• BIST
    106.816
  • Altın
    145,637
  • Dolar
    3,5223
  • Euro
    4,1300
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Hakan Kılıç
Hakan KılıçTüm Yazlıları
19 Haziran 2017 Pazartesi 00:36
Ey Yalnızlık Mescidinin Yanık Yürekli Vaizi!

Ey Özgür Kuş! Ey Ali!

Kırk sene evvel bu vakitler şu fani dünyadan ayrıldın. Benim dünyaya gözlerimi henüz açmadığım vakitlerde sen dünyaya gözlerini kapamıştın. Gözlerini ilk açtığın topraklardan, çocuklarından, çok sevdiğin Puran’dan ve hapishane olarak nitelendirdiğin yeryüzünden bir kapı bularak çıkıp gittin. Gidişin var ya… Yok yok pes edip çekip gitmeden bahsetmiyorum, bilakis senin de deyişinle kurtuluş olur. Zindandan özgürlük diyarına uçuşun oldu. Özgürlüğe olan sevdanı biliriz. Ki sende özgürlüğe kanat çırpanlar kervanına katıldın.

Ey Rahatlıları Rahatsız Eden Dava Adamı!

Ömrünün en değerli hazinesi olan uykusuz geçen gecelerinde bizlere bıraktığın rahatları bozup rahatsızlığa dönüştürecek o mirasın var ya işte onları şimdilerde lüks hayata, refaha çevirmenin yolları güdülüyor. Sen söylenmesi gerekenleri söyledin, yazılması gerekenleri yazdın. Lâkin işitmediler, işitmek istemediler, okumadılar, okuma tenezzülüne dahi girmediler. Hâlâ alıcılar kapalı, gönül ot… Hâlâ “öze dönüş” gerçekleştirilemedi. Hâlâ “dine karşı din” savaşıyor. Hâlâ “Safevi Şia’sı Ali Şia”sına baskın. Hâlâ “İbrahim’le buluşulma”dı, “İslam nedir Muhammed kimdir” bilinmiyor halen. Ali’ye karşı Muaviye, Hüseyin’e karşı Yezid’ler var tahtlarda. Geride bıraktığın o nazenin mirasın talan edildi, tarumar oldu. Bir babanın hayırsız ve berduş evlatlarına bıraktığı miras gibi. Değeri bilinmedi. Kadr-i kıymeti yok sayıldı.

Ey Kendi Dininin Müezzini Olmak İsteyen! Ey Ali!

Hatırlıyor musun, “Adem’in Varisi Hüseyin” diye küçük ama Adem’den Hüseyin’e kadar olan tarihi sığdırdığın o kitabı? Bu kitapla Kıyam’ı yaşatmaya çalıştın bize. Şimdi artık biliyoruz; kıyamda durmayı, secdeye kapanmayı, sorgulayıcı aklı, zalim sultana, sesimizi haykırmayı. Lâkin şu günlerde Ali’ye karşı Muaviye’ler, Hüseyin’e karşı Yezid’ler daha bi çoğaldı sanki. Bu zalimlere karşı sesi çıkmayanları sana şikâyet ediyorum. Zulmün, kalleşliğin, kahpeliğin, ezilmişliğin, kişiliksizliğin, haysiyetsizliğin, düzenbazlığın adını maslahat koyar oldular. Öyle bir maslahat ürettiler ki kendilerini takiyyeci olarak niteleyenler bile gıbta ettiler. Senin bize öğrettiğini işitmek istemediler, görmek istemediler. Seni siyaset ve maslahatı bilmeyen, kâhek’te doğmuş bir köylü olarak kabul ettiler. Oysaki yanıldılar…

Ey Bağrı Kevir Ali!

Senin öğretinle çölü nasıl yemyeşil bir bahçeye dönüştürmemiz gerektiğini anladık. Karanlık çöl gecelerinin tehlikesini, bu tehlike anında “ne yapmalı”yızı sen hatırlattın bizlere tekrardan. Biliriz insan unutkandır ve en iyi dost hatırlatan dosttur. Seni dost bildik ey Mezinan çölünün çocuğu!

Yalnızlık gecelerimizin aydınlığı sen oldun. Zifiri karanlıkta kitap okumak için bize eşlik eden mumlara ışık sen oldun. Hani yalnızlık sözleri kitabında o sayfalarca anlattığın mumlar vardı ya… Sen, “mum”un yüreklerin üstüne damlayıp düştüğü yeri öylece yakmasını istiyordun. Aslında mumun aydınlığından ziyade yakıcılığının etkisini ruhların derinliklerine işlemesini. Yani dökülen her bir damlanın verdiği acının etkisinden dolayı gözyaşına dönüşmesini.

Kim demiş erkek adam ağlamaz ki? “Erkek adam ağlamaz diyen bir zihniyet İslam’ın engin ve zenginliğinden nasibini almamış hâkir ve fakir bir zihniyettir” der Nesib Hiçyılmaz. Aynen de öyledir. Biliriz ki kimi gözyaşları gözden değil gönülden gelir. İşte bu tür yaşların sebebi gönüllere düşen mum damlalarının verdiği acıdır. Ve bu acının verdiği sızı haykırışa döner kimi zaman. Tahammül sınırlarını zorlar. İşkencelerin en katı yöntemlerinden biridir mum damlacıklarının gönle akıtılması…

 

Ey Sevgi’yi Yaşayabilen Nadir İnsanlardan Olan Sevdalı Ali!

Başını ağrıtıyorum değil mi? Olsun be üstad. Kusurumu maruz gör. Sana içimi dökmeme, dert ve gamıma ortak olmaya tahammül et az biraz daha.

Biz Yalnızlık Sözler’ini gece yarılarında duyduğumuzda senle dildaş olduk, Kevir’ine düştüğümüz günden beri seninle sırdaş olduk. Kevir’ini okuyunca aşk ve sevgiyi ayırt edebildik. Sevmenin aşktan daha üstün olduğunu bize sen öğrettin.

Aşk “ben” merkezliydi, kendisi için istemekti, kör bir coşku, körlükten doğan bir bağdı. Oysa sevgi iki taraflı adanmışlıktı. Kendinden önce karşıyı düşünmekti. Aydınlık ve tertemiz bir görüşten kaynaklanan bilinçli bir bağdı.

Aşk, sevgilide kendi içinin çektiği güzellikleri yaratırdı, oysa sevmek, arzuladığı güzellikleri sevgilide görür ve bulurdu. Aşk, büyük ve güçlü bir aldanıştı. Sevmekse, gerçek, samimi, sonsuz ve mutlak bir SADAKATti.

Aşk, lezzet arayışı, sevmek, sığınak arayışıydı. Aşk, aç birinin yemek yiyişiydi, sevmek yabancılar ülkesinde dildaş, yoldaş gönül ortağı bulmaktı. Aşk, yer tutmaktı, yurtlanmaktı, toprağa bağlanmaktı. Sevgi, gurbetti, yaban ellerde bir dosta kavuşmaktı, fedakârlıktı. Sevgi hicretti…

Ey Hüznünü Yok Olanın Eksikliğinden, Üzüntüsünü İse Var Olanın Eksikliğinden Yaşayan Ali!

Farkındayım, çok dağınık konuşuyorum. Ama ne yapayım? Elimde değil ki. Hazır senle dertleşmişken gönlümden geçenleri biran evvel dökmek istiyorum…

Seninle ilk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Elime tutuşturdukları Kendini Devrimci Yetiştirmek kitabını… Sahi köşe bucak senin adın konuşulur oldu. Öyle ki herkes bir kimlik çıkarmaya başladı sana. Sözlerin, kitapların piyasada kapış kapış. Yani anlayacağın sermaye edildin. Senin fikirlerinin kritiğini bile millet geçim kaynağı yapar oldu. Bak seninle dertleşmemi ben bile malzeme yaptım. Şimdi merakla bekliyorum acaba medyada ne kadar reyting yapar diye?

Dikkat ediyorum da solcuların kitapevlerinde İslami bir mücadeleden bahsedip de kitabının satıldığı nadir yazarlardansın. Hani devrimden bahsediyorsun ya. Onlar için kâfi. Oysa anlamamışlar seni. Parçacı yaklaşmışlar, bütüncül yaklaşmamışlar. Onları eleştirdiğin yazılarını dahi kendilerine malzeme yapıyorlar şimdilerde. Geçenlerde senden esintiler sunmak istedim. İnanır mısın anlamak şöyle dursun ilgi alanlarına dahi girmedi.

Bakıyorum ha bire paylaşıyorlar senin sözlerini: “sizi rahatsız etmeye geldim” diye. Lakin görüyorum ki değil rahatlıları rahatsız etme, rahatlıları daha bi rahata alıştırmadan başka bir şey yaptıkları yok. Sloganik zevatlar türedi. Sözün yüklediği anlama, sorumluluğa bakılmaksızın beğenilme hissini yani egosunu tatmin edenler çoğaldı be üstad! Biliyorum, sen de biliyorsun. Bu türler her zaman bir yolunu bulup çoğalırlar, işte yine öyle oldu. “Dinden bahsedip geçinmek” yok, nasıldı? Ha tamam tamam hatırladım: “Dine Karşı Din”

 

Ey Allah’tan Başka Sahibi Olmayan Ali!

“Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir. Fakirlik düşünmeden geçirilen bir gecedir!” diyorsun ya düşünmeye çalıştığımız gecelerde insan bir dildaş arıyormuş meğer. Düşünceleri, gönülden geçenleri biri olsa da içimi döksem diyor insan. Hani sen Puran’ına anlatıyordun, Puran’sız geçirdiğin Paris gecelerinde de kalem ve kağıdı Puran bildin. O yalnız gecelerin…

Sen o gecelerde uykuyu kendine haram ederek bize bir miras bıraktın. Sen İbrahimvari bir şekilde putları sorgulatarak gittin, biz putlarımızı bulup kırmakla sorumluyuz. Sen kendini devrimci yetiştirdin, bize de nasıl Ali gibi devrimci olunuru gösterdin. Sen bize sevmeyi, yılmamayı kendi yaşantını şahit tutarak öğrettin.

Üstadım! Ey Ali!

Sen gideli tam kırk yıl oldu. Belki umutsuz bir hava sunmuş olabilirim ama bu dünyada varoluşun, değerin, bıraktığın miras İslam gençliğini dinamik tutmaya ve harekete geçirmeye devam ediyor. Seni okuyanların ezberleri bozuluyor. Gecelerde mumlar sönmedi, yüreklerdeki kevir’ler güzel bahçelere dönüşmeye başladı…

Üstadım cennette buluşmak ümidi ve duasıyla… Bize şuurluluğu aşılayan yazılarını kaleme aldığın ellerinden hürmetle öpüyorum.


İlgililerine Kaynakça:

Ali Şeriati/Kendini Devrimci Yetiştirmek/Fecr Yay.

Ali Şeriati/Öze Dönüş/Fecr Yay.

Ali Şeriati/Ali ŞiasıSafeviŞiası/Fecr Yay.

Ali Şeriati/Adem’in Varisi Hüseyin/Fecr Yay.

Ali Şeriati/Kevir/Fecr Yay.

Ali Şeriati/İbrahim’le Buluşma/Fecr Yay.

Muhammed Can/Ali Şeraiti ile Söyleşi

Mustafa Yılmaz/Ey Kahek Köyünün Esmer Çocuğu

Bu haber 1726 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Ercan
2 ay önce yazıldı.
Sevgili kardeşim ağzına diline sağlık halimize tercüman oldunuz.
Muhammed d.
2 ay önce yazıldı.
Ab e valla güzel olmuş.senin ali seriati hakkında yazman bizi çok mutlu etti.ali seriatiye yaklaşımın biraz duygusal olmuş diyecekler ama adamın vefatından da böyle olur hem duygudan eksik bir öncü tanıtımı akademisyenistlere yakışır.bize duygu bize can bize yoldaş bize kardeş abi gerek.varsın yazında olmasın teorik prezeler bana ali seriati oku tembel dedirttinya allah razı olsun..
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
İşitme engelliler, "umre" için yarıştı TEOG birinci nakil sonuçları açıklandı PTT'den Kurban Bayramı'na özel ücretsiz tebrik kartı Zerzevan Kalesi'nde yeni keşif MEB Teşkilat Yönetmeliğinde değişiklik Meslek öğrenmek isteyenler için yaş ve takvim şartı kaldırıldı İki üniversite 23 öğretim üyesi alacak Kahramanmaraş'ta 4.3 büyüklüğünde deprem Ege Denizi'nde deprem Harput Kapı gün yüzüne çıkarılacak
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası