• BIST
    105.211
  • Altın
    146,948
  • Dolar
    3,4760
  • Euro
    4,1750
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
İki önemli gerileme sebebi: Ümera ve Ulema
"Soru şu: Parçalanmanın kötülüğünü ve gerileme sebebi olduğunu herkes bildiği halde neden yine de parçalanmalar önlenemedi, önlenemiyor?"
06 Ağustos 2017 / 13:28

Yeni Şafak yazarı Faruk Beşer, yukarıdaki soru üzerinden İslam toplumunda kimi çözümlemeler yapıyor. Ümera ile ulemada ve aralarındaki ilişkide yaşanan çözülmeleri konu alan Beşer'in yazısı şöyle;

Müslümanların tarihi hep birlik olup ilerleme, parçalanıp gerileme sürecidir.

Soru şu: Parçalanmanın kötülüğünü ve gerileme sebebi olduğunu herkes bildiği halde neden yine de parçalanmalar önlenemedi, önlenemiyor? Bu sorunun cevabı bizi, Âdem babamızın çocuklarına kadar geri götürür. Onlar topu topu üç beş kişi iken ve bütün dünya da onların iken biri diğerini öldürdü. O halde ilk fitillemeyi insanoğlunun içindeki şer güçler yapıyor. Bunlar insanın içine imtihan maksadıyla konan ve eğitilmesi gereken duygulardır diye anlamaktan başka çaremiz de yok.

Allah kulunun kötülük yapmasını istemez ama ona hem iyilik hem kötülük yapabilme kabiliyeti vermiş, kötülük yapmaması konusunda onu uyarmış. Habil’in ve Kabil’in ABD ve İsrail gibi dış güçleri yoktu, o halde Kabil’i saldırıya sevk eden güç, sadece nefsinin haksız arzuları ve şeytandı. Ama ona bunlarla baş edebilecek karşı güçler de verilmişti, akıl ve vicdan/vahiy. Buna rağmen Kabil kötüyü seçti ve bütün beniâdeme ibret ve ders olacak o cinayeti işledi ve sanki bütün insanlara, sizin mayanızda bunlar vardır, dikkatli olun denmiş oldu.

Resulüllah’ın bir vasfı ‘müzekki’ idi, yani o inananların kötü duygularını eğitiyordu, onun zamanında şeytan ve nefis konsorsiyumu boş durmasa bile galip gelemedi ama onun hemen ardından Kabiller tekrar sahneye çıktılar. Muaviye ile birlikte (Allah onu affetsin) yönetim, Efendimiz'in ifadesiyle ‘mülken adûden’, yani ısırıcı/ezici bir krallığa/monarşiye dönüştü. ‘Müslümanların işleri hep şura iledir’ anlamındaki ayetin etkisi yavaş yavaş azaldı, sonra da bu birincil kuralı Müslümanlar hiçbir zaman bağlayıcı bir kurum haline getiremediler. Yönetimi bir şekilde ele geçirenler bunu bir daha kaptırmak istemedi. Aksine bozulma ve geri gitme kurumsal hale getirildi. Kısaca balık baştan kokmaya başladı. Buna rağmen, kendilerine ‘emirul-müminin’ dense de bazı krallarda, yine Efendimiz'in ifadeleriyle, kötü şeylerin yanında iyi şeyler de görülmedi değil. Ama bunlar asıl rengi değiştiremedi.

Ulema bu bozulmaya bir süre karşı koydu, direndi, buna karşılık maddi-manevi acılar çekenleri oldu. Ebu Hanife’den sonra Ahmet bin Hanbel bu acıların sembol ismi haline geldi. Ama bütün bir devlet yapılanması, karşı konulamaz ve eleştirilemez şekilde oluşturulunca âlimlerin direnci kırıldı ve ‘eğrilik görürseniz kılıcınızla doğrultun’ prensibi, ‘kim olursa olsun, dinleyin ve itaat edin’ edebiyatına dönüştü. Aslında bunların her ikisi de yerinde ve zamanında doğru prensiplerdir ki, özeti ‘yönetenlerin yanlışına karşı çıkın, yanlışları yoksa itaat edin’ demektir.

Durum böyle olunca devlet yapılanmasıyla ilgili fıkıh, ya da yönetim fıkhı geliştirilemedi. Müslümanların emiri nasıl seçilecek, nasıl denetlenecek, gerekirse nasıl azledilecek gibi meseleler hep cılız söylemler olarak kaldı, kurumlaşamadı. Toplumun sosyal dayanışmasını ve arkasından sosyal güvenliğini tesis edecek olan zekât müessesesi bile, Hz. Ömer’den sonra resmi boyutuyla hiçbir zaman kurumlaşamadı.

Bilinen bir husustur ki, İslam belli bir devlet şekli önermemiş, bunu zamana ve zemine göre âlimlere ve yöneticilere bırakmıştır. Tek başına yöneticiler bunun üstesinden gelemezdi. Çünkü güç, hep kendinden yana yontar. İktidar kadar elde edilince artık bırakılmak istenmeyen bir başka güç yoktur. Bunu yapacak olan âlimlerdi, ama âlimler bu sahaya yaklaştırılmadı, yaklaşamadı. Ulema mı ümerayı hizaya getiremedi, ümera mı ulemaya imkân vermedi, bu durum yumurta tavuk hikâyesi gibidir. Ama bozulmanın ümera ve ulema ile başladığında şüphe yoktur. Bize göre ümera birinci sebeptir. Resulüllah’ın toplumunun salahı onunla başlamıştı. O hem ümerayı, hem ulemayı temsil ediyordu.

Kuranıkerim’in yönetimle ilgili belirlediği dört temel unsur şunlardan ibarettir: Şûra, adalet, işi ehline verme ve bu meşruiyet sınırlarında kalan ulü’l-emre itaat. Bunların hepsinin müdahale edilemez tarzda kurumlaşmış olması gerekirdi. Çünkü yönetimde esas olan bu umdelerin gerçekleştirilmesidir. Kurumsal yapılanma, yani devletin şekli ise zamana ve şartlara göre belirlenir. Bu umdeleri gerçekleştirebilecek yapılanma varsa artık yönetimin krallık, ya da başka bir şey olması önemli değildir.

Peki, bütün bu ilkeler neden kurumlaştırılıp sabitlenemedi, neden böyle bir yönetim geleneği oluşturulamadı, meselesinin elbette yan cevapları da vardır ama gerilemenin başlangıcı, temel sebepleri bu kötü yönetimler ve ulemanın bunlara müdahale edememesi olduğu açıktır. Şimdi, etselerdi demek biraz da bekâra karı boşamanın kolaylığı türündendir. Teşebbüs edenler oldu, ama başaramadılar. Demek ki, baş çok önemli.

Sonuçta ulema yönetimden tecrit edilince toplumdan da koptu ve salt dini ilimlerle meşgul edildi. Artık olup bitenleri de toplumu da tanıyamaz hale geldi. Pek çoğunun söyledikleri uygulama zemini olmayan afaki görüşlerden ibaret kaldı.

YENİ ŞAFAK

Bu haber 756 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Bağımsızlık sonrası Rojava
Bağımsız devlet olgusunu gündeme getiren Barzani çizgisinin, eğer çok ciddi bir ekonomik refah üretemezse, Öcalan çizgisini esas alan KCK çizgisi karşısında güç ve nüfuz kaybedeceği, buna karşılık Rojava çizgisinin bağımsız devlette de güçleneceği kanısın
Kabuğun kırılması Kürde biçilen kılıfa bağlı
"Diyarbakırlının ayrılacağını düşünmek, ancak haklarının verilmemesini istemekle mümkündür. Yoksa bir Vanlının Duhok’la kurduğu duygusal bağ, İstanbul ile kurduğu bağdan çok daha zayıftır. Bu sarih gerçeği ancak Vanlı ile herhangi bir bağ kuramayanlar g
Barzani’nin planı ne? İşte Erbil’de konuşulanlar...
"Planlanan, referandumdan sonra maksimum 1 yıl içinde bağımsızlığın ilan edilmesi. Yeni devletin isminin de Kürdistan Federal Cumhuriyeti olmasını istedikleri bilgisini aldım."
PKK işçileri katlederken sendikalar neden sessiz?
İşçilerin alçakça katli karşısında bile bu ülkedeki bazı sözümona emek taraftarı çevre ve kuruluşların kılı kıpırdamıyor. Hak ihlâli olup olmadığı tartışmalı birçok meselede dünyayı ayağa kaldıran bu çevreler, masum işçilerin katledilmesi karşısında sessi
Kürdistan'a 'ikinci İsrail' olacak diye karşı çıkanlar buyursun 'ikinci Türkiye' yapsınlar
"Kürdistan ille de bir ülkenin “ikinci”si olacaksa niçin “İkinci Türkiye” olmak dururken “İkinci İsrail” olsun ki? IKBY ile iyi ilişkilerimizi koruyup geliştirir ve IKBY’yi Siyonistlerin yahut sair emperyalistlerin yardımlarına muhtaç etmez isek..."
AB-ABD savaşı fena tırmanıyor
"Uzmanlar Apple'ın sadece ilk cephe olduğunu; McDonald's, Amazon, Starbucks ve Fiat Chrysler'in de cezalara maruz kalabileceğini belirtmekteler."
En çok siyasetçilerimiz şapkalarını alıp düşünmelidir:Bu toplum nereye gidiyor?
"En çok siyasetçilerimiz şapkalarını alıp düşünmelidir ve şu soruyu cevaplamadır: Bu toplum nereye gidiyor? Nasıl bir toplum haline geliyoruz?"
Bir camiden daha fazlası
"Ciddi bir dahlimiz olmadan elimize gelen böyle bir imkânın en iyi şekilde değerlendirilmesi, bizim sorumluluğumuz. Bu sorumluluğu yerine getirmezsek, aynı imkân geldiği gibi gidiverir."
"Cenazedeki provokasyon, Ergenekon'un yeniden sahneye çıkışıdır"
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk'un annesinin cenazesinde yaşanan provokatfi saldırıya ilişkin bir çok kesimden tepki geldi. Habertürk gazetesi yazarı Nagehan Alçı ise saldırıyı Ergenekon'un tekrar sahneye çıkışı olarak değerlendirdi.
Federalizm gecikirse bağımsızlık kaçınılmaz
"O halde Türkiye niçin bu referanduma karşı çıkıyor? Tabi ki Suriye nedeniyle… Yani Irak’ın Suriye için örnek teşkil edeceğinden, bugün Irak’ta kabul edilecek Kürt bağımsızlığının yarın Suriye’de PYD için de doğal bir hak olarak görülebileceğinden endişe
Ölülere Biraz Saygı...
"Öyle cenazeye/ölüye saldırılmaz. Başta da ifade ettiğimiz gibi; hangi ideolojiye, fikir dünyasına, zihin yapısına sahip olunursa olunsun, insan evladı olan bütün kesimlerin kabul edemeyeceği bir şey bu."
Hükümete lanetlemenin ötesinde büyük sorumluluk düşüyor
İktidara ‘lanetlemenin’ ötesinde büyük sorumluluk düşüyor. Küçük bir grubun yaptığı bir saldırı olarak geçiştirilemez. Bu saldırı, her yönüyle açığa çıkarılmalı ki, geçmişte yaşadığımız toplumsal acılar tekrar etmesin…
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Dışişleri'nden Türkiye vatandaşlarına Maria kasırgası uyarısı Milli Eğitim Bakanı Yılmaz: 20 bin öğretmen atanacak Adıyaman'da çapa makinesi devrildi: 14 yaralı Artık kazaya karışan otobüs şirketlerinin isimleri gizlenmeyecek Ege Denizi'nde 4,4 büyüklüğünde deprem Çanakkale ve Muğla'da orta şiddette deprem Diyarbakır'a gönderilen 5 ambulans hizmete başladı Devlet hastanelerinde SMS dönemi başladı Üniversitelere ek yerleştirme sonuçları açıklandı Fakıbaba'dan içecek açıklaması
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası