• BIST
    104.123
  • Altın
    145,814
  • Dolar
    3,4910
  • Euro
    4,1702
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Bir camiden daha fazlası
"Ciddi bir dahlimiz olmadan elimize gelen böyle bir imkânın en iyi şekilde değerlendirilmesi, bizim sorumluluğumuz. Bu sorumluluğu yerine getirmezsek, aynı imkân geldiği gibi gidiverir."
16 Eylül 2017 / 11:53

Yeni Şafak yazarı Taha Kılınç'ın yorumu;

"Ben Paris’ten geliyorum”, “Bu kardeşimiz Amerikalı”, “Afrikalı bunlar”, “Biz Fas’tan geldik”, “Suriyeliyiz”, “Libya’dan geldim”... Dün, cuma namazından sonra Tokyo Camii’nde insanlarla sohbet ederken, bunlara benzer onlarca cümle işittim. Kimisi gezmek için gelmiş buraya kadar, kimisi burada eğitim görüyor, kimisi evlenip buralı olmuş, kimisi de rızkının peşinden Japonya’ya savrulmuş. Aynı rengârenk karışım, bu defa aralarına müslüman olmayan Japonların da katılmasıyla, caminin toplantı salonunda daha da çeşitleniyor. Her cuma, namazdan sonra Tokyo Camii’nde yemek ikramı var, kapılar da herkese açık.

12 Mayıs 1938’de kalabalık bir davetli topluluğunun katılımıyla ibadete açılan Tokyo Camii, günümüzde tamamen “Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın idaresinde” görünse de, aslında oldukça çalkantılı ve çekişmeli bir geçmişe sahip. Elimizdeki kaynakların verdiği bilgilere göre, 1920’lerin başından itibaren Tokyo’ya yerleşmeye başlayan Tatarların lideri Muhammed Abdulhay Kurbanali, caminin inşa edildiği arsayı satın alan isim. Japon istihbaratıyla sıkı irtibatı bilinen Kurbanali, cami için tahsis edilen bu arsayı kendi üzerine kaydettirince, Tokyo’daki Tatar cemaatle Kurbanali arasında ciddi bir tatsızlık yaşanmış. O zamana kadar namazlarını Tokyo Oteli’nin bir katında eda eden bir avuç Müslüman böylece kendi içlerinde kavgaya tutuşmuş. 1933’te Tokyo’ya yerleşen Abdurreşid İbrahim Efendi, kendisini işte böyle bir çatışma ortamının içinde bulmuş.

1938’de Japonların siyaset değiştirmesi ve bir zamanların makbul adamı Abdulhay Kurbanali’nin aniden sınır dışı edilmesi, 1937’de temeli atılan caminin açılışını Kurbanali’nin görememesine yol açmış. 1938’deki açılış töreninde Abdurreşid İbrahim Efendi ve diğer Tatar ileri gelenlerinin yanı sıra, yurtdışından da dikkat çekici misafirler yer almış. Bunlar arasında Suudi Arabistan’ın Londra (Tokyo değil) Büyükelçisi Şeyh Hâfız Vehbe ve Yemen’in Hudeyde bölgesinin eyalet valisi Kadı Hüseyin el Amrî bilhassa şaşırtıcı. Japon Milli Eğitim Bakanı Kido Kouichi’nin de katılımcılar arasında yer aldığı törenin, bilhassa Asya’daki müslüman ülkelerin temsilcileri tarafından kendilerini gösterme fırsatı olarak görüldüğü anlaşılıyor.

Yıllar içinde yıpranan, doğal afetler nedeniyle kullanılamaz hale gelen ve bakımsızlıktan harabeye dönüşen Tokyo Camii, 1980’de Tokyo’daki Tatarlar tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne hibe edilmiş. Bu kararda, cami üzerinde devam eden sahiplik tartışmasının ve cemaati yoran iç çekişmelerin de büyük payı vardır kuşkusuz. Abdulhay Kurbanali’nin varisleri cami arsası üzerindeki iddialarını sürdürürken, Tokyo’daki müslüman cemaatin de caminin giderlerini karşılayacak durumları kalmamış bu arada.

Türkiye, enteresan ve acıdır, 1980’de harabe halde hibe yoluyla teslim aldığı ve 1986’da yeniden inşa edilmek üzere tamamen yıkılan camiye 1996’ya kadar elini sürmemiş. Açılışına Suudi Arabistan ve Mısır’ın üst düzey temsilci gönderdiği ve bu yolla nüfuz oluşturmaya çalıştığı bir mabedin, ilginç tesadüflerle Türkiye’nin uhdesine geçmesi bir nimet olarak görülmesi gerekirken üstelik. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in bir Tokyo ziyareti sırasındaki basın toplantısında, bir Japon gazetecinin “Bulgaristan’daki eski ve yıkık camilerin durumunu eleştiriyorsunuz, peki neden Tokyo Camii’ni yeniden yapmıyorsunuz?” şeklindeki sorusu olmasaydı, belki bu iş daha da ertelenecekti.

2000 yılında klâsik Osmanlı mimarisi tarzında yeniden ibadete açılan Tokyo Camii, bugün Türkiye’nin yurtdışındaki en önemli dinî ve kritik temsilciliklerinden biri. Japonya’da İslâm’ın resmi din olarak kabul edilmiş olmasını ve ülkedeki tebliğ ortamının rahatlığını da düşünürsek, buraya özel bir ihtimam gösterilmesi gerektiği çok açık. Peki bu ihtimam gösteriliyor mu? Doğrusu, bu noktada alınması gereken epey mesafe var. Camideki beş yıllık görev süresini önümüzdeki yıl tamamlayacak olan imam-hatip kardeşim Muhammed Raşit Alas’ın, burada en az üç resmi görevlinin bulundurulması yönünde bir önerisi var. Hem imamlık, hem müezzinlik, hem vakıf başkanlığı, hem idari müdürlük, hem resmi heyetlerin ağırlanması işleriyle ilgilenmek gibi birçok meşgale bir arada düşünüldüğünde, bu öneri gayet yerinde görünüyor. Şu anda tüm bu sorumlulukların hepsi, aynı anda Muhammed Raşit’in omuzlarında.

Dün, Muhammed Raşit’in emr-i vakisiyle Tokyo Camii’nde cuma namazı kıldırdıktan sonra kendim de gözlemledim: Caminin muazzam bir potansiyeli var. Fiziksel şartlarının uygunluğu, bulunduğu muhitin kolay erişilirliği, Türkiye’ye karşı duyulan içten sempati vb. nedenlerle, diğer milletlerden ve Japonlardan, camiye müthiş bir ilgi var. Bu ilginin çok sağlam bir altyapıya dönüştürülebilmesi için, Tokyo Camii’nde sıradan ve meslek aşkını yitirmiş insanların görevlendirilmemesi gerekiyor.   

Ciddi bir dahlimiz olmadan elimize gelen böyle bir imkânın en iyi şekilde değerlendirilmesi, bizim sorumluluğumuz. Bu sorumluluğu yerine getirmezsek, aynı imkân geldiği gibi gidiverir. 

YENİ ŞAFAK

Bu haber 448 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Şeffaf tasma
“Bağımsız Türkiye” vadedenlere, “Yahu siz neden bahsediyorsunuz, Türkiye sömürge mi ki bağımsız yapacağınızı söylüyorsunuz” diye sormamız icap etmiyor mu? Halk olarak mezkûr soruyu sormuyorsak demek ki bağımsız olmadığımız fikrinde ittifak ediyoruz!
Bölgede istikrar vardı da...
Karar gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, Irak Kürtlerinin tarihinden sunduğu kesitlerle savaş dolu yılları yazdı ve Barzani'nin "Bu bölgede ne zaman istikrar ve güvenlik vardı da kaybetmekten endişelenelim" sözlerini hatırlattı.
Fındığın adaletle, işçiliğinin Kürt Sorunu ile ilgisi
"Meselenin bir işçi hakları sorununun da ötesinde bir öneme sahip olduğu unutulmamalı. Bu alanda yaşanan hak ihlalleri, Türkiye’nin en büyük sorunu olan Kürt sorununa da olumsuz yansımaktadır."
"Desteklemek de, Karşı Çıkmak da Kolay Değil!"
​​​​​​​Barzani’nin referandum ilanına karşı nasıl bir tutum takınılması gerektiğini tartışırken, konunun gerek ilkesel düzeyde, gerek politik düzlemde bir dizi zorluk içerdiği görülmeli!
MGK'dan duygusal değil rasyonel bir siyaset dili çıktı
"Cuma akşamı gerçekleşen MGK sonrasındaki açıklama yazılı ve görsel basında genelde “sert” nitelemesiyle birlikte yansıtıldı. Oysa açıklama var olan koşullar altında sertten ziyade “dengeli” olarak anılmayı hakkediyor."
Üniversite giriş sistemi nasıl olmalı?
Bu memlekette eğitim sadece sınav sistemi değişirken konuşuluyor.
Ahmet Taşgetiren'i Star'dan ayıran yazısı
Ahmet Taşgetiren, Star’ın sansürlediği cevabi yazısında Hüseyin Gülerce’nin Cem Küçük’ün vekaletiyle Pelikancı Ak Trol şebekesine dahil olduğunu belirtmiş ve ayrıca Mehmet Metiner’i de tiye almış.
Trump dünyaya ne dedi?
BM Genel Kurul’unda Trump’ın yaptığı konuşmanın ana çerçevesi, devlet-güç-güvenlik-ulusal çıkar-refah kavramlarıyla örülmüştü. Bu çerçeve, dünyayı hak, hukuk, insan, demokrasi, mağdur halklar gibi kavramlar üzerinden görmeme anlamına gelir...
Alerjik tepkiler
“Kürdistan” kelimesine bile gösterilen menfi tepkiler genellikle ‘alerjik reaksiyon’a benziyor ve pek çok Türkiyeli Kürt üzerinde (de) tahkir etkisi yapıyor. Basın-yayın organlarında ve hele sosyal medyada söz konusu ‘alerjik reaksiyonlar’ had safhada."
BM kürsüsünde ‘modern zamanlar’ Hitler’i
"Bu ifade tarzı ve hedeflerin “toplu yok etmeye” dayandırılması tehlikelidir ve “Önce Amerika” diyerek en sağdan merkeze, oyları toplayarak gelen bir “süper güç başkanının” beyninin arkasında “Hitlervari” yaklaşımlar olduğunu göstermesi açısından da önem
Türkler... Kürtler... Duygular...
"Ben diyorum ki “duygusal kopuş”a imkan verilmemeli. Araplarla duygusal kopuş kolay tamir edilmedi. Hala tortular vardır. Türkler – Kürtler, çok daha derin anlamda “akraba millet”tir. Ama etnik hesap yumuşak karın haline getirilmek isteniyor. "
Barzani düşmanlığı
Zannedersiniz ki düşman kıtlığından mustaribiz. Türkiye’nin en yakın dost ve müttefiklerinden Mesud Barzani’yi azılı düşman ilan etmenin mantığını arıyorum, arıyorum, bulamıyorum. Ne oluyoruz yahu?
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Hakkari'de Belediye Başkanı'nın evine saldırı düzenlendi Erdoğan, Ruhani ile referandumu görüştü Hakkari'de 31 bölge 15 gün yasak! PTT personel alımını durdurdu Yüksekova'da 66 Çiftçiye 396 Düve Hibe Edildi 'Koltuklar kirlenmesin' diye ayakta yolculuk yaptılar Ege Denizi'nde 4 büyüklüğünde deprem PAKURD Genel Başkanı'na hapis cezası Dışişleri'nden Türkiye vatandaşlarına Maria kasırgası uyarısı Milli Eğitim Bakanı Yılmaz: 20 bin öğretmen atanacak
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası