• BIST
    94.635
  • Altın
    145,488
  • Dolar
    3,5853
  • Euro
    3,9192
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Abdülbaki Değer
Abdülbaki DeğerTüm Yazlıları
16 Şubat 2017 Perşembe 08:16
“Barbarları Beklerken”

Modern toplumlar aşırı angaje toplumlar. Zira iletişim ve ulaşım alanından büyük dönüşümler yaşanmış, nüfus artmış ve mobilizasyon yoğun. Eskinin sınırlı ve dar  kozmopolitliğine bugün en steril, korunaklı kültürel ortamlarda bile rastlamak mümkün.  Mekân kimlik özdeşliği parçalanalı çok oldu. Şüphesiz pek çok mekân dokusunda belirli  bir kültürün imzasını taşıyor, o kültürün ruh ve manasına şefkatle yataklık ediyor. Lakin bu taşıyıcılık pek çok dinamik tarafından baskılanıyor. Göç mekânı baskılıyor, artan nüfus baskılıyor, nüfusun heterojenliği baskılıyor, kentleşme ve kentlileşme pratikleri baskılıyor,  kentin bir rant alanı olarak görülmesi baskılıyor, yeni sosyalleşme süreçleri baskılıyor. Hâsılı kelam bizim gibi ‘gecikmiş' modernleşme muzdaribi toplumlarda söz konusu baskının şiddeti ve yan etkileri hayli fazla.

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren değişik kültürler arasında etkileşimler yaşanageliyor. Ancak Harvey'in “zaman-mekân sıkışması” olarak nitelediği bu küresel çağdaki etkileşim süreci hem nicelik hem nitelik olarak kıyas kabul etmez yoğunluktadır. Dolayısıyla yalıtık ve korunaklı mekân tahayyülü olmayacak duadır artık. “Meksika sınırına duvar örme, Müslüman ülkelerden insanların girişine yasaklar koyma” gibi histerik arayışlar da bu tahayyülün karanlık fantezileri hükmündedir. Farklı kimlik-kültür ve inancın sürekli temas halinde olduğu bir aralıkta yalıtım mümkün olmadığına göre mesele öteki ile kurulacak ilişkide ve şüphesiz bu ilişkinin mahiyetini belirleyen ben idrakinizin-tasavvurunuzun ne olduğunda düğümleniyor.

Biz neyiz-kimiz, neyin müdafisiyiz, bu hengâmede neye karşılık geliyoruz? Zira kendimize ilişkin tasavvurumuz ve idrakimiz hem bütünlüklü bir kimlik hem de aşırı duyarlı ve tepkisel bir hale bürünmüş, “varoluşsal tedirginlik, kırılgan kimlik, yaralı bilinç” sarmalında saldırganlığa meyyal zoraki gezgin öteki ile sulh-selamet barındıran bir ilişki için ehemmiyet arz ediyor.

Ötekinin kimliğin “kurucu dışı” olarak işlev gördüğünü, motivasyon sağladığını zaten biliyoruz. Örneğin Batı'nın ben tasavvurunda İslam/Müslüman'ın ifa ettiği anlam gibi. Burada mesele “kurucu dışın” var olup olmaması değil. “Kurucu dış” istenilse dahi mani olunacak, görmezden gelinecek bir ‘kategori' değil. İşin tabiatında böyle bir karşıtlık mevuttur. Lakin karşıtlıkta “kurucu dışa” verilen-tanınan alanın oranı, ağırlığı ve bu durumun ben idrakimize-tasavvurumuza uyguladığı blokaja dikkat kesilmek durumundayız. Şayet “kurucu dış” ben idrakimizi-tasavvurumuzu kısırlaştıran, çarpıtan, bulanıklaştıran, silikleştiren, baskılayıp görünmez kılan bir hal alıyorsa, kimliğimiz-eylemliliğimiz kaba ve abartılı bir tepkiselliğin hoyratlığında tükenmeye yüz tutuyorsa hele daha çok dikkat kesilmek durumundayız. Zira “biz-ben” öz güven bunalımından çıkamamış ve belirli bir olgunluk düzeyini tutturamamış dolayısıyla tasavvuru-idraki olan bir öze-iradeye işaret etmiyorsa tersine “kurucu dışın veya dışların” mevcut, muhtemel ve daha çok farazi tepkilerinden hayatiyet devşirme çabasındaysa işimiz daha bir vahamet arz ediyor demektir.

Eskiden periferin-çeperin kısır koşullarında bin türlü imkânsızlıkla varoluş mücadelesi verdiğimizde tepkiselliğin “kurucu dışın” operasyonlarına dönük pozisyon alma ve taktik üretme mecburiyeti vardı. Lakin konjonktürel anomaliyi tarihin bir normuna dönüştürmek-tarih üstü bir kaziye şeklinde kodlamak veyahut istikrarlı bir strateji olarak sahiplenmek başını kuma gömmektir. Zira anomaliyi sürdürmenin maliyeti zannedilenden çok daha fazladır; sınır tanımayan bir kabalık, seviyesizlik ve kısırlık. Özü korunaksız ve özensiz bırakmanın maliyeti dışın abartılması ile asla telafi edilemez. İki yüzyıllık sancılı, netameli serencamımız belirli komplikasyonları zaten yedeğinde taşıyor. Dolayısıyla bugün serencamın akışını kendimizi kaptırmak, yedeğinde bize gelen komplikasyonlara sarılmak gibi bir ucuzluğa prim verilmemelidir. Zira bu netameli ve sancılı serencamın nihayete erişi dışın-dışarının veya “kurucu dışın” geçireceği dönüşüm üzerinden hitama ermeyecek. Dönüştürücü irade ve eylem bizden, içerden içten gelince anlamlı, sahici ve kalıcı olacak.

O yüzden beklenen şey “Barbarların” gidişi, yok oluşu veyahut teslim oluşu değil bu hengâmede ne olduğumuza, ne halde olduğumuza müdrik bir vaziyette olmamızdır. Şair Konstantin Kavafis'in meşhur “Barbarları Beklerken” şiirinde dile getirdiği gibi “kurucu dışımızın” muhayyel olması da icap etmiyor. “Kurucu dışımız” gerçekten de vaz edildiği gibi somut-nesnel ve bize tehdit oluşturan bir hüviyette de olabilir. İster Kavafis'in şiirinde dile geldiği gibi varoluşumuzu vehmettiğimiz düşmana bağlayarak ben idrakinden-tasavvurundan vaz geçmek şeklinde olsun isterse somut-nesnel ve tehdit oluşturan düşmanın kimliğimiz-idrakimiz ve tasavvurumuz üzerinde blokaj oluşturmasına engel olamamak şeklinde olsun neticede bir şey değişmiyor: kimliğimizin-kişiliğimizin niteliksizleşmesi, seviye kaybı ve sorumlulukların ötelenmesi. Neticede bunlar oluyorsa o zaman şu soru da kaçınılmaz hale geliyor: savaşımızın anlamı nedir ve savaşımız hangi minvalde seyrediyor? Ve bu soru “Barbarların” vaziyetinden bağımsız şekilde önümüzde duruyor.

 

MİLAT

Bu haber 1054 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Konu ile ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Kene kabusu geri geldi Erdoğan'dan Makedonya'ya 'Sağduyu' çağrısı “Durum iki taraf için de sinir bozucu” Alt ve üst yapı sorunu mahalleliyi çileden çıkardı Ovacık'ta çok sayıda mühimmat ele geçirildi ‘Türkiye OHAL’den Kurtulmalı’ Pancar toplarken uçurumdan yuvarlandı Şemdinli'de mağarada mühimmat ele geçirildi YSK Başkanı: Ben siyasi değilim, cevap vermeyeceğim Ege'de korkutan deprem!
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    ALINTI YAZARLARTÜMÜ
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası