• BIST
    106.816
  • Altın
    145,637
  • Dolar
    3,5223
  • Euro
    4,1300
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
İki önemli gerileme sebebi: Ümera ve Ulema
"Soru şu: Parçalanmanın kötülüğünü ve gerileme sebebi olduğunu herkes bildiği halde neden yine de parçalanmalar önlenemedi, önlenemiyor?"
06 Ağustos 2017 / 13:28

Yeni Şafak yazarı Faruk Beşer, yukarıdaki soru üzerinden İslam toplumunda kimi çözümlemeler yapıyor. Ümera ile ulemada ve aralarındaki ilişkide yaşanan çözülmeleri konu alan Beşer'in yazısı şöyle;

Müslümanların tarihi hep birlik olup ilerleme, parçalanıp gerileme sürecidir.

Soru şu: Parçalanmanın kötülüğünü ve gerileme sebebi olduğunu herkes bildiği halde neden yine de parçalanmalar önlenemedi, önlenemiyor? Bu sorunun cevabı bizi, Âdem babamızın çocuklarına kadar geri götürür. Onlar topu topu üç beş kişi iken ve bütün dünya da onların iken biri diğerini öldürdü. O halde ilk fitillemeyi insanoğlunun içindeki şer güçler yapıyor. Bunlar insanın içine imtihan maksadıyla konan ve eğitilmesi gereken duygulardır diye anlamaktan başka çaremiz de yok.

Allah kulunun kötülük yapmasını istemez ama ona hem iyilik hem kötülük yapabilme kabiliyeti vermiş, kötülük yapmaması konusunda onu uyarmış. Habil’in ve Kabil’in ABD ve İsrail gibi dış güçleri yoktu, o halde Kabil’i saldırıya sevk eden güç, sadece nefsinin haksız arzuları ve şeytandı. Ama ona bunlarla baş edebilecek karşı güçler de verilmişti, akıl ve vicdan/vahiy. Buna rağmen Kabil kötüyü seçti ve bütün beniâdeme ibret ve ders olacak o cinayeti işledi ve sanki bütün insanlara, sizin mayanızda bunlar vardır, dikkatli olun denmiş oldu.

Resulüllah’ın bir vasfı ‘müzekki’ idi, yani o inananların kötü duygularını eğitiyordu, onun zamanında şeytan ve nefis konsorsiyumu boş durmasa bile galip gelemedi ama onun hemen ardından Kabiller tekrar sahneye çıktılar. Muaviye ile birlikte (Allah onu affetsin) yönetim, Efendimiz'in ifadesiyle ‘mülken adûden’, yani ısırıcı/ezici bir krallığa/monarşiye dönüştü. ‘Müslümanların işleri hep şura iledir’ anlamındaki ayetin etkisi yavaş yavaş azaldı, sonra da bu birincil kuralı Müslümanlar hiçbir zaman bağlayıcı bir kurum haline getiremediler. Yönetimi bir şekilde ele geçirenler bunu bir daha kaptırmak istemedi. Aksine bozulma ve geri gitme kurumsal hale getirildi. Kısaca balık baştan kokmaya başladı. Buna rağmen, kendilerine ‘emirul-müminin’ dense de bazı krallarda, yine Efendimiz'in ifadeleriyle, kötü şeylerin yanında iyi şeyler de görülmedi değil. Ama bunlar asıl rengi değiştiremedi.

Ulema bu bozulmaya bir süre karşı koydu, direndi, buna karşılık maddi-manevi acılar çekenleri oldu. Ebu Hanife’den sonra Ahmet bin Hanbel bu acıların sembol ismi haline geldi. Ama bütün bir devlet yapılanması, karşı konulamaz ve eleştirilemez şekilde oluşturulunca âlimlerin direnci kırıldı ve ‘eğrilik görürseniz kılıcınızla doğrultun’ prensibi, ‘kim olursa olsun, dinleyin ve itaat edin’ edebiyatına dönüştü. Aslında bunların her ikisi de yerinde ve zamanında doğru prensiplerdir ki, özeti ‘yönetenlerin yanlışına karşı çıkın, yanlışları yoksa itaat edin’ demektir.

Durum böyle olunca devlet yapılanmasıyla ilgili fıkıh, ya da yönetim fıkhı geliştirilemedi. Müslümanların emiri nasıl seçilecek, nasıl denetlenecek, gerekirse nasıl azledilecek gibi meseleler hep cılız söylemler olarak kaldı, kurumlaşamadı. Toplumun sosyal dayanışmasını ve arkasından sosyal güvenliğini tesis edecek olan zekât müessesesi bile, Hz. Ömer’den sonra resmi boyutuyla hiçbir zaman kurumlaşamadı.

Bilinen bir husustur ki, İslam belli bir devlet şekli önermemiş, bunu zamana ve zemine göre âlimlere ve yöneticilere bırakmıştır. Tek başına yöneticiler bunun üstesinden gelemezdi. Çünkü güç, hep kendinden yana yontar. İktidar kadar elde edilince artık bırakılmak istenmeyen bir başka güç yoktur. Bunu yapacak olan âlimlerdi, ama âlimler bu sahaya yaklaştırılmadı, yaklaşamadı. Ulema mı ümerayı hizaya getiremedi, ümera mı ulemaya imkân vermedi, bu durum yumurta tavuk hikâyesi gibidir. Ama bozulmanın ümera ve ulema ile başladığında şüphe yoktur. Bize göre ümera birinci sebeptir. Resulüllah’ın toplumunun salahı onunla başlamıştı. O hem ümerayı, hem ulemayı temsil ediyordu.

Kuranıkerim’in yönetimle ilgili belirlediği dört temel unsur şunlardan ibarettir: Şûra, adalet, işi ehline verme ve bu meşruiyet sınırlarında kalan ulü’l-emre itaat. Bunların hepsinin müdahale edilemez tarzda kurumlaşmış olması gerekirdi. Çünkü yönetimde esas olan bu umdelerin gerçekleştirilmesidir. Kurumsal yapılanma, yani devletin şekli ise zamana ve şartlara göre belirlenir. Bu umdeleri gerçekleştirebilecek yapılanma varsa artık yönetimin krallık, ya da başka bir şey olması önemli değildir.

Peki, bütün bu ilkeler neden kurumlaştırılıp sabitlenemedi, neden böyle bir yönetim geleneği oluşturulamadı, meselesinin elbette yan cevapları da vardır ama gerilemenin başlangıcı, temel sebepleri bu kötü yönetimler ve ulemanın bunlara müdahale edememesi olduğu açıktır. Şimdi, etselerdi demek biraz da bekâra karı boşamanın kolaylığı türündendir. Teşebbüs edenler oldu, ama başaramadılar. Demek ki, baş çok önemli.

Sonuçta ulema yönetimden tecrit edilince toplumdan da koptu ve salt dini ilimlerle meşgul edildi. Artık olup bitenleri de toplumu da tanıyamaz hale geldi. Pek çoğunun söyledikleri uygulama zemini olmayan afaki görüşlerden ibaret kaldı.

YENİ ŞAFAK

Bu haber 611 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Kayıp kaçak prensler
"Avrupa’da yaşayan bu prenslerden üçü, aniden ortadan yok oldular. Adını vermek istemeyen ve halen hayatta olduğu ileri sürülen muhalif prenslerden dördüncüsü ise, bu ortadan kaybolmaları teyit eden kişi durumunda."
Çalıştırılan mahkum 'modern köle' olmasın
"Sistem sağlam temeller üzerinden işletilmezse modern bir köleliğe dönmesi de kaçınılmaz hale gelecektir. Türkiye’de 50 binin üzerinde mahkumun çalıştığı sisteme geçmeden önce sistemin kopya edildiği ABD’yi incelemek gerekiyor."
İran ve Türkiye, bölgede ortak bir siyaset oluşturabilirler mi?
"İran Genelkurmay Başkanı Gen. Bagherî’nin 15 Ağustos günü Ankara’ya yaptığı proğramdışı ziyaretin tahminlerin ötesinde uzadığı anlaşılıyor. Bu da, görüşülecek çok önemli konular olduğundan.."
Irkçılığın ABD’deki yüzü
"Söz konusu cesaret ortamı, Virginia’da patladı ve burası Kuzey-Güney ayırımın yaşandığı yıllar açısından bir tür sınır bölgesi olarak düşünülebilir.Başkent’in çok yakınındaki bu bölge iç savaştaki büyük kayıpların da yaşandığı yer.Dolayısıyla tarihi ve
Teknoloji bağımlılığı alarm veriyor ama bu kimin umurunda!
Bugüne kadar uyuşturucu ve alkollü içeceklerle mücadele eden Yeşilay’ın da teknoloji bağımlılığını ilk sıraya alması durumun vahametini gösteriyor.
Bölgesel Kürtlerle İran ilişkilerinde yeni dönem...
"İran'la bölgesel Kürtler arasındaki ilişkilerin daha gerilimli olacağı bir döneme giriyoruz. İran'ın Irak Kürdistanı'ndaki bağımsızlık referandumuna bu şekilde katı bir muhalefette bulunması da bu yeni durumun ve dönemin dışa vurumlarından birini olu
ABD’yi darbeye İngiltere kışkırtmış
"CIA-MI6 kurgulu 1953 İran darbesine ilişkin yeni belgeler açıklandı. Darbe sorumluluğu ABD’de kalmıştı. ABD’yi meğerse İngiltere kışkırtmış. İran darbe belgesi 64 yıl sonra açıklanıyor ise 15 Temmuz gizli belgeleri için kaç zaman lazım?"
“Youtuberlar” ve tehdit altındaki çocuklarımız!..
"Makyaj yapan küçük kızlardan tutun da, ahlaka ve edebe mugayir sohbetlerin döndüğü, abuk-sabuk her türlü hareketlerin pervasızca yapıldığı, küçücük çocukların adeta birer yetişkinmiş gibi davrandığı videoların neden paylaşım rekorları kırdığı sorgulanıy
Ergenlerden mesaj var!
''Boyacı ağabey seni de yoruyorum, yengeye selamlar.'', ''Düşünün kafanız acımaz.''
‘Yeni Türkiye’ Şapatan’da tökezliyor
‘Yeni Türkiye’de bir işkence vakasının tartışılması ne kadar üzücüyse, bu iddiaya toplumun gösterdiği refleks ile bir polisi açığa aldırması da bir o kadar umut vericidir. Ancak topluma karşın,siyaset kurumunun aynı refleksi gösterdiği söylenemez.
Tabut mu, reklâm panosu mu?
"Memlekette sanki koskoca cenaze aracını itfaiye yahut allı-morlu güllerle süslenmiş düğün arabası zannedecek kadar dünyadan bîhaber zavallılar ve arka taraftaki tabutu da göremeyecek derecede bakar-körler mevcutmuş gibi işte böyle yazıyorlar!"
Su Misali
Sait Çokça'nın yorumu;
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
İki üniversite 23 öğretim üyesi alacak Kahramanmaraş'ta 4.3 büyüklüğünde deprem Ege Denizi'nde deprem Harput Kapı gün yüzüne çıkarılacak KPSS branş sıralamaları sistemde PTT, sözleşmeli 2500 personel alacak "Domuz çiftliği İstanbul'un suyunu kirletiyor" iddiası yalan çıktı Bakımını yaptığı araçları kundaklayıp görüntüsünü çekmiş Besicinin umudu otlar yangında kül oldu Diyarbakır'da yola tuzaklanan patlayıcı imha edildi
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası