• BIST
    94.635
  • Altın
    144,935
  • Dolar
    3,5853
  • Euro
    3,9192
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Fikri Amedi
Fikri AmediTüm Yazlıları
24 Temmuz 2015 Cuma 03:32
İslamcılık / İslami Hareket Tartışmaları- 2

Kürdistan İslamcılığının İflası

     7 Haziran seçimleri, sonuçları itibariyle ve her yönü ile tartışılması, değerlendirilmesi, ders çıkarılması gereken bir durumdur.  Müslümanlar olarak şapkamızı önümüze koyup biz nerede hatta yaptık, özeleştirisini yaparak,  yeniden bir durum değerlendirmesinde bulunmak bir zorunluluk halini almıştır. Biz derken sadece bir çevreyi, grubu ve cemaati kast etmiyorum. Bu değerlendirmeyi yapmanın Kürdistan’da faaliyet gösteren bütün İslami çevre ve bireylerin üzerinde düşünmesi gereken bir husus olduğuna inanıyorum.

     12 Eylül askeri darbesinin Kürdistan’daki uygulamalarını bir daha anlatmaya gerek yok sanırım. Buna bir tepki olarak doğan PKK’nin silahlı mücadelesi ve aynı dönemlerde yavaş yavaş İran İslam Devrimi’nin ve İhvan-ı Müslimin’ in etkisinde şekillenen Kuzey Kürdistan İslami uyanışı, toplumla ve Kürd sorunu ile zorunlu bir şekilde karşılaşmaya başladı.

     Kürd solu, enternasyonalizm ve halkların kardeşliği üzerindeki tartışmalarını sonuçlandırıp Kürdistan’ın reel şartlarını da göz önünde bulundurarak Türk soluna karşı bağımsızlığını ilan etti ve Kürdistan sahnesinde rol oynamaya başladı. Fakat Kürd İslamcılığı seksenlerin ortalarından günümüze kadar süren süreçte, inişli çıkışlı bir kafa karışıklığıyla bir türlü kendine bir rota çizemedi ve hep güdümlü bir siyaset yürüttü.  Bu güdümlü siyasetin bir neticesi olarak da Kürdistan’da oynaması gereken rolü oynayamadı. Halkı ile arasına yapay ve harici bariyerler örerek Kürd siyasetinden tasfiye oldu.  Kürdistan’da bazı hareketlerin, cemaatlerin ve tarikatların olması durumu değiştirmemektedir. Zira bunlar Kürdistan siyasetinde kendilerinden beklenen rolleri oynamayarak zaten kendi kendileri tasfiye etmişlerdir.

     Kürd İslamcılığı, Kürdistan’ın kendisine has şartlarını,  Kürd halkının karakterini,  Kürdistan toplumunun ihtiyaçlarını ve önceliklerini belirleyemedi.  Türkiye’deki İslami Hareketin öncelikleri konuşulurken bir Türk ile bir  Kürd aynı kefeye konuldu.  Aynı olaylara aynı tepkide bulunması beklenildi. Öncelik sıralamasında aynı şeylerde karar kılmaları beklendi.  TC. Devletini kendi devleti olarak gören, mevcut sorunların kaynağını karar mekanizmasında oturan kişilerin kişilik, inanç ve değerlere bakış açısı ile değerlendiren, şoförün değişmesi ile sorunların çözüleceğine inanan Müslüman Türkler ile ülkesi işgal edilen, dört ayrı parçada insanlığın gördüğü en faşist uygulamalara maruz kalan, Enfallerle, faili meçhul cinayetlerle, yerleşim yerlerinin boşaltılıp halkı yerinden yurdundan edilen, işkencenin, öldürülmenin, aşağılanmanın sıradan ve rutin bir uygulama haline geldiği, bütün milli ve kültürel haklarının inkar edildiği, bunların davasını güdenlerin terörist olarak lanse edilip infaz edildiği bir yerde ikamet eden Kürtler ile aynı önceliğe sahip olması, bir çatı altında beraber mücadele etmesi kendilerine telkin edildi.

     Kürd halkı için hayati öneme haiz öncelikler, Müslüman Türkler için hiç de önem arz etmiyordu. Kürd halkı ile Türk halkının öncelikleri farklı idi. Zihnine ve ruhuna pranga vurulmuş olan Kürd, bir türlü bu durumu kabullenemiyordu.  Türk’ün farklı coğrafyalara emperyal bir ruhla ve Osmanlı bakiyesini sahiplenme ve kollanma refleksi, Kürd’ e ümmetçilik ruhu olarak aşılanıyor ve Kürd’ ü benliğinden kopartıyordu. Kürd, başka bir coğrafyanın mazlumlarına ağlayıp sızlanırken, kendi ülkesinde hem de ümmetin mensubu kardeşleri tarafından maruz kaldığı mezalime ve soykırıma, ırkçılık ve milliyetçilik yaftası yiyebilirim korkusu ve endişesi ile bir türlü tepki gösterme cesaretinde bulunamıyordu. Öncelikleri farklı idi fakat kendisine telkin edilen aşağılanmışlık ruhu ona bir türlü: “ Önceliklerimizi diğer coğrafyadaki insanlara dayatarak tek doğru bizim doğrumuzmuş gibi baskı mekanizmaları oluşturmak İslami olmadığı gibi insani de değildir”, dedirtemiyordu.  Kürdistan’ da Kürd sorununu gündeme getiren Müslümanları batıdaki Müslümanlar ümmetçilik, kardeşlik, birlik ve beraberlik kavramlarını bahane ederek baskı altına alıyor, psikolojik işkence uyguluyorlardı. Fakat yıllardır dünyanın dört tarafındaki Müslümanların sorunlarına ilgi duyan Türk kardeşlerimiz sıra Kürdlere gelince genetik kodlarındaki milliyetçilik ve ulusalcılık duygularıyla İslam’ı ve Qur’an’ı bahane edip sessizliğe bürünüyor, üç maymunu oynuyorlardı.

     Kürdistan İslamcıları, Kürdistan toplumunun temel karakteristik özelliğini, toplumun demografik yapısını, sosyal dokusunu ve insanların din algısını doğru tespit edemediği için Kürd sorununa sağlıklı bir çözüm üretmede yetersiz kaldı.  Kürdistanlı İslamcılar maalesef kendi İslami mücadele geleneğini oluşturamadı. Farklı coğrafyaların deneyimlerini Kürdistan’da uygulamaya çalışarak, ithal yöntemleri yanlış okuyup yorumlayarak yanlış sonuçlara varıldı.  Şartların doğru tahlil edilememesi ve sakat siyasal bakış açıları nedeniyle Kürdistan coğrafyasına özgü sağlıklı bir İslami hareket oluşturulamadı.

     Oysa İslami Hareket, tarihin ve coğrafyanın bir ürünü olup toplumlarının yörüngelerinde yaşar, onların kurtuluşu için mücadele eder, toplumun sorunlarına gözünü, kulağını kapayamaz. Toplumda var olan bütün sorunları gündemine alıp çözüm üretmek zorundadır. Toplumun sorunlarını, rahatsızlığını, var olan toplumsal adaletsizliği, zülüm ve inkârı gündemine almayan bir İslami hareketin toplumda kök salması, toplumla bütünleşmesi ve o toplumun hareketi olması düşünülemez. İslami hareketler; kuru iddiaların, coşkulu sözlerin, toplumda karşılığı olmayan söylemlerin yeri değildir. İslami Hareket bulunduğu ortama ve coğrafyaya göre şekil almalı,  coğrafyanın karakteristik özelliğine göre bir hareket fıkhı oluşturmalıdır. Bunların hiçbirini gündemine almazsa topluma hiçbir umut ve kurtuluş vaat edemez.

     Milli kimlik sorunu ve bir ülkeye aidiyet, İslami hareketlerin söylemlerinde neredeyse yok sayıldı, bu durum büyük bir kabahat olarak işlendi. Öyle ki bir vatana ait olmanın ya da belirli bir ülkeye atıfta bulunmanın, ümmete olan aidiyeti zayıflattığı ve onu tehdit ettiği zannedildi. İslam’a olan bağlılığın yitirilmesine ve bu aidiyetin zayıflamasına neden olduğu düşünüldü.  Kendilerini İslami hareket konusunda yegâne söz söyleyici olarak gören kesim ve kişiler, kimlik sorununu, bir ülkeye aidiyeti ve kendi halkının kurtuluşu için mücadeleyi, milli dindarlık, Kürt ırkçılığı, Kürdistancılık sapmaları ve İslami kimliğimize bulaşan pislikler olarak niteleyip lanse ettiler. Kürd Milli kimliğini ve Kürd halkının millet olmaktan kaynaklanan hakları her talep edildiğinde,  bu durum yeniden inşa edilmek istenen Kur’an neslininin önünde bir engel olarak görüldü ve şiddetle ret edilerek, bu talepler mahkûm edildi.

     Ümmet vurgusunun teorik yapı inşa edilirken bu denli abartılı bir şekilde önemsenmesi (Kürdistan’ın etnik özelliklerinin ihmal edilmesi) Kürdistan İslami hareketinin genellemeler içerisinde boğulmasına neden oldu.

Türkiye’de İslamcılar bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ümmete olan aidiyeti coğrafyaya ya da ülkeye olan aidiyetin aleyhine bir koz olarak kullandı.  Ümmet ve ümmetçilik, gereğinden fazla abartıldığından, dengeli bir yaklaşımın ve coğrafyamıza yönelik bir İslami yapılanmanın kurulup kökleşmesi gecikti.  Kürdistan’ı işgalleri altında bulunduran Arap, Türk ve İran İslamcıları ümmetçiliği Kürtlere karşı kullanarak Kürtlerin kendi haklarını talep etmelerini ümmetçilik kalkanı ile engellemeye çalıştılar. Ümmetçilik daha çok ezilen ve sömürülen halklar için uyutma ve uyuşturma görevi gördüğü için önemsendi.

     Oysa İslami hareketin ümmetçi ve  evrensel olması, mücadele vereceği coğrafyada bulunan insanların ve özellikle içinde doğup, büyüyüp geliştiği toplumun ve mensubu bulunduğu milletin sorunlarına duyarsız kalması anlamında değildir. Aksine İslami hareket, içinde doğup büyüdüğü, üzerinde mücadele verdiği coğrafyanın, toplumun ve halkın dertleriyle ilgilenmeye ve sorunlarını çözüme kavuşturmaya öncelik vermelidir. Yeryüzüne hak ve adalet getirme şiarı ile yola çıkan İslami hareketin kendi halkının ve içinde yaşadığı toplumun sorunlarına duyarsız kalması, halkına yapılan haksızlığa gözlerini ve kulaklarını kapaması düşünülemez.

     Kürt coğrafyasında devletin resmi din anlayışı Kürt halkının aklını, vicdanını, beynini, zihnini uyuşturmuş ve işlemez hale getirmiştir. Sistem ve onun gönüllü hizmetkârlığını yapan bir kısım İslamcılar Müslüman Kürt halkının gündemini öyle suni meselelerle meşgul ediyordu ki Kürt Müslümanlar kendi başlarında ki zulme ve haksızlığa kör olmuş, kulaklarını tıkamışlardır. Öyle ki ismini dahi bilmediği, yerini haritada gösteremeyeceği coğrafyalardakilerin gündemi ile meşgul duruma gelmişlerdir. Bu kesimlerin estirdiği yoğun propaganda bombardımanına öylesine kendilerini kaptırmışlardı ki Kürt olduklarını bile bir mahcubiyetle söylüyorlardı. Bunu söylerken bile her an ırkçılıkla milliyetçilikle suçlanacakları korkusuyla söylediklerine meşruiyet kazandırmak için muhakkak Kürt sorunu ile beraber Filistin, Çeçenistan, Afganistan v.b Müslümanların sorunlarını da bu sorunla beraber yad etmek gereğini hissediyorlardı.

     Bölgedeki İslami oluşum ve cemaatlerin bu kirli oyuna büyük bir tepki geliştirerek dinleri ve kavimleri özerinde oynanmak istenen oyunu bozmaları gerekirken, bu oyunun bir parçası olmaları da İslami yapıların itibarını zedelemiştir. 

     Müslüman Kürtler kendi sorunlarına İslami esaslar çerçevesinde çözüm üretmeyince, Kendileri dışındaki Marksist Leninist temelli ideolojik hareketler sorumluluğu üstlenip kendi inanç ve değerlerine göre bir Kürd toplumunu oluşturmaya çalıştılar.

     Müslüman Kürdler maalesef durup düşünmek yerine tepkisel olarak PKK ile Kürd meselesini özdeşleştirerek alandan çekildi. Soruna karşı lakayt kalarak sorunu tamamı ile onlara havale etme gafletine düştü.

     Kürd Müslümanları istisnasız PKK düşmanlığı üzerinden bir okuma yaptıkları için sorunun temeline inmeyi hiçbir zaman başaramadı.  Hamasi nutuklarla meseleyi halının altına süpürdü.

     Kürd hareketinin Marksist Leninist bir ideolojiye kayması, Kürd halkının dini değerlerden uzaklaşmasına neden oldu. Kürd toplumunda değerler erozyonu yaşandı. Bu değerler aşınmasına İslami grup ve cemaatler bilerek veya bilmeyerek alet oldu.  Alandan çekilmekle, Kürd meselesine karşı tavır almakla,  Kürd meselesi ile PKK’yi bir tutmakla Kürdistan’ın sekülerleşmesine hizmet ettiler.

     Birkaç Türk’ün hassasiyetini sürekli dillendirip batıdan gelecek eleştiri bombardımanına göğüs germe cesaretini gösteremediler. Müslüman Kürtlerin tarihi sorumluluklarını ötelemeleri onarılması güç sonuçlar doğurmuştur.

     Yukarıdaki veriler ışığında şunu diyebiliriz:

     1-  Kürdistan İslami hareketleri, İslami esaslar çerçevesinde Kürd halkının özgürlük ve kurtuluş mücadelesinde inisiyatif almak zorundadır.

     2- Kurdistani İslami Hareketler, evrensel mesajı ıskalamadan, yerli bir duruş sergileyerek toplumun tüm sorunlarını gündemlerine almakla yükümlüdürler. Evrensellik adına yerelliğe savaş açmamalı yerellik adına da evrenselliği dışlamamalıdırlar. Kürdistan’ın İslam coğrafyasının bir parçası olduğu gerçeğini de unutmamalılar.

     3-  Kurdistani İslami Hareketler, evrensel İslam kardeşliğine, ümmet sorunlarına duyarlılık gösterirken, kendi reel gerçekliğinden kopmamalı, bu bağlamda yerellikle evrenselliği harmanlayarak kendi şartlarına uyarlayıp, özgün bir çalışma tarzı ortay koymaya çalışmalıdırlar.

     4- Kurdistani İslami Hareketler kendi coğrafyaları ile diğer coğrafyalar arasındaki gelişme, örf, adet, sorun, yol ve yöntemler arasındaki farkları dikkate almalıdır. Kendi coğrafyalarının gerçekliğine uygun reçete ve çözüm önerileri sunmalıdırlar.

     5- Kurdistan İslami Hareketleri örgütlenmelerini gerçekleştirirken iltihakları değil ittifakları öncelemelidir. Kürd halkının ve Türk halkının farklı sorun ve öncelikleri çalışma alanlarını ve manevralarını kısıtlamaktadır. Müslüman Türk siyasi çevreleri ile Kürt Müslümanlar ümmetimizin ve coğrafyamızın sorunlarına yönelik birbirlerinin alanlarına girmeden ve birbirlerini suçlayarak mahkûm etmeden İslami ve insani ortak paydada bir araya gelerek faaliyetlerde bulunmalıdırlar.

     6- İslami Hareketlerin pratik alandaki başarısı, ancak toplumlara bölünmüş olan İslam coğrafyasının, hapsoldukları coğrafya içinde İslami kimliklerini ve bağımsızlıklarını kazanmalarıyla sağlanabilir. Evrensel İslami hareketin zaferi ancak her toplumun bulunduğu coğrafyada küfrün gücünü kırıp kuvvetlerini dağıtmakla mümkün olur. Kurtarılan alanlarda, coğrafi bölgelerde başarıya yürüyen İslami hareketlerin dayanışması ve direnişte koordinasyon içine girebilmeleri  ile yüce İslam ümmeti teşekkül edebilir. Bölgesel alanlarda kazanılacak İslami kimlikler ve ulaşılacak bağımsızlıklar, uluslararası statükonun ve yerel işbirlikçilerinin saldırılarına karşı ortak bir set oluşturabilir ancak bu şekilde bir büyük İslam ailesi oluşturabilir. Bunun yolu da herkesin kimliğine, kültürel değerlerine, yöresel farklılıklarına saygılı olmak ve  özgür ve özgün yapılarının dokunulmaz ve kutsal olduğu inancının içselleştirilmesi ile olur.

     7- Kurdistan’daki İslami Hareketler siyaseti, birilerine yaranmak, bir yerlerden makam ve mevki kapmak, özgürlüklerini ve özgünlüklerini basit çıkarlara ve hesaplara kurban etmek, değerlerinin içini boşaltarak politik ve siyasi başarılar elde etmek için yapmamalıdır. Müslümanların üreteceği siyaset yaranmak için değil, etkilemek ve devamını getirmek için yapılmalıdır. Yaranma ihtiyacı doğalında yamanmayı da getirecek ve hiçliği beraberinde getirecektir. İslami hareketler bir yerlere yaranmak için değil bir yerleri İslami ve insani değerler ekseninde etkilemekle yükümlüdürler.  AKP’ye ve HDP’ye yakınlık his eden hareket ve grupların zamanla hiçleştiği, özgünlüklerini ve özgürlüklerini kaybettiği unutulmamalıdır.

     8- İslami Hareketin içinde bulunduğu ideolojik krizin veya tükenmişliğin bir yansıması olarak siyasi okumalarını Muhafazakâr AKP ile Sosyalist HDP üzerinden yapmaları, siyasi ve politik duruşlarını bunlar üzerinden tanımlamaları, birbirlerini birinin tarafı olarak suçlamaları ve mahkûm etmeleri, özgün ve özgür bir mücadele verememelerinden kaynaklı yaşadıkları krizin ve tükenmişliğin bir sonucudur. Kurdistan İslami Hareketi hiçbir siyasi hareketin ve partinin çekim merkezine girmeden kendi öz iradesi ile Kürdistan Özgürlük mücadelesindeki yerini alabilmelidir.

     9- Kurdistan İslami Hareketi farklılıkları çatışma bahanesi değil, birer zenginlik unsuru olarak ele almalı ve farklılıkların bir arada yaşayabilmesi gerektiği iradesini gösterebilmelidir. Kürdistan’da barış ve huzurun sağlanması, dinine ve etnik kimliğine bakılmaksızın herkesin bir arada yaşayabileceği bir kültürün tesis edilmesi için çalışmayı çok hayati bir yaklaşım olarak görmelidir.  Bu yaklaşımın bir kültür olarak güç kazanması için sosyal sorumluluk bilincine sahip herkese önemli görevler düştüğü unutulmamalıdır.

     10- Kürd ulusal hareketlerinin sol ideolojiye yakın durmaları, Müslüman Kürd halkının dini değerlerden uzaklaşmasında neden oldu. Kürd halkının İslami ve kültürel değerlerinde ciddi anlamda değerler erozyonu yaşandı. Bu değerlerin aşınmasında İslami kesimin Kürd sorununa olan duyarsızlığı önemli rol oynadı. Müslümanlar bilerek veya bilmeyerek bu değerlerin zedelenmesine alet oldu. Söylemleriyle ve duyarsızlıklarıyla farkında olmadan Kürdistan’ın sekülerleşmesine destek verdi. Kürdistan’daki İslami hareketler yanlış politikalarının bir sonucu olarak Kurd halkına reva gördüğü bu durumu düzeltmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük İslami ve İnsani bir sorumluluktur, İslami bir sorumluluk bilinci ile otuz yıldır yıkıp döktüklerini onarmakla yükümlüdür. Bu hem İslami sorumluluğunun bir gereği hem de mensubu olduğu halka karşı milli bir görevdir. 

     11- Kürd hareketlerinin sol seküler bir çizgide olması, Sol kesimin İslam’a ve Müslümanlara karşı negatif duruşu, Müslümanların bu meseleye rezervli yaklaşmasına neden oldu. Kürd halkının millet olmaktan kaynaklanan haklarını talep etmek sosyalizm ile eşdeğer kabul edildi. Kürd meselesi eşittir komünizm olarak algılandı. Bu şaşı bakış açısı beraberinde Kürd meselesine duyarsızlık ve PKK düşmanlığı olarak tezahür etti. Bedel ödeyen, Kürd halkının özgürlük ve kurtuluş mücadelesini omuzlayan PKK’ye düşmanlık İslami kesimin meşruiyetini tartışmalı hale getirdi. İslamcılar haklı olduğu meselelerde bile haksız konuma düştü, halkın gözünde TC. devletinin yandaşı olarak görüldü.

     Kürdistani İslami hareketler Kürd halkının özgürlük ve kurtuluş mücadelesinde kendisinden beklenen sorumluluğu üstlenerek, Kürd halkının dinine ve kimliğine karşı bir tutuma girmeyen özgürlüğüne ve özgünlüğüne hürmet eden bütün milli hareketlerle, yardımlaşma ve dayanışma içine girmeli siyasetini kin, düşmanlık üzerinde yapmayarak milli menfaatleri öncelemelidir ki toplumda bir meşruiyeti olabilsin. 

     İslami hareketler her ne sebeple olursa olsun gerek İslami yapılar ve gerekse Kürtler arasındaki kardeş kavgasına ilkesel olarak karşı olduklarını, yok olma pahasına bile olsa silah fitnesine bulaşmayacaklarını topluma deklere etmelidir.

     12- İstanbul İslamcılığı okumaları üzerinden, hayattan kopuk ve Osmanlıcı emperyal bakış açısıyla Kürdistan’da bir varlık ortaya koymak mümkün görünmemektedir. Kürdistanlı Müslümanlar olarak Kimliğimiz ile dinimizin çatışmadığını göstermek, dinimizin mazlumdan ve mahrumdan yana olduğunu göstermek, dilimizle dinimize sahip çıkabileceğimizi kanıtlamak, dinimizle dilimizin sorunlu olmadığını ispatlamak, milletimizin hem dini hem de fıtri haklarını korumak için bir Kürdistan İslami Hareketi olarak ortaya çıkmak artık bir zorunluluk halini almıştır.

     Bu yapılmadığı taktirde Bölgedeki İslami yapılar devletin arka bahçesi, Muhafazakar partilerin oy deposu, Kürtler arasındaki kardeş kavgasının bir tarafı olarak görülme yaftasından hiçbir zaman kurtulamayacaklardır.  İslami kesim bugün bu İstanbul İslamcılığı söylemleri yüzünden bütün davet ve irşat kapılarını kendilerine kapatmışlarıdır. İslamcı kesim eşittir devlet görüntüsünden kurtulamamaktadır. Ciddi anlamda bir meşruiyet krizi yaşamaktadır.

     13-  “Kürd meselesine herkesten önce İslami kesimin sahip çıkması, onların dini inancının gereğidir. Müslüman Kürdler fıtri ve dini kimliklerine birlikte sahip çıkmaz ise, Kürd meselesi, laik sekülere yakın hareketlerin tekelinde kalır ve bu durum, Kürd milletinin orta ve uzak gelecekte din ile bağlarının çok daha ciddi ölçeklerde zayıflamasına yol açacaktır.

     Kürdistan İslami Hareketinin İslami bir kimliğe sahip olması, referans olarak İslam’ı öngörmesi İslam ile Kürtler arasında kalın duvarlar örmeye çalışan yada İslam ile Kürtleri denetim altında tutmayı gaye edinen kesimlerin Kürdistan’da zayıflamasına yol açacaktır. Kürdistan İslami Hareketi Kürtlere dayatılmak istenen ya Müslüman olacaksın ya da Kürt ikileminden Kürtleri kurtararak dinlerinin Kürtlüklerine, Kürtlüklerin de dinlerine mani olmadığını, göstermelidir. Kürdistan İslami Hareketinin ortaya koyacağı projelerle Kürdistan’ın İslamlaşmasına hizmet edecektir.

     14- Bugün Kürdistan’da İslami ve Kürdistani hassasiyeti olanların sayıları az değildir. Bunların ihtiyaçlarına cevap verecek, onların hislerine tercüman olacak bir oluşuma acilen ihtiyaç vardır. Türkiye’nin siyasi ortamı belli bir olgunluk kazandığı için Kürdistan’a yönelik yeni bir oluşum elzemdir. Kürtlerin artık İslami bir harekete, partiye ya da gruba ihtiyacı vardır. En kısa zamanda halkın bu talebinin realiteye dönüşmesi, siyasi alanda oluşan bu boşluğun giderilmesi gerekmektedir. Tek tipçiliğin hakim olduğu Kürdistan’da farklı fikir ve düşüncelerin zemin oluşturup sahaya çıkması Kürdistan İslami hareketinin ortaya çıkması ile olacaktır. Yakın zamanda ortaya çıkan oluşumlar HDP’nin peşine takılarak kendilerinden beklenen özgür, özgün ve İslami rolleri oynamayarak yok olmuşlardır.

     15- Kürtler Ortadoğu’nun en dinamik toplumu, en taze kanı. Kürtler, Ortadoğu’nun son yüzyıllık zülüm ile taşan tarihi ve millet olma ve millet olmaktan kaynaklanan haklarının elde edilmesinin dürtüsüyle ve yeni yeni ulus olma aşkıyla siyasette yerlerini almış durumundadırlar. Tüm İslâm dünyası ulus-devlet merhalesini yaşarken Kürtlere bunu fazla ve yanlış görmek doğru bir bakış açısı değildir. Kürtler ayrıca tüm Kürdistan’ı bir kabul ederek yeni hamleler peşindedirler. Ortadoğu’daki tüm gelişmeler onların işini kolaylaştırmaktadır. Yeni bir millî mücadele vermeye çalışmaktadırlar. Kürtler, ulus-devlet, millî şuur, Kürtlük mefkûresi gibi kavramlara sıkıca sarılmışlar, bunun getirdiği zihni, siyasi, askeri bir dirilik var. Bu hususta hiç yorgunluk emaresi göstermiyorlar Bu millî kimlik arayışı ve millî his ve şuurun Önüne geçen her güç tasfiye olmaya mahkumdur.

     16- Bir İslami hareket, ülkesini sevmeyi, ona sevgi ve muhabbet beslemeyi, gönül vermeyi, ülkesini güzelleştirip onun uğruna çalışmayı ve insanın yaşayabileceği bir toprak parçasına dönüştürmeyi hedeflemiyorsa, ülkesini gasp edenlere, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan edenlere karşı kendi halkının onurunu korumak, kalplerine bağımsızlık ve özgürlük ruhu aşılayıp onurlu bir toplum oluşturma mücadelesini veremiyorsa, Kendi halkı arasındaki bağları güçlendirmeyi ve onları toplumun çıkarı doğrultusunda kullanmayı gaye edinmiyorsa, O harekete İslami hareket demek abes olacaktır. Kürdistani İslami hareketler, kendi diline, kültürüne, tarihine geleneklerine, müspet değerlerine sahip çıkmalı, İslam dışı olanları ıslah edip İslamileştirmeye çalışmalıdır. İslami hareketin görevi öncelikle kendi toplumunun sorunları ile ilgilenmesi, kendi toplumuna iyilik yapması ve yardımda bulunmasını  gerektirmektedir.  Maalesef son otuz beş yıldır çağdaş İslami gruplar kuru ideolojik söylemlerin büyüsüne kapılarak bunları ihmal etmişlerdir.

     17- Kürd halkının millet olmaktan kaynaklanan hakları savunulurken bazen ifrat ve tefrit noktaları ıskalanabilmektedir. Bazen yok olmaya yüz tutmuş İslam dışı örf ve adetleri yeniden diriltmeye çalışan, geçip gitmiş gelenekleri tekrar canlandırmak isteyen, İslam medeniyetinin izlerini silmek isteyen, milliyetçilik ve ırkçılık gerekçesiyle İslam inancından ayrılıp dini bağları çözmeyi gaye edinen, etnik kökenle övünen ırkçı kişi ve yapıların dümenine girmek gibi bir tehlike her zaman mevcuttur.

     İslami hareketin mensupları halkları birbirleri ile kavga ettiren, birbirine kin ve nefret besleten, söven, suçlayan, ve birbirlerine tuzak kuran gruplara bölen anlayışlardan uzak ve beri olmalıdır. Kendi milletinin mutluluğu için başka ülkeleri işgal eden, vatanseverliği açıkça tavır almalıdır.

     Sonuç olarak "İslami Hareket, Tevhidi temele dayalı, toplumsal hedefleri ve programı olan; evrensel, hayatı tüm yönleriyle kuşatıcı, ilkeli, inkılapçı, açık ve örgütlü bir yapının adıdır." Ama maalesef Kürdistan’daki İslami yapılar hiçbir zaman bu mesajı kavrayamamış veya üzerinde düşünememiştir. Günlük siyasetin gelgitlerine kendilerini kaptırarak bir toplumun göz göre göre helak olmasına göz yummuştur. Bunun bir neticesi olarak Kürdistan için ciddi bir fırsat kaçmış, ümitlerimiz büyük oranda suya düşmüştür. İç tartışmaları uzun süren ve ciddi kurumlar oluşturamayan hareketler toplumları etkileyemedikleri gibi zamanla yüzüstü yere düşerek itibarlarını sıfırlamışlardır. Bu sorunlara birde sistemin bazı gurupların önünü açıp diğerlerinin önünü kapatması eklenince işler iyice karmaşık, içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Bugün bir İslam toplumu, İslam’ın açık naslarına muhalefet eden, sapkın fikir ve düşüncelerin bayraklığını yapan bir hareketi destekliyor ve bunun uğrunda canlarını ve mallarını feda ediyorsa İslami kesimin oturup düşünmesi, hata ve yanlışları ile yüzleşmesini gerektirmektedir.

     Bir hareketin varlığı içinden çıktığı topluma sunduğu hizmetle yakından ilişkilidir. Bir İslami hareket kuru laflarla, içi boş gururlanmalarla karşılığı olmayan teorik tartışmalarla, toplumdan kopuk söylemleriyle tarihe geçemez. Topluma bir şey vaat edemez. Bir halkın özgürlük ve kurtuluş mücadelesine katkı sağlayamaz, toplumu istediği şekilde değiştirip dönüştürme istidadı gösteremez.

Ufkumuz.com

Bu haber 3471 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
ikbal
2 yıl önce yazıldı.
dostum çok güzel şeyler söylüyorsun. fakat yanıldığın bir husus var. o aradığın İslamcılar maalesef hakikaten artık yok. okumuş olan aydınlarının gözü kulağı ulufelerde. bekliyorlar ki ekabirleri bir şey söylesin onlarda yanlış ya da doğru ne olursa olsun onları savunma gayretindeler. adalet talebi yok, özgünlük yok. sabahtan akşama kendilerine sövene aslında sen bize değil başkasına sövüyorsun havasındalar. ilke kalmamış, İslami hareket basit, yoz, kendilerine faydası dokunmayan bir gurup ucubenin elinde can çekişiyor. ve biz ha bire sistemin küflenmiş bünyesini ayakta tutmak için onu kullanıyoruz. istersen bak o eski koca abilere söylemleri hepimizin midesini bulandırıyor. aslı astarı olmayan, kendilerine bile faydası olmayan kişilerle dolaşıyor akillerimiz. güzel eyler söylüyorsun ve ben inanıyorum ki durum senin de içini acıtıyor. herhangi bir kişi ya da kurumu öne almıyorum lakin bu gidişle izzet sana ve senin gibi inanan bir avuç insana maalesef zillet bana(en azından kimseyi bir yere zorlamamak için) kalıyor. güzel şeyler söylüyorsun dostum, söz uçar yazı kalır. yıllar sonra aklı başında bir kaç dost eskiyi karıştırınca bir karınca misali sen ve senin gibilerin emeğini görecek ve Allah razı olsun diyecekler Allah'ın izni ile.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Sınırda gözetleme balonu dönemi ekimde başlıyor Yeni KHK ile 3 bin 974 kişiye ihraç Hakkari'de Nisan ayında kayak yarışması Serviste patlamanın sebebi bomba TSK'dan Afrin bölgesine askeri sevkiyat Kene kabusu geri geldi Erdoğan'dan Makedonya'ya 'Sağduyu' çağrısı Rica ediyorum: OHAL Komisyonu hayata geçsin! “Durum iki taraf için de sinir bozucu” Alt ve üst yapı sorunu mahalleliyi çileden çıkardı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    ALINTI YAZARLARTÜMÜ
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası