• BIST
    104.001
  • Altın
    145,669
  • Dolar
    3,5083
  • Euro
    4,1894
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Hamas 1967 sınırlarını tanıdı mı? Konuya ilişkin 3 yazı...
Hamas’ın beyannamesinde 1967 sınırları içinde bir Filistin devleti kurulmasını kabul etmesi tartışılıyor. Yeni Şafak yazarı Akif Emre, Yeni Akit yazarı Ahmet Varol ile Karar yazarı Hakan Albayrak bu konuyu işledi. Yazıları ilginize sunuyoruz...
04 Mayıs 2017 / 09:17

Akif Emre'nin yorumu;

HAMAS’IN hedefindekiler

HAMAS'ın temel bildirgesinin yenilenmesinin dünyada yankı bulması bekleniyordu, nitekim öyle oldu. FKÖ'nün aksine İsrail'in varlığını kabul etmemekte direndiği için, girdiği seçimlerde aldığı sonuçların Filistin konusunda belirleyici durumdaki Ortadoğu dörtlüsü -ABD, Rusya, AB ve BM- diye bilinen yapı tarafından kabullenilmemek suretiyle cezalandırılmayı göze almıştı. Hatta Gazze'nin İsrail'in yıllardır süren askeri kuşatma ve katliamına maruz kalmasının yanı sıra uluslararası düzeyde de politik ve insani kuşatma altında kalması temel politikalarının bedeli oldu. Sonuçta, bir karış bile toprak kurtaramayan Filistin hareketi ikiye bölündü.

HAMAS'ın 1988 yılında yayınladığı ilk siyaset belgesinin üzerinden bunca zaman geçtikten sonra yeni bir belge yayınlamış olması önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Dünyanın odaklandığı konu ise, HAMAS'ın İsrail'in varlığını kabul edip etmediğiydi. Oysa mesele sadece İsrail'in tanınıp tanınmaması ile sınırlı değil; çok daha iç içe geçen yerel, bölgesel ve uluslararası etkileşimlerin devreye girdiği bir sürece işaret ediyor.

Öncelikle bu belgenin hedefinin öncelikleri açısından kim olduğu, ne anlama geldiği ve nasıl okunması gerektiğine bakmakta yarar var. Buna geçmeden önce, HAMAS'ın temel kuruluş ilkelerinden tümüyle vazgeçmese bile uyumlulaştırılması ve buna adeta icbar edilmesinin altı çizilmesi gerekir. HAMAS'ı icbar eden dış şartlar kadar iç şartların belirlenmesi, adeta çaresiz bırakılmasının gözden ırak tutulmaması gerekir. Lojistik derinliği berhava edilen, siyasal desteği tümüyle sıfırlanan, ekonomik anlamda iflasa sürüklenen bir hareketin belki de var olma çabası olarak okunabilir.

Bölge ülkelerinin bol bol vaat ve hamaset ürettiği bir ortamda HAMAS'ın bu belgeye ikna edilmesi Filistin'in geleceği açısından da önemlidir.

HAMAS'ın açıkladığı siyaset belgesi ile Filistin siyasetinde merkezde rol almaya hazırlandığı söylenebilir. Bu anlamda FKÖ'nün İsrail politikasını eleştirmesinin yanı sıra asıl çekincesi seküler bir siyaset izlemiş olmasıydı. Bu bağlamda FKÖ'den radikal biçimde ayrıştığını ortaya koyan HAMAS'ın FKÖ'yü Filistinlilerin ortak çerçevesi olarak kabul etmesi kendi siyasal söylemi açısından uzun vadede önemli kırılma olarak ortaya çıkacaktır.

Ayrıca Oslo anlaşmasını reddetmesine rağmen daha 2007'de İsmail Haniye'nin açıklaması ile FKÖ çizgisine gelmişti. Ne var ki bu açıklama bir siyaset belgesine dönüşmediği için Ortadoğu dörtlüsü tarafından dikkate alınmamıştı.

İkinci önemli hedef bölgesel güçlere karşı bir durum, konum ve söylem yenilemesi olarak okunmalı. Özellikle bölgede Filistin dengelerinde etkili olan ülkelere yönelik bir balans ayarı olarak görülebilir. Bunların başında Mısır, ikinci aşamada ise Türkiye ve Katar var. HAMAS siyasi bürosunu Şam'dan taşıyan ya da taşınmaya ikna eden süreç aslında onun siyasal lojistiğini altından çeken, daha da çaresizleştiren bir sürecin başlangıcı oldu.

Yeni siyaset belgesinin hem ideolojik hem siyasal anlamda en önemli pratik sonucu Mısır'la olan ilişkilerde yaşanacağı muhakkak. Köken itibari ile İhvan hareketinin bir uzantısı olan HAMAS, İhvan geçmişini reddetmese de Mısır İhvanından bağımsızlığını ilan ederek Mısır'la ilişkileri düzeltmeyi hedefliyor. İhvan geleneği içinde çok erken dönemde kopan Sudan İhvanından sonra Filistin hareketinin bu yöne evrilmesinin siyasal ve ideolojik sonuçlarını zaman gösterecek. Darbeci Sisi yönetiminin terörist ilan etmesi, HAMAS için hayat damarlarının kapanması demekti. Kaldı ki Mısır'ın İsrail'le olan özel ilişkisi her halükarda HAMAS için sürekli bir tehdit olarak duracaktı. İsrail'in askeri kuşatması ile Mısır'ın siyasi ve lojistik kuşatması arasında sıkışan bir Gazze yönetiminin değil Filistin'e seslenmesi Gazze'de bile ayakta kalması zordu. Tüm bunlara son dönemde ekonomik olarak destek veren Katar ve Türkiye'nin telkinlerinin de etkili olduğu düşünülebilir. Elektrik olmadığı için kapanmak zorunda kalan hastanelerin, ödenemeyen memur maaşlarının bu belgeyi yayınlamaya zorladığı aşikar.

Bir diğer hedef Ortadoğu dörtlüsü olarak bilinen yapıdır. Bunların önceliği İsrail'in tanınması, terörle arasına mesafe koyması, seküler siyaseti benimsemesi olarak özetlenebilir. Bu çerçevede İsrail'i doğrudan tanıdığını söylemese de 1967 sınırları içinde bir devlet hedefi bu şekilde yorumlanabilir. Kaldı ki BM'nin 1948 Filistin'in bölünmesi planını kabul eden karara referans verilmesi dolaylı tanıma anlamına gelebilir.

HAMAS'ın İslamcı siyaset hedeflerine sahip çıkmasının her türlü baskı ve terörizm suçlamasının gerekçesi olarak önüne konduğu bir gerçek. Ancak bu aşamada FKÖ'nün laiklik ilkeleri çerçevesinde bir siyaseti esas alan yapısını Filistin için temel kabul etmesinin anlamı şimdilik muğlak gibi dursa da uzun vadede gömlek değiştirmeye doğru evrilme ihtimalinden söz edilebilir.

En son muhatabı ise İsrail'dir. Belki de en çarpıcı ifade olarak inançlarından dolayı Yahudilerle değil Siyonistlerle mücadeleye vurgu yapması İsrail açısından hiçbir şeyin değişmeyeceği anlamına gelecektir. FKÖ gibi HAMAS da tamamen kemiksizleştirilmeden Siyonist işgalcilerin tatmin olması mümkün olmayacaktır.

Başardıkları ve başaramadıklarıyla İsrail karşısında bir direniş umudu olarak var olmayı başaran bir hareket olan Hamas'ın konjonktür karşısında diz çöktürülmeye çalışıldığından kuşkumuz olmasın.

YENİ ŞAFAK

 


Ahmet Varol'un yorumu;

Hamas 1967 sınırlarını tanıdı mı?

Hamas’ın Mayıs 2017’nin başında ilkelerini, siyasi çizgisini ve Filistin sorununa dair yaklaşımlarını özet bilgilerle dile getiren 42 maddelik bir beyanname bir diğer ifadeyle yol haritası yayınlaması çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazıları siyonist işgal medyasının çarpıtmasının da etkisinde kalarak Hamas’ın ilkesel birtakım değişikliklere gittiği yönünde yorumlar yaptı. Bazılarına göre Hamas’ın sergilediği tavır Fetih örgütünün daha önce sergilediği tavrın aynısı, yani gecikmeli olarak aynı noktaya gelmiş oldu.

Bu arada bir yandan siyonist işgalin hizmetindeki medya organları kullanılan ifadeleri asıl amacının dışına çekerek çarpıtma yaparken bir yandan da işgal devletinin Başbakanı Netanyahu Hamas’ın aslında tutumunu değiştirmediğini, dünyayı kandırmaya çalıştığını iddia etti. 

Gerçekte beyanname bir bütün olarak ele alındığında Hamas’ın ilkelerinde bir değişikliğin kesinlikle söz konusu olmadığı, bu ilkelerin yeni bir dil ve üslûpla ifade edilmesinin söz konusu olduğu görülecektir. Söylemde, üslûpta, ifade tarzında zamana ve şartlara göre değişiklikler olması ise gayet tabiidir ve aynı zamanda bir ihtiyaçtır. 

Beyannamenin en çok tartışmaya konu olan maddesi, Hamas’ın 1967 sınırları içinde bir Filistin devleti kurulmasını kabul etmesine dair yirminci maddesidir. Tartışmanın sebebi ise bu konuyla ilgili ifadeden, Hamas’ın 1967 sınırlarını onayladığı, diğer bölgelerdeki İsrail işgalini ise zımnen kabul ettiği sonucu çıkarılmasıdır. Bu maddedeki ifadelerden böyle bir sonuç çıkarılması yanlıştır. 

Bunun anlaşılması için “İşgal karşısındaki tutum ve siyasi çözüm” başlığı altında yer alan bu maddenin öncesinde ve yine aynı başlık altında yer alan iki maddeyi okumakta yarar var:

“18.Belfur  deklarasyonu, Filistin üzerinde İngiliz mandası belgesi, Filistin’in paylaştırılmasına dair BM kararı, bunların ve benzerlerinin üzerine oturtulan tüm kararlar ve uygulamalar yok hükmündedir. İsrail’in kuruluşu temelden geçersizdir ve Filistin halkının üzerinde tasarrufta bulunulmasına imkân olmayan haklarına muhaliftir. Filistin halkının ve ümmetin iradesine, uluslararası sözleşmelerin belirlediği insan haklarına ve en başta da kendi geleceğini belirleme hakkına aykırıdır. 

19.Siyonist hâkimiyet meşru kabul edilemez. Filistin toprakları üzerindeki tüm işgaller, yerleşimler, yahudileştirme faaliyetleri, gerçeklerin değiştirilmesi amacıyla simgeler üzerinde yapılan değişiklikler geçersizdir. Zamanın geçmesiyle haklar düşmez.”

Bu iki maddede işgalin temelden reddedildiği konusunda, ilkede bir değişiklik olmadığı vurgulandıktan sonra şöyle deniliyor: 

“20.Sebepler, şartlar ve baskılar ne olursa olsun ve işgal ne kadar sürerse sürsün Filistin’in herhangi bir parçasından taviz verilemez. Hamas, Filistin’in ırmaktan denize (Ürdün Irmağı’ndan Akdeniz’e) kadar bir bütün olarak kurtarılması konusundaki formülüne alternatif olacak herhangi bir formülü kabul etmez. Bununla birlikte -siyonist işgalin tanınması ve Filistinlilerin haklarının herhangi birinden taviz verilmesi söz konusu olmaksızın- Hamas, 4 Haziran 1967 sınırları içinde tam bağımsız, başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasını da, yurtlarından çıkarılmış mültecilerin dönüş haklarının korunması üzere bir ortak ulusal çözüm formülü olarak görür.”

Bu ifadeyle, Filistin’in bir bölümü üzerinde bir Filistin devletinin kurulmasının Filistinli oluşumlar arasında ortak çözüm formülü olarak kabul edilmesinin mümkün olduğu ancak bunun, işgalin devam eden kısmının olduğu gibi kalmasına razı olunması anlamına gelmeyeceği vurgulanmış olmaktadır. Bu, bir Filistin devletinin kurulmasına destek verilmesi anlamına gelir, işgalin onaylanması anlamına gelmez. 

Bu, Hamas için yeni bir tavır ve siyaset değildir. Belki böyle resmî bir belge üzerinde dile getirilmesi yeni sayılabilir. Asıl mesele ifadenin öncesiyle bağlantısının koparılmasından ve Filistin’in bir bölümünün özgürlüğüne kavuşturulması durumunda orada ulusal uzlaşmayla tam bağımsız bir  devlet kurulmasına razı olunmasının kalan kısmıyla ilgili haklardan da vazgeçme anlamına geldiğinin düşünülmesinden kaynaklanmaktadır. 

Beyannamenin başka ne gibi hususlar içerdiği hakkında bilgi vermek için bu konuya devam etmek istiyoruz Allah’ın izniyle. 

YENİ AKİT


Hakan Albayrak'ın yorumu; 

Hamas'ın '1967' açılımı

Pazartesi günü Katar’ın başkenti Doha’da basın toplantısı düzenleyen Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal, hareketin genel prensiplerini ve takip edeceği yolu tayin eden “yeni siyaset belgesi”ni açıkladı. 42 maddeden oluşan belge, Meşal’in ifadesiyle “Bütün Hamas liderlerinin ve içerideki-dışarıdaki (Filistin’deki ve Filistin dışındaki) bulunan bütün Hamas kurumlarının ortak görüşünü yansıtıyor.”

Öne çıkan iki madde:

1: “Hamas, Filistin toprağının hiçbir parçasından vazgeçmemekle beraber, 4 Haziran 1967 sınırları içinde başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını -hicrete zorlanan Filistinlilerin geri dönüş hakkının teslim edilmesi şartıyla- ulusal uzlaşı formülü olarak görmektedir. (Bu hususta Mahmud Abbas liderliğindeki Fetih’le ayrı düşmeyecektir – HA) Bu durum kesinlikle Siyonist oluşumun tanınması ve Filistin’in haklarından ödün verilmesi anlamına gelmemektedir.” 

2. “Hamas, çatışmanın dinleri sebebiyle Yahudilerle değil, Siyonist projeyle olduğunu vurgular. Hamas, hiç kimseyle Yahudi olduğu için çatışmamaktadır. Saldırgan işgalci Siyonistlerle mücadele etmektedir. Hal böyleyken işgalin liderleri çatışmada Yahudilerin ve Yahudiliğin söylemlerini kullanmaktadır.”

***

“1967 Sınırları” elli senedir konuşulur ve yazılır, ama hâlâ bilmeyenler vardır diye bir kere daha yazalım:

5-10 Haziran tarihlerindeki “Altı Gün Savaşı”nden evvel Batı Şeria bölgesi (Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Doğu Kudüs dahil) Ürdün’ün, Gazze Şeridi ise Mısır’ın kontrolündeydi. İsrail o savaşta buraları işgal etti. 2005’te Gazze’den çekilen Siyonistler, Batı Şeria’yı halen işgal altında tutuyorlar. 1980’de Doğu Kudüs’ü ilhak ettiklerini açıkladılar ve o zamandan beri “Kudüs bölünmez bir bütün olarak İsrail’in ebedî başkentidir” diyorlar. 

Uluslararası hukuka göre Batı Şeria, Filistin toprağıdır. Doğu Kudüs de Filistinlilere aittir. “1967 Sınırları” dendiğinde Filistinliler için Batı Şeria ve Gazze, İsrail için ise bağımsızlığını ilan ettiği 1948’den 1967’deki “Altı Gün Savaşı”na kadar elinde tuttuğu topraklar kast edilir.

Uluslararası toplum (daha doğrusu uluslararası sistem ağaları), Filistinliler “1967 Sınırları”nı kabul ettikleri takdirde meselenin çözüleceğini vazediyordu. Birleşmiş Milletler nezdinde Filistin halkının yegâne meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü, 1994’te imzalanan Oslo Anlaşması’yla “1967 Sınırları”nı -hem de Filistinlilere düşen payın hatırı sayılır bir kısmından vazgeçerek- kabul etti. Ne var ki mesele yine çözülmedi. Siyonistlerin ve onları destekleyen uluslararası sistem ağalarının yeni bahanesi, “1967 Sınırları” formülünü reddedip “İsrail yıkılıncaya kadar savaş” diyen Hamas’tı.

Aslında Hamas uzun süredir “1967 Sınırları” formülüne göz kırpıyor. Örgütün kurucu lideri Şeyh Yasin bundan 20 sene evvel Gazze ve Batı Şeria topraklarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti karşılığında uzun süreli ateşkes teklif etmişti. Bilhassa 2006’daki seçim zaferlerinden beri Hamas liderleri “1967 Sınırları”nı kabul etme temayülü gösteriyorlar. İsmail Haniye 2007’de El Cezire’ye verdiği beyanatta Fetih’le kuracakları ortak hükümetin hedeflerini anlatırken “1967’de işgal edilen tüm Filistin toprakları üzerinde bağımsız Filistin devletinin kurulmasını sağlayacağız” demişti. Halid Meşal de -2008’de- çözüm için arabuluculuk yapan eski ABD Başkanı Jimmy Carter’e “1967 Sınırları”na dayalı bir çözüme mani olmayacaklarını söylemişti. Carter’in Meşal’le görüştükten sonra yaptığı  açıklamayı arşivden çıkarıp okuyalım: “Hamas, Orta Doğu barışının önünde bir engel değil. Anlaşmanın bazı hükümlerini benimsemeyecek olsalar bile 1967 sınırları içinde bir Filistin devletini -Filistin halkının onaylaması şartıyla- kabul edeceklerini söylüyorlar. Yani Hamas, Abbas’ın barış çabalarını engellemeye kalkmayacak ve Filistin halkının referandum yoluyla destekleyeceği bir anlaşmayı kabul edecek.”

Hamas liderleri sonraki senelerde de  benzer açıklamalar yaptılar, fakat İsrail’in ve uluslararası sistem ağalarının tavrında bir değişiklik olmadı. Hamas’ın ‘uzlaşmazlığını’ diline dolayan Batı basını da bu yeni durumun hakkını vermedi, düpedüz uzlaşma işareti olan bu açıklamaları öne çıkarmaya yanaşmadı.

Sorun neydi? Yeterince resmî ve bağlayıcı mı değildi o açıklamalar?

İşte şimdi, “1967 Sınırları”nın Hamas tarafından kabul edildiğine dair, “bütün Hamas liderleri ve bütün Hamas kurumları” için bağlayıcı olduğu özellikle vurgulanan resmi bir beyanname var önümüzde. Gelin görün ki İsrail “kandırmaca” deyip geçiyor, uluslararası sistem ağaları sağırları oynuyor, Batı basını da pek oralı olmuyor.

Sorsanız herhalde “Hamas o beyannamede İsrail topraklarında hâlâ gözü olduğunu da ifade ediyor” diyeceklerdir ama uluslararası hukukta mefkûrelere değil resmî angajmanlara ve fiilî adımlara bakılır. (İsrail hükümetinde halen Batı Şeria topraklarının ilhakını isteyen partiler yer alıyor diye İsrail’in bu toprakları ilhak ettiği mi var sayılıyor? İsrail’e ona göre mi muamele ediliyor?) Gerçekten “1967 Sınırları” çerçevesinde bir çözüm istenseydi, Hamas’ın “Biz aslında şunu arzu ediyoruz ama bunu kabul ediyoruz” beyanının “ama”dan önceki kısmına bakılmaz, “ama”dan sonraki kısmına istinaden yeni bir dönemin başlangıcı kutlanırdı.

***

Antisemit -Yahudilere ırklarından ve dinlerinden ötürü düşman - olmakla suçlanagelen Hamas’ın bu husustaki beyanıyla ilgili mülahazalarımızı yarınki yazıya bırakalım. Nasipse.   

KARAR

Bu haber 1782 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
sadullah
5 ay önce yazıldı.
"4 Haziran 1967 sınırları içinde bağımsız filistin" . Bal gibi kabul etmiş. aması maması yok
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
BM kürsüsünde ‘modern zamanlar’ Hitler’i
"Bu ifade tarzı ve hedeflerin “toplu yok etmeye” dayandırılması tehlikelidir ve “Önce Amerika” diyerek en sağdan merkeze, oyları toplayarak gelen bir “süper güç başkanının” beyninin arkasında “Hitlervari” yaklaşımlar olduğunu göstermesi açısından da önem
Türkler... Kürtler... Duygular...
"Ben diyorum ki “duygusal kopuş”a imkan verilmemeli. Araplarla duygusal kopuş kolay tamir edilmedi. Hala tortular vardır. Türkler – Kürtler, çok daha derin anlamda “akraba millet”tir. Ama etnik hesap yumuşak karın haline getirilmek isteniyor. "
Barzani düşmanlığı
Zannedersiniz ki düşman kıtlığından mustaribiz. Türkiye’nin en yakın dost ve müttefiklerinden Mesud Barzani’yi azılı düşman ilan etmenin mantığını arıyorum, arıyorum, bulamıyorum. Ne oluyoruz yahu?
Türkiye'yi nasıl soydular?
"Adam hem gözlerimizin içine bakarak tarihî bir eseri soymuş, hem de bunun için para almış. Pes doğrusu!"
Bağımsızlık sonrası Rojava
Bağımsız devlet olgusunu gündeme getiren Barzani çizgisinin, eğer çok ciddi bir ekonomik refah üretemezse, Öcalan çizgisini esas alan KCK çizgisi karşısında güç ve nüfuz kaybedeceği, buna karşılık Rojava çizgisinin bağımsız devlette de güçleneceği kanısın
Kabuğun kırılması Kürde biçilen kılıfa bağlı
"Diyarbakırlının ayrılacağını düşünmek, ancak haklarının verilmemesini istemekle mümkündür. Yoksa bir Vanlının Duhok’la kurduğu duygusal bağ, İstanbul ile kurduğu bağdan çok daha zayıftır. Bu sarih gerçeği ancak Vanlı ile herhangi bir bağ kuramayanlar g
Barzani’nin planı ne? İşte Erbil’de konuşulanlar...
"Planlanan, referandumdan sonra maksimum 1 yıl içinde bağımsızlığın ilan edilmesi. Yeni devletin isminin de Kürdistan Federal Cumhuriyeti olmasını istedikleri bilgisini aldım."
PKK işçileri katlederken sendikalar neden sessiz?
İşçilerin alçakça katli karşısında bile bu ülkedeki bazı sözümona emek taraftarı çevre ve kuruluşların kılı kıpırdamıyor. Hak ihlâli olup olmadığı tartışmalı birçok meselede dünyayı ayağa kaldıran bu çevreler, masum işçilerin katledilmesi karşısında sessi
Kürdistan'a 'ikinci İsrail' olacak diye karşı çıkanlar buyursun 'ikinci Türkiye' yapsınlar
"Kürdistan ille de bir ülkenin “ikinci”si olacaksa niçin “İkinci Türkiye” olmak dururken “İkinci İsrail” olsun ki? IKBY ile iyi ilişkilerimizi koruyup geliştirir ve IKBY’yi Siyonistlerin yahut sair emperyalistlerin yardımlarına muhtaç etmez isek..."
AB-ABD savaşı fena tırmanıyor
"Uzmanlar Apple'ın sadece ilk cephe olduğunu; McDonald's, Amazon, Starbucks ve Fiat Chrysler'in de cezalara maruz kalabileceğini belirtmekteler."
En çok siyasetçilerimiz şapkalarını alıp düşünmelidir:Bu toplum nereye gidiyor?
"En çok siyasetçilerimiz şapkalarını alıp düşünmelidir ve şu soruyu cevaplamadır: Bu toplum nereye gidiyor? Nasıl bir toplum haline geliyoruz?"
Bir camiden daha fazlası
"Ciddi bir dahlimiz olmadan elimize gelen böyle bir imkânın en iyi şekilde değerlendirilmesi, bizim sorumluluğumuz. Bu sorumluluğu yerine getirmezsek, aynı imkân geldiği gibi gidiverir."
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Ege Denizi'nde 4 büyüklüğünde deprem PAKURD Genel Başkanı'na hapis cezası Dışişleri'nden Türkiye vatandaşlarına Maria kasırgası uyarısı Milli Eğitim Bakanı Yılmaz: 20 bin öğretmen atanacak Adıyaman'da çapa makinesi devrildi: 14 yaralı Artık kazaya karışan otobüs şirketlerinin isimleri gizlenmeyecek Ege Denizi'nde 4,4 büyüklüğünde deprem Çanakkale ve Muğla'da orta şiddette deprem Diyarbakır'a gönderilen 5 ambulans hizmete başladı Devlet hastanelerinde SMS dönemi başladı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası