• BIST
    106.926
  • Altın
    151,318
  • Dolar
    3,6718
  • Euro
    4,3287
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
"Son gelişmelerden sonra Türkiye-Almanya ilişkileri, belki de târihinin en kötü evresine girdi. Bu kadar gerilimden sonra iki ihtimâlden birisi olur: Ya ilişkiler tâmir edilir veyâ daha büyük bir hesaplaşma için tırmanmaya devam eder ve tarafların inisiy
24 Temmuz 2017 / 07:47

Yeni Şafak yazarı Süleyman Seyfi Öğün, Almanya-Türkiye gerilimini kaleme aldığı yazısında, gerilimin gittikçe yükseleceği öngörüsünde bulunuyor.

Öğün'ün yazısı şöyle;

Son gelişmelerden sonra Türkiye-Almanya ilişkileri, belki de târihinin en kötü evresine girdi. Bu kadar gerilimden sonra iki ihtimâlden birisi olur: Ya ilişkiler tâmir edilir veyâ daha büyük bir hesaplaşma için tırmanmaya devam eder ve tarafların inisiyatif kullanabilecekleri son eşikleri de parçalayarak bir “kopuşa” gider.

Önce sık sık vurgulanan ve benim de bir miktâr desteklediğim bir tezi gözden geçirmekte fayda var. Doğrusu bu gerilimin, Almanya’da seçim sath-ı mâiline girilmiş olmasıyla âlâkadar olduğunu söylemek artık bir basitleme olacaktır. “Kontrollü bir gerginlik” düzeyinde kalsaydı, bu değerlendirmeyle yetinebilirdik. Ama husûsen Almanya tarafından gelen son değerlendirmeler bir “sürdürülebilirlik” krizine işâret ediyor. Bu bir bakıma şunun îtirafı sayılmalı: “Artık bu gerilimi yönetemiyoruz”. “Sürdürülebilir olmaktan çıktı” demek, “yönetilebilir olmaktan çıktı” manasına alınmalıdır.

Bir ilişkinin sürdürülebilir; yânî yönetilebilir olmaktan çıkması; onun sürdürülmesini mümkün kılan “araçların” işlevsizleşmesi manâsına da alınabilir. Almanya; “bu durumda ilişkilerimiz sürdürülebilir olmaktan çıktı” demek sûretiyle; artık araçların işlevsizleştiğini ifâde etmiş oluyor. Pekâlâ; bu iplerin yanlışlıkla, kazayla veyâ taraflardan birisinin -bu da muhtemelen Türkiye olacaktır- “fevrî” veyâ “aşırı” davranışlarıyla elden çıktığı manâsına da geliyor. Alman siyâsetçilerinin beyanlarında kullanılan dilin imlediği bir şeyler var: “Bu Türkler, nihâyetinde bir Şark toplumudur. Siyâsete akıllarıyla değil, önyargıları ve duygularıyla yaklaşırlar. Hele biraz bellerini doğrultmaya görsünler; hemen çılgınlaşırlar. İşte şimdi yaptıkları da budur. Almanya’ya sanki savaş açtılar. Ulusal gurûrumuzla oynuyorlar. Bizde bunun altında kalamayız. Avrupa değerlerinin bize yüklediği mes’uliyet üzerinden gerekli her türlü cevâbı verecek ve bu şımarık, haddini bilmeyen Şark milletine haddini  bildireceğiz”…Aklın duyguyla yer değiştirmesi.. Aklî değer ve araçların terk edilip duygusal bir zemine kaymak. …

Eğer, reelpolitik’in zirve yaptığı ve her türlü normu fütursuzca çiğnediği bir zeminde “değerler” vurgusu yapılıyorsa; benim tezim odur ki; kopuş ve husûmet kasdî olarak derinleştirilmek isteniyordur. Giderek daha fazla emin olduğum bir husus var: Almanya, Türkiye ile olan ilişkilerinin geleceğini karartabileceği kadar karartmak istiyor. Yâni Türkiye’ye, Katar tarzı bir ambargoyu dayatabilecekleri bir zemini oluşturmak istiyor. Sürecin ekonomik yaptırımlar içereceğine dâir vurgu buna işâret ediyor. “Güvensiz ülke” tanımlaması yaparak Türkiye’ye gelen Alman turistlerinin gözünü korkutmak; Devlet garantilerini çekerek Türkiye’deki Alman yatırımlarını durdurmak… Almanya’da anaakım siyâsetler Türkiye’yi dışlama arzusunda. Üstelik bu arzu, Almanya’daki seçimlerden bağımsız bir gerçek.

Artık anlaşılıyor ki, dünyâdaki güç dağılımı ve siyâsal -ekonomik aktörlerin bu dağılımdaki dizilişi çok sancılı süreçleri içeriyor. Bağımlılık Okulu’nun en kuvvetli teorik ismi olan -toprağı bol olsun- Andre Gunder Frank’ın Dünyâ Sistemi başlıklı derlemesine çeşitli vesilelerle tekrar tekrar bakıyorum. Çok kapsamlı, kuşatıcı bir bakış var burada. Dünyâ târihinin dâimî olarak belli bir güç merkezi etrafında çeşitli türdeki “bağımlılık” ilişkilerinden oluştuğunu ortaya koyan bir bakış bu. Bu merkezlerin hiçbiri ebedî değil. Bugün ağırlık merkezini oluşturan coğrafyalar ve bu coğrafyalarda suyun başını tutan güçler yarın perişan bir şekilde karşımıza çıkabilir. Binlerce sene dünyânın en büyük güçlerinden birisini oluşturan Çin ve Hint kıt’aları nasıl oldu da Atlantik merkezli Pan Avrupa’nın elinde yüzlerce sene sömürge oluverdi? Nasıl oldu da bugün Çin ve Hindistan belini doğrulttu ve yeniden bir ağırlık merkezi oluşturdu? Avrupa nasıl oldu da bütün târihsel üstünlüğünü bir çırpıda Atlantik'in ötesine kaptırıverdi? ABD II.Genel Savaş'tan sonra; nasıl oldu da sömürgesi olduğu Britanya’nın yerini alıverdi? Bugünlerde küllenmiş zannedilen Britanya yeniden nasıl da tazelenmiş iddialarıyla sahneye çıkıveriyor. Atlantik merkezli bir dünyâ artık çok demode kalıyor. Pasifik merkezli bir dünyâ ise, Asya, Avrupa ve Afrika’nın bütünleşmesine doğru gidiyor. Bu da; Atlantik ve Pan-Avrupa’nın çeperlere itilmesi manâsına geliyor. Brexit, Büyük Britanya’nın Çin ile birlikte, hem ABD hem de Almanya’yı dışlayarak Pasifik merkezli güç dağılımını yönetmesi ve patronajına almasının ilk adımıydı. Bu durumda Almanya her zaman olduğundan daha fazla ABD’ye gebe bir hâle geldi. Bu gerilimler içinde, üç kıt’anın düğüm noktasını tutan Türkiye’ye şu veyâ bu şekilde abanmak, Pasifik odaklı ve bu üç kıt’ayı merkezîleştiren bir oluşuma vurmak anlamına gelecektir.  Hâsılı mesele, Almanya -Türkiye meselesi olmaktan çoktan çıktı...

YENİ ŞAFAK

Bu haber 885 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorum - Analiz Kategorideki Diğer Haberler
Kerkük operasyonu ve eski düzenin sonu
Irak hükümeti referandumun ardından IKBY'ye yönelik uyarılarını fiili müdahaleye çevirdi ve IKBY Haziran 2014'te DEAŞ'ın genişlemesinden önceki sınırlara dönmek zorunda kaldı.
Gmail, Youtube, android market vb uygulamalar ile izleniyoruz
"Dikizleme döneminden geçiyoruz! Yönetmelikler ve kişisel hak ve özgürlükler ne kadar gelişti desekte, halen izlemeler sanal dünyada devam ediyor. Bizden habersiz olarak özel bilgilerimiz sürekli depolanıyor."
Sosyalist rejimler birer vahşet rejimiydi
Milyonlarca insanı bir ütopya uğruna acımasızca öldüren rejimler, ideolojik renkleri ne olursa olsun, birer vahşet rejimi olmaktan başka ne olabilir? Aynı veya benzer şeyleri faşistler tarafından yapılınca kınayan birçok kişi, iş sosyalist cinayet ve katl
TEOG’un Aşil Topuğu veya yeni sınav sistemi için bir öneri
"Hormonlu olsun veya olmasın, sayısız okulun farklı sebeplerle aynı standartta not vermediği bir ortamda çözüm ne olmalı? Eğitim emektarı, sınıf geçme notunun yerleştirmeye etkisinin ortadan kaldırılmasını öneriyor."
Kerkük’ten zafer çıkarmak
Irak güçlerinin İran destekli Haşdi Şabi milislerini de yanına alarak Kerkük’e saldırmasının ardından Kerkük’de yaşanabileceklere dikkat çeken Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca ‘Kerkük’ten zafer çıkarmak’ başlıklı yazıyı köşesine taşıdı.
Her yıl kural değiştiren ÖSYM'ye: Madem kaldıracaktınız neden getirdiniz?
Bir önceki sınavda birçok öğrencinin canını yakan uygulamaların bu sene bir açıklamayla kaldırılmasını sorgulayan Abbas Güçlü, "Madem kaldırılacaktı, neden getirdiniz?... Sınavı iptal edilenlerden özür dilenecek mi?" diye sordu.
"Şimdi Kerkük’ün Türklüğü ihya mı oldu?"
"Şimdi Irak Anayasası’na Kerkük’ün Türklüğünü vurgulayan bir madde mi eklenecek? Kerkük’te raconu bundan böyle Türkmenler mi kesecek? Yok öyle bir şey."
Barzani kaybetti de sen ne kazandın?
"Kerkük düştü diye zil takıp oynayan kardeşim!.. Düştüyse İran’ın eline düştü, senin payına ne düştü ki çığlık çığlığasın böyle?... Hani sen Barzani için İsrail’e çalışıyor, Almanların piyonudur, Amerika’nın ajanıdır diyordun ya, hiçbiri sahip çıkmadı."
Okul sayısı başarı tamam, ya nitelik? Bahçeli istemişse sınav kalkabilir öyle mi?
"Sorun AK Parti’nin yaptıkların rakamlarla anlatması değil. Sorun, AK Partinin yaptıklarını sadece rakamlara indirgemesindedir. Nitelikle değil, sadece rakamlarla konuşuyor olmasındadır."
"Lise öğrencisi eski erkek arkadaşı tarafından öldürüldü" Burada bir tuhaflık yok mu?
"Helin 16 yaşında. Eğer Helin'in, “eski erkek arkadaşı” ile ailesinin zoru ile evlendirilmesine kalkılsaydı, ona “çocuk gelin” denecekti. “Eski erkek arkadaşı” tarafından öldürüldü ve manşetler “kadın cinayeti” olarak atıldı. Burada bir tuhaflık yok mu?
Mardin’de gündelik hayat
Karar Gazetesi yazarı Yıldız Ramazanoğlu, Mardin'e yaptığı ziyareti köşesine taşıdı.
Korku, susturanda zulüm, susturulanda öfke biriktirir
Devlet ve örgüt gibi organizasyonların, değer vermek gibi ikna yöntemleri yerine korku duvarları üzerinden toplumları yönetmenin yollarını keşfetmenin üzerinden bin yıllar geçti.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
Sürücü Kursu sınavında değişiklik Müftülüğe Nikah Yetkisi Veren Madde Kabul Edildi HDP Bursa il başkanı tutuklandı Frankfurt Başkonsolosluğundan polise "PKK" tepkisi Rektör atamaları Resmi Gazete'de Yolcu otobüsü ile pancar yüklü tır çarpıştı: 1 ölü, 20 yaralı Deniz Baykal hastaneye kaldırıldı Ardahan'da kar yağışı ve sis yol kapattı EPDK Başkanı Yılmaz: Sistemde kaçak akaryakıt kalmadı 'Öcalan öldü' iddiasına savcılıktan yalanlama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası