• Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Korku, susturanda zulüm, susturulanda öfke biriktirir
Devlet ve örgüt gibi organizasyonların, değer vermek gibi ikna yöntemleri yerine korku duvarları üzerinden toplumları yönetmenin yollarını keşfetmenin üzerinden bin yıllar geçti.
17 Ekim 2017 / 11:00

Zafer Burakmak'ın yorumu;

Korkunun terbiye etme ve hükmetmenin en kestirme yöntemi olduğunu bilmek için sosyolog olmaya gerek yok. Çocukları olan her anne baba dahi bu yöntemin kolaylığına şahit olmuştur. Ancak aynı şahitlik, bu yöntemin zararlarını da göstermiştir. Yine de bir iki çocuklu ailelerden, birkaç işçilik işyerine kadar küçük topluluklar üzerinden bu tecrübeyi yaşamış herkeste gelişen akıl, bin yıllık tecrübesi olan devletlerde çok daha komplike bir şekle bürünmüştür.

Devlet ve örgüt gibi organizasyonların, değer vermek gibi ikna yöntemleri yerine korku duvarları üzerinden  toplumları yönetmenin yollarını keşfetmenin üzerinden bin yıllar geçti. Bu topraklarda da Cumhuriyetin kuruluş yıllarında bu yöntem kanlı bir şekilde yaşanırken sonrasındaki yıllarda da bu korku psikolojisine sürekli başvurulmuştur. Yaptıkları bir yana yapacaklarının dillendirilmesi bile dehşet salmaya yeterliydi. Görece hakların geniş tutulduğu bir ortamın Kürt hareketlenmesine neden olacağı tartışmalarının yaşandığı 1960 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, eğer Türkiye’de Kürt huzursuzluğu olursa “Ordu kasabaları ve köyleri bombalama konusunda tereddüt yaşamayacaktır; yaşadıkları yerler ortaya çıkacak kan banyosuyla boğulacaklardır” ifadelerini kullanıyordu. Eski bir asker olan Gürsel, en kestirme yöntemin korkuyla sindirmek olduğunu biliyordu. Yine eski bir İçişleri Bakanı’nın “Dağları koruyan jandarma değil, jandarmanın korkusudur” sözü bu mantığın tezahürüydü.

Ancak toplumları yönetmenin tüm spesifik yönlerini tecrübe etmiş, hepsinden kimi zamanlar yararlanmış bir devlet geleneğinden söz ediyoruz. Kimi zamanlar sertleşen devlet yapısı, kimi dönemler görece daha yumuşak bir ortamı yaşatmıştır. Bu dönemlerden biri de AK Parti iktidarı ile başlayan süreçti. Sistemde öncesinden başlayan yumuşama eğilimi, AK Parti iktidarı ile toplumun tüm kesimlerine sirayet edecek tarzda gelişti. Öyle ki demokratikleşme denilen sürecin, Türkiye’de varabileceği en yüksek noktayı da müşahade etmiş olduk. Ancak yine aynı devlet, bugün yine aynı partinin iktidarında sert bir viraja girmiş bulunuyor. Ve bu viraj uzadıkça savrulmanın boyutu da genişliyor.

Her dönemin devlet tepkisi değişmekte, topluma gösterilen sopanın rengi tehlikenin seviyesine göre belirlenmektedir elbet. Cumhuriyetin ilk dönemlerinin kan rengindeki kırmızı sopası ile 28 Şubat post-modern darbe sürecinin yargıdaki “hakim tokmağı” arasındaki farkı görmemek mümkün değil. Yine de amaçlarına aynı yönde farklı yollarla gitmek istedikleri aşikar.  Bunun yanında 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki süreçte yaşananların boyutu ve süreci,  söz konusu devlet aklının yürürlükte olduğunu gösteriyor.  AK Parti döneminde toplumun farklı siyasi fraksiyonlarından, devlet memurlarına kadar geniş bir kesimde sistemin kaldıramayacağı kadar bir demokratikleşmenin yaşandığı görülüyor.  AK Parti ile başlatılan demokratikleşmeyi hem dindar hem de Kürt çevrelerine fazla gören ve yine bu parti eliyle sınırlamaya hatta geriletmeye çalışan bir devlet mantığı hortladı. 15 Temmuz darbe girişimi ardından FETÖ ile mücadele için ilan edilen OHAL kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile yüzbinlerce insanın etkilendiği operasyonlar bunun bir yansıması. Öyle ki, toplumun her kesimine bir şekilde dokunulmuş ve bir korku psikolojisinin salınması hedeflenmiş durumda. Devlet memurlarını , adaylarını ve memur yakınlarını etliye sütlüye karışmayacak tamamen apolitik bir seviyeye getirmenin çabası yürütülüyor adeta. Bu çaba, bugünle sınırlı kalacak bir etki oluşturmayacak, her devlet memuru ve adayında “bugün hukuki görünen ama yıllar sonra karşıma çıkabilecek tehlikeler” paranoyası oluşturacak şekilde gelişmektedir.

PKK ile ilişiğinden kaynaklı tutuklamaları bir yana bırakarak değerlendirmek gerekirse Kürt illerinde Eğitim-Sen ve belediyeler üzerinden yaşanan ihraçlar ve açığa almaların da aynı mantıkla yürütüldüğü görülmektedir. Bölgenin özel dengelerinden ötürü biraz daha dikkatli yürütülen süreç, 1990’lı yılların hatasına düşülmeden ilerletilmeye çalışılıyor. Öyle ki siyasi aklın direttiği bu direnç, güvenlik bürokrasisini kimi noktalarda frenlemek zorunda kalıyor. Ancak yine de çatışmalı ortam nedeniyle güvenlik bürokrasisine yapılan yetki devri, güvenlikçi mantığın kendi raconunu hissettirmesine neden oluyor. Devlet memurlarının siyasi faaliyetlerinde yaptıkları eylemlere KHK ihraçlarıyla bir ket vuran akıl, şehirlerdeki kesimlere OHAL üzerinden bir korku psikolojisi yaratmış durumda. Bu psikoloji hem memur yakınlarını hem de memur olmak için uğraşan gençleri sınırlıyor. Özellikle PKK’nin şehirlere taşıdığı savaşın yıkımından duyulan rahatsızlıkla birleşen bu devlet sınırı, şehir sosyolojisine hakim olmuş durumda.

Ancak hem şehir merkezlerindeki savaşın verdiği yıkıma şahit olmamaları hem de OHAL ve KHK’lara yansıyacak bir devlet aidiyet ve ilişiklerinin bulunmaması nedeniyle kırsal kesimlerde istenen sonuç yaratılamamıştır. PKK üyelerinin kırsal kesimdeki ilişkilerini bloke etmek isteyen güvenlik bürokrasisi ise, Çözüm Süreci’nin oluşturduğu rahatlama psikolojisini ve bu psikolojinin kırsal kesimlerde verdiği cesareti kırarak kontrolü tekrar bütünüyle ele almak istemektedir. Bir güvenlikçi kafa için bunun en kestirme yolu da korku salarak yapılabilir. Bu nedenle bölgedeki köylerde gayri insani tavırlar gittikçe artıyor. Şapatan köyündeki toplu dayak olayı, bu çabanın somut göstergesi olarak medyaya yansıyan bir örnek. Bu yaklaşımın tek sonucu Şapatan değil elbet. Süreç, güvenlik bürokrasisinin gittikçe sertleşen  eylemleriyle korku üzerinden kontrol sağlamak istemesi,  buna karşın siyasi erkin ise gittikçe artan hak ihlalleriyle karşı karşıya gelmesiyle sonuçlanıyor.  Hükümet bu sürece müdahale etmediği müddetçe hem güvenlik bürokrasisinin insiyatifi ele geçirmesini hem de toplumun kısa süreli sindirilmesine karşın orta ve uzun vadede Türkiye’ye olan aidiyet bilincini yitirmesini durduramayacaktır.

Buna karşın Türkiye’deki Kemalist zihin kodlarına benzer bir mantıkla büyüyen PKK de aynı yöntemi, hukuka bağlı kalmak zorunda olmayışının verdiği rahatlıkla kanlı bir şekilde uygulamaktadır. Son dönemlerde etkinliğini kaybeden örgüt, topluma varlığını hissettirmek için kimi saldırılar düzenliyor. Örneğin karakollar için yol, elektrik hatları, yiyecek temini gibi çeşitli alanlarda çalışan işçilere yönelik saldırılar bu amaca matuftur. Bölgedeki AK Partili siyasetçilere yönelik saldırılar da hakeza. Devletle girdiği çatışmalarda ciddi kayıplar yaşayan PKK, işçiler ve siyasetçiler gibi kolay hedeflere saldırarak toplum üzerindeki hakimiyet alanını sürdürmek istiyor.

Şapatan Köyü, Kürt toplumunun sindirilmeye çalışıldığı tezinin somut bir kanıtıdır. Çünkü kimi polis memurlarının onlarca kişiyi meydan dayağından geçirdiği köyde, PKK üyelerinin de kendilerinden olmayanları korku ile sindirmeye çalıştığı saldırıları yaşandı. Şapatan’da köylülerin sıra dayağına çekildiği günden 46 gün sonra bu kez PKK, İslami kimliğiyle bilinen bir esnafın işyerini bombalamıştı. Örgüt kendinden olmayan muhalif bir kesimi...

Yazının devamı için tıklayınız...

Bu haber 379 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Paranın kısa tarihi hikâyesi
Yeni Şafak yazarı Yaşar Süngü, bugünkü köşesinde paranın kısa bir tarihini özetlemiş.
14 Kasım 2017 ve Okkupert
"Batılı devletlerle Rusya ve müttefikleri/uyduları arasında yeni bir soğuk savaş başlarsa, 14 Kasım 2017 tarihi bu savaşın kilometre taşlarından biri olarak kayda geçebilir."
Yeni sistemin bu yanlışlarından geri dönülmeli
Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer ortaöğretime geçişte uygulanacak yeni sisteme ilişkin eleştirilerini ve uyarılarını dile getiriyor.
Muhafazakar Kimlik Krizi ve Bir İlhad Dalgası Olarak Atatürkçülük
Kemalist resmi ideolojiye karşıtlığımız bazılarının zannettiği ya da görmek istediği gibi bir takıntı ya da alışkanlık veya şartlanmışlık değildir. Aynı şekilde salt politik de değildir; öncelikle ideolojik bir tutumdur, yani akidevidir!
Suudi Arabistan balistik füze tehdidi altında
Yemen’de belirli bölgelerde kontrolü elinde bulunduran Husi güçlerinin Suudi Arabistan’ı hedef alan son balistik füze saldırısı, Riyad açısından tehdidin giderek artmakta olduğunu gösteriyor.
Demircan Hoca’dan Ali Bulaç çıkışı
Bu şahsi kefalet yazısını bir kenara not edin; hatta varsa aklınızın, vicdanınızın ya da tanıklıklarınızın size kefil olmayı emrettiği başka tutuklular, onların adlarını da ekleyip öyle okuyun.
Kaldırın Kürtçeyi, Ankara’dan Bakan Yardımcısı geliyor!
"Öyle ya Ankara’dan gelenler görmeden Kürtçe tabela kaldırıldı diyelim, ya sokakta Kürtçe konuşan Yüksekovalılara rast gelirlerse ne yapacaklar? 9. Kolordu Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu gibi azarlayacaklar mı?"
Adalete açılan bir kapı
Karar gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, FETÖ soruşturmalarını geniş bir çerçevede ele alırken, yönetici kadrosundaki örgüt üyeleri ile legal bir cemaat yapılanmasına üye olduğunu düşünenlerin aynı maddeyle muamele görmesine Yargıtay'ın itiraz kararını işled
Boğazlar hakkında bir hatırlatma
"Türkiye’den bir düşünce kuruluşu ya da bir üniversite Moskova’da Montreux rejimi hakkında bir toplantı düzenleyebilir"
Çıkmaz sokak
100 yıl önce İngilizlerin ve Fransızların bölgeye attığı neşterlerin yarası hâlâ kanamaya devam ederken, bugün onların yerini ABD ve Rusya almış durumda.
Kırmızı et üretimi bitiyor; olsun, ithalata devam!
Kırmızı et üretimi ilk 9 ayda, geçen yıla göre yüzde 12 geriledi. Üçüncü üç aylık dönemde kırmızı et üretimindeki gerileme yüzde 23 oranına ulaştı.
Değişim üzerine düşünmek
İnsan, özgür iradesine "düşünme" erdemini giydirdiği oranda fıtratına uygun değişim gösterirken; alt yapısında düşünce kısırlığı olan bir irade ile yola çıktığında ise değişimin acımasız yönüyle karşılaşacaktır.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
İkinci el araçta 'kilometre' oyununa son KYK burs ve kredi sonuçları açıklandı 'Türkiye'de ombudsmanlık kararları yüzde 53 uygulanıyor' Antalya'yı şiddetli yağış, fırtına ve hortum vurdu 'Terör örgütü üyelerinin en az 15 çocuğu var' Canikli: S-400 füzeleri satın alındı AK Partili Belediye Başkanı Tüm Camilerde 10 Kasım Mevlidi Okuttu YKS Temel Yeterlilik Sınavı tarihleri belli oldu Türkiye'de 27 bin 592 kişi organ nakli bekliyor Danıştay üyesi meslekten çıkarıldı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası