• BIST
    95.147
  • Altın
    144,306
  • Dolar
    3,5880
  • Euro
    4,0168
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Hamas’ın yeni vizyonu tartışılmaya devam ediyor
Hamas’ın yeni vizyonu tartışılmaya devam ediyor. Dün konuyu işleyen Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak ile Yeni Akit yazarı Ahmet Varol konuyu işleyemeye devam ediyor.
05 Mayıs 2017 / 09:11

Antisemit -Yahudilere ırklarından ve dinlerinden ötürü düşman- olmakla suçlanan Hamas, geçen Pazartesi günü açıkladığı Yeni Siyaset Belgesi’nin bir yerinde şöyle diyor: “Hamas, çatışmanın dinleri sebebiyle Yahudilerle değil, Siyonist projeyle olduğunu vurgular. Hamas, hiç kimseyle Yahudi olduğu için çatışmamaktadır. Saldırgan işgalci Siyonistlerle mücadele etmektedir.”

Batı basını bu beyanda manşetlik bir sansasyon görmedi, yasak savmak babından haberlerle yetindi. Halbuki Hamas’ın o belgesinde ‘Yahudileri yeryüzünden silmeye azimliyiz’ denseydi bunu muhakkak manşetlere taşırdı. “İslamcılar”dan sadır olan makul açıklamalar para etmiyor.

A evet, hâlâ Siyonistlerle mücadeleden bahsediyor Hamas… Batı’daki yaygın ve hakim anlayışa göre Siyonizm aleyhtarlığı antisemitizmin bir cüzüdür ve hatta onun ta kendisidir. Zira Siyonizm aleyhtarları, Yahudilere bir devleti çok görmek suretiyle, onları ırklarından ve dinlerinden ötürü negatif ayrımcılığa tabi tutmaktadırlar. Binaenaleyh, Hamas hâlâ antisemittir!

Öyle mi? Değil işte! Siyonizm aleyhtarları ‘Yahudilerin devleti olmasın’ demiyorlar ki. ‘Filistin topraklarında Filistinlilerin rızası hilafına kurulan Yahudi devleti gayri meşrudur’ diyorlar. Filistin topraklarının işgaline, Filistin halkına reva görülen sürgün ve katliama karşı çıkıyorlar. Almanya veya İngiltere yahut Amerika Birleşik Devletleri ‘Falan bölgemi Yahudi devletine tahsis ettim’ deseydi, buna kimse itiraz etmezdi.

***

‘Yahudilerin kadîm yurdu olan Filistin dururken niye başka bir ülkenin toprakları olsun ki?’ diye sorulabilir ve soruluyor zaten. 

Bu mantıkla, Endülüs’ten sürülen Berberilerin ve Arapların oraya geri dönüp Endülüs İslam Devleti’ni yeniden kurmalarına müsaade etmek de gerekir.

Muhammed Esed -henüz Leopold Weiss isimli Yahudi iken- Siyonist hareketin liderlerinden Chaim Weizmann’a şöyle bir ders vermişti: Tarihte Filistin toprakları üzerinde kurulan iki Yahudi devleti toplamda sadece 500 sene, Endülüs’teki Müslüman devletler ise toplamda 800 sene hüküm sürdü. Üstelik Yahudiler Filistin’den sürüleli 2000 sene oluyor, Müslümanlar ise Endülüs’ten daha 500 sene önce sürüldüler. Neresinden bakarsanız bakın, onların Endülüs üzerinde hak iddia etmeleri Yahudilerin Filistin üzerinde hak iddia etmelerinden daha makul olur. ‘Ama Endülüs onların öz yurdu değildi, oraya dışarıdan gelmiştiler’ argümanı geçersizdir. İsrailoğulları da Filistin’e Mısır’dan gelmiştiler. Geldiklerinde orada başka bir halk vardı ve o halkla savaşarak kendilerine yer açtılar.

Şeytanın avukatlığına soyunalım ve Muhammed Esed’e cevap yetiştirmeye çalışalım: Mısır’daki İsrailoğulları’nın ataları göçebe bir halktı. O halkın başlangıç noktasının Filistin olmadığı ne malum? Mısır’dan çıkıp Filistin’e giden İsrailoğulları, belki de atalarının yurduna ve dolayısıyla öz vatanlarına dönmüş oldular; bir müddet sonra da Yahudiler Filistin’den sürüldüler, 2000 sene sürgünde yaşadılar ve nihayet Siyonist hareket sayesinde geri dönüp Tanrı’nın İsrailoğulları’na vaat ettiği kutsal topraklar üzerinde İsrail devletini kurdular…

İyi ama Filistinliler -ve dünya kamuoyu- Yahudi teolojisine göre amel etmeye mecbur değil ki! Mecbur olduklarını varsayalım; kendilerine o kutsal topraklar vaat edilen İsrailoğulları nerede?

***

Günümüzdeki Yahudilerin kökleri Filistin’e dayanmıyor; Hazar’a, Ukrayna’ya, Yemen’e, Fas’a, Etiyopya’ya dayanıyor. Belki aralarında üç-beş tane orijinal İsrailoğlu vardır ama genel olarak Yahudiliği sonradan benimseyen toplulukların soylarından geliyorlar, İsrailoğulları’nın soyundan değil.

Nitekim Telaviv Üniversitesi tarih profesörlerinden Şlomo Sand, Türkçesi Doğan Kitap’tan çıkan “Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi?” adlı kitabında -özetle- diyor ki:

1.Siyonistler “Sürgündeki İsrailoğulları’nın vatana dönüşü”nden bahsediyor, ama Roma döneminde yaşandığı iddia edilen kolektif sürgünün hiçbir delili yok. Filistin’den Avrupa’ya kadar uzanan bir Yahudi göçünün de delili yok. Aslında bu inanç, Hıristiyanların uydurduğu bir efsaneye dayanıyor. O efsaneden murat edilen şey Yahudileri suçluluk psikolojisine itip ‘Tanrı bizim atalarınızı lanetledi, onları sürgünle cezalandırdı. Lanetten kurtulmak istiyorsak Hıristiyan olmalıyız’ demeye sevk etmekti.

2.Siyonistlerin vazettiği milliyetçilik de mesnetsiz. Dünya Yahudilerinin İbrani kökenli tek bir halk, tek bir ulus oldukları doğru değil. Zaten günümüzde İbrani kökenli Yahudi bulmak neredeyse imkânsız. Yemen ve Kuzey Afrika Yahudileri başka ırklara mensup mühtedilerdir (Roma dönemindeki tebliğ çalışmaları sonucu Yahudilik dinine girmişlerdir). Orta ve Doğu Avrupa’daki Aşkenaz Yahudilerinin ataları ise Yahudiliği seçen Hazar Türkleridir. Etnik Ukraynalılar da Yahudiler arasında ciddi bir yekûn teşkil ediyor. Kısacası, günümüz Yahudilerinin “İsrail” diye anılan topraklarla hiçbir tarihî bağı bulunmuyor.

3. İbraniler (‘’Orijinal Yahudiler’’) Hıristiyanlık ve İslamiyet’in Filistin topraklarındaki yayılış dönemlerinde kitleler halinde din değiştirmiş ve zamanla etnik kökenlerini unutmuşlardır (Filistin topraklarındaki Yahudi nüfusunun tükeniş sebebi budur, “sürgün” değil). Herhangi bir Hamas liderinin atalarının İbrani olmasına yüksek ihtimal verilebilir, ama Avrupa, Yemen veya Fas göçmeni bir İsraillinin –Başbakan Netanyahu dahil- İbrani kökenli olması neredeyse imkânsız.

Hadi bakalım. Ne olacak şimdi?

***

Netice-i kelam: Siyonizm aleyhtarlığını antisemitizme bağlayanlar fena halde saçmalıyor. Siyonizm mefkûresinin de iler tutar yanı yok.

Hamas saygıyı hak ediyor vesselam.

KARAR


Ahmet Varol'un yorumu; 

Hamas’ın yeni vizyonu

Hamas’ın 1 Mayıs 2017’de Katar’ın başkenti Doha’da yayınladığı 42 maddelik bildirge bu hareketin yeni vizyonu olarak algılandı. Bu şekilde değerlendirilmesi hareket açısından olumlu bir mahiyet taşımaktadır. Ancak dünkü yazımızda da ifade ettiğimiz üzere bazı hususlarda da hareketin kastetmediği anlamlar çıkarılarak çarpıtmalar ve ifadeleri amacı dışına çeken yorumlar yapıldı. Bunlar da meselenin risklerini oluşturuyordu ve tahmin ediyoruz Hamas ileri gelenleri bu tür çarpıtma ihtimallerini de göz önünde bulundurarak yola çıkmışlardı. 

Fakat şunu bir kez daha belirtelim ki değişiklik ve yeniden düzenleme ilkelerde değil vizyondadır. Bunu ortaya koyan birkaç madde hakkında daha bilgi vermekte yarar görüyorum. 

Birinci maddede hareket kendisini tarif ederken Hamas’ın İslâmî, ulusal bir kurtuluş ve direniş teşkilatı olduğu, Filistin’in kurtarılmasını ve siyonist projeye karşı durulmasını hedeflediği, faaliyet, amaç ve araçlarında kaynağının İslâm olduğu ifade ediliyor. 

İkinci maddede Filistin’i tarif ederken şu ifadelere yer veriliyor: “Filistin, doğuda Ürdün Nehri’nden batıda Akdeniz’e kuzeyde Nakura’dan güneyde Ummu’r-Reşraş’a kadar uzanan toprakların tamamıdır. Bir bütündür ve parçalanamaz. Burası Filistin halkının toprağı ve vatanıdır. Filistin halkının buradan tehcir edilmesi ve yurdundan çıkarılması, üzerinde siyonist hâkimiyet oluşturulması, Filistin halkının topraklarının tümü üzerindeki haklarını ortadan kaldırmaz ve gasp edici siyonist hâkimiyete orada bir hak kazandırmaz.”

Bu vurgu Hamas’ın Filistin’in bütünlüğü ve hiçbir parçasından taviz verilemeyeceği, siyonist işgalin ise tamamen gayri meşru olduğu konusundaki yaklaşım ve tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını teyit etmektedir. 

Bildirgenin dördüncü maddesinde Filistin halkının tanımı yapılırken, siyonist işgalden dolayı yurdundan çıkarılmış bir Filistinli aileye mensup ama Filistin dışında dünyaya gelmiş çocukların da Filistinli olduğu dolayısıyla onların da yurtlarına dönüş haklarının mahfuz olduğu vurgulanıyor. 

Yedinci maddede Filistin davasının İslâmî açıdan önemiyle ilgili hususlara dikkat çekiliyor ve Filistin davasının bütün ümmet açısından önemli ve öncelikli bir dava olduğu dile getiriliyor. 

Onuncu maddede Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu, din, tarih ve uygarlık yönünden tüm Arap ulusu, İslam âlemi ve insanlık açısından özel bir mevkiye sahip olduğu, İslam’ın ve hıristiyanlığın muhtelif kutsal mekânlarının bu şehirde olduğu, Filistin halkının, Arap toplumunun ve İslâm ümmetinin bu şehir üzerindeki haklarının sabit olduğu, bunlardan hiçbir şekilde taviz verilemeyeceği; işgal yönetiminin bu şehirdeki tüm yahudileştirme faaliyetlerinin, yerleşim inşasının, gerçekleri değiştirme çabalarının ve şehrin kimliğini yok etme faaliyetlerinin yok hükmünde sayıldığı hatırlatılıyor. 

On birinci maddede de Mescidi Aksa’nın tamamen Müslümanlara ait bir mabet olduğu, işgalcilerin buranın üzerinde hiçbir haklarının bulunmadığı, dolayısıyla işgal yönetiminin Mescidi Aksa’ya yönelik yahudileştirme faaliyetlerinin veya bölme girişimlerinin tamamen geçersiz ve her türlü dayanaktan yoksun olduğu vurgulanıyor. 

On ikinci ve on üçüncü maddelerde mültecilerin durumu üzerinde duruluyor ve onların yurtlarına dönüş haklarının saklı olduğu, gerek 1948’de ve gerekse 1967’de yurtlarından çıkarılmış Filistinlilerin Filistin topraklarının asıl sahiplerinden oldukları, onların yurda dönüş haklarının engellenemeyeceği ve Filistin’e alternatif bir vatan bulma formülünün kabul edilemeyeceği vurgulanıyor. Yurda dönüş hakkının hiç kimsenin üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin olmadığı sabit bir hak olduğu hatırlatılıyor.

YENİ AKİT

87288

Bu haber 859 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Ali Rıza Demircan'dan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a uyarı!
İlahiyatçı Ali Rıza Demircan son yazısında, 21 Mayıs'ta yapılan olağanüstü kongre ile yeniden AK Parti'nin başına geçen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a uyarılarda bulundu.
Türkiye ve ABD: Geçmiş, bugün ve yarın | ANALİZ
Türkiye'nin daimi itirazlarına rağmen ABD'nin PKK konusunda vermek üzere göründüğü imaj, Türk-Amerikan ilişkilerini tayin eden NATO ittifakının lafzına ve ruhuna uymuyor
Riyad’dan Trump geçti
"Suudi Arabistan'ın bu tür görkemli şovlarla örtülemeyecek köklü sorunları var. Kötüye giden ekonomi ve işsizlik gibi… Trump gidecek, o sorunlar kalacak."
Kitaba yaklaşım ve Müslümanlar
"Kitabı terk etmiş; ancak terk ettiğinin farkına varamamış Müslümanlarımız var bizim. Bu kitabın ilkeleriyle şekillendirmediği hayatına başka ilkelerle şekil vererek Müslümanlığını sürdürenler var. Kitabı terk etmek, onu hiç okumamak değildir."
“Bizler ölüyoruz ama onlar kazanıyorlar.”
"Tamamen kaos oluşturmaya, kan dökmeye ve pazar paylarını artırmaya endeksli bu yaratık sürüleri, asla kendi ellerini kullanmıyor ya da sahne arkasında kullanıyor. Daha ziyade kurbanlar seçerek onların kanı üzerinden hedeflerine ulaşırlar."
1992 Xakurk’tan 2017’nin Şengal’ine…
Sitemiz yazarlarından Zafer Burakmak, Şengal üzerinden yaşanan gerilimi, 1992 yılındaki Xakurk çatışmaları üzerinden bir okumaya tabi tutuyor ve çatışan taraflardan, destekleyen güçlere kadar argümanları işliyor.
Selamun akeyküm Ruanda
Hristiyan Tutsi-Hutu çatışmalarıyla katliamların yaşandığı Ruanda'da İslam'a kitlesel ilginin olduğunu kaydeden Albayrak, Müslüman Hutular kapılarına gelen hiçbir mazlumu Tutsi diye geri çevirmediler; Müslüman Tutsiler de mazlum Hutulara sırtlarını dönm
Neden vatanlarında kalıp da savaşmamışlarmış!
Berat Özipek, dün yazdığı sığınmacı konusunu işlemeye devam ediyor.
Sanılanın aksine Türkiye müteahhitliği bir köprü yapamıyor
Türkiye müteahhitliğinin sanılanın aksine, diğer ülkelere göre güçlü bir sektör olmadığını belirten Güntay Şimşek,daha çok taşeronluk olarak çalışıldığını ve mühendislik açısından Çanakkale köprüsünü yapabilecek kapasitede olunmadığını yazdı.
Sınırlar ve sığınmacılar
"Antep ile Halep birbirinden bugün sandığımız kadar uzak değildi; araya sınır çekildiği halde Suruç’un sınır boyundaki sakinleri, namaz vakitlerini “öteki tarafta” kalan caminin ezanından öğrenmeye devam ettiler. O gün de öyleydi, bugün de öyle."
Çin, ‘İpek Yolu’na anlam katabilir mi?
"İpek Yolu sadece bir jeoekonomik hattan ibaret olsaydı üzerinde bu kadar düşünmeye gerek kalmazdı. Onu ticari bir yola indirgemek isteyen oryantalist bakış açısı küçümserken aynı zamanda görmezden gelemeyeceği için yeniden tanımlıyor..."
Kapitalizmin En Kutsal Ayini: Anneler Günü
"Kampanyaların tek amacı anne figürünü istismar ederek maksimum kâr elde etmek.Ha bir mikro dalga fırın ha bir anne…"
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
İstanbul'da 300'e yakın eczaneye sahte reçete soruşturması! İstanbul'da kaza: İki inatçı sürücü gişeye sıkıştı Google'da en çok aranan KPSS soruları Diyarbakır'da feci kaza: 4 ölü Türkiye’de Artan Gıda İsrafına Karşı Fransa Modeli Yolda Dağın zirvesinde silah deposu ele geçirildi Ankara Adliyesi önünde patlama Meteoroloji'den kuvvetli yağış uyarısı Ege Denizi'nde orta şiddette deprem Fransız astronot uzaydan İstanbul'u görüntüledi
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    ALINTI YAZARLARTÜMÜ
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası