik değişikliği Posof'ta eğitime kar engeli
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası