• BIST
    105.840
  • Altın
    160,342
  • Dolar
    3,8842
  • Euro
    4,5831
  • Mobil Sayfamız
  • Facebook Sayfamız
  • Twitter Sayfamız
  • Google Plus Sayfamız
  • RSS Servisimiz
  • Android Uygulamamız
  • iOS Uygulamamız
Almanya'da ekonomik gelişme yoksulluk üretiyor | ANALİZ
Merkel’in, Almanya’nın şimdiye kadarki en iyi günlerini yaşadığı yönünde yaptığı açıklamalar, ülkede büyük tartışma konusu haline gelmiş durumda.
27 Ağustos 2017 / 17:25

Erdal Tanas Karagöl

Almanya’nın iki yıkıcı dünya savaşının ardından kaydettiği gelişimle Avrupa’nın motor gücü haline geldiği, yıllardır kabul gören bir görüş. Ülkenin uzun yıllar boyunca dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alıyor oluşu da bunun en büyük kanıtı. 1990 yılında dünyanın en büyük üçüncü ekonomisine sahip olan Almanya, 2010 yılına gelindiğinde dördüncü sırada yer alıyordu. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Nisan 2017 verilerine göre, 3,4 trilyon dolarlık gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH) ile halen dördüncü sıradaki yerini korurken Avrupa’nın da en büyük ekonomisi konumunda. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yakaladığı ekonomik başarı büyük ölçüde endüstrisine, mali disiplinine ve refah politikalarına bağlı görünüyor. Yüksek kalite ve ileri teknolojiye sahip ürünleri sayesinde de ihracatçı ülke olarak anılıyor. Endüstrisinde en çok öne çıkan sektörlerin otomotiv, elektrik-elektronik, makine ve kimya endüstrisi olduğu biliniyor.

2008 KÜRESEL EKONOMİK KRİZİ KIRILMA NOKTASI OLDU

2008 yılında ABD’de patlak veren Mortgage krizinin de etkisiyle Avrupa’da baş gösteren kriz, yüksek kamu borçlarına sahip Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerin borçlarını ödeyemez hale gelmesine neden oldu. Söz konusu ülkelerin içine girdiği darboğaz kısa sürede bütün avro bölgesine yansıyarak etki alanını genişletti. Bundan en fazla etkilenen ülkelerden biri de şüphesiz Avrupa’nın sanayi devi olarak anılan Almanya oldu. Çünkü Almanya'nın ihracata dayalı bir ekonomiye sahip olması, ülkeyi dışarıdan gelen şoklara karşı zayıf hale getiriyor. Ortak para biriminin sağladığı avantajla avro bölgesinin kurulduğu günden itibaren ihracatını artırarak refah seviyesini yükselten Almanya, avroyu kurtarmak adına, krizin yaşandığı ülkelere mali destek sağlanmasına karşı çıkmayarak en fazla fon sağlayan ülke haline geldi.

Krizin etkisiyle, ticaretinde en fazla paya sahip olan bölge ülkelerine yaptığı ihracatta da gerileme kaydeden Almanya, kısa sürede toparlanma eğilimi göstererek yüksek kişi başı milli geliri ile İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Avrupalı devletlerin önünde yer aldı. 2007 yılından 2016 yılına kadar kişi başına düşen milli gelirini sürekli olarak artırması, 2010 yılında dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olması ve 2017 yılında halen listedeki bu konumunu koruması, toparlanmanın kanıtı olarak gösteriliyor.

MİLLİ GELİRDEKİ ARTIŞ, HER KESİME AYNI ORANDA YANSIMIYOR

Ancak Şansölye Merkel’in, Almanya’nın şimdiye kadarki en iyi günlerini yaşadığı yönünde yaptığı açıklamalar, ülkede büyük tartışma konusu haline gelmiş durumda. Bunun nedeni ise ülkede ihracat rakamları, istihdam oranları ve kişi başına düşen GSYH oranları artarken ve ekonomi pozitif yönlü seyrederken bundan faydalanan bir grup ve rahatsız olan bir diğer grubun ortaya çıkması. Alman ekonomisine ait işsizlik rakamları, 2000’li yılların başından beri AB ülkeleri arasındaki en düşük seviyede. Buna rağmen yoksulluk oranının artıyor oluşu, ülkede bir şeylerin ters gittiğinin net bir göstergesi. 1990'lı yılların başında yüzde 11 seviyelerinde olan yoksulluk oranı, 2015 yıl sonu itibariyle yüzde 16 seviyesine yaklaşmış durumda. Bu da işsizlik oranları azalırken, yoksulluk seviyesinde orantılı bir iyileşme olmadığı anlamına geliyor. Ayrıca bundan 20 yıl önce, düşük gelirli insanların yaklaşık yüzde 60’ı yüksek gelirliler grubuna yükselebilmişken, bugün bu olasılığın oldukça düşük olduğu görülüyor.

Bugün Almanların yüzde 40’ı hiçbir mal varlığına sahip değil; buna banka tasarrufları da dâhil. Ülkede konut sahibi olma oranı da diğer AB ülkeleri arasında en düşük seviyede. Ekonomik büyüklük olarak Avrupa’nın lideri olan Almanya’da, halkın büyük bir kısmı kendi evini satın alamadığı için kirada oturmak zorunda kalıyor.

Merkel’in, şimdiye kadarki en iyi günlerini yaşadığı yönünde iddiasının diğer bir gerekçesi de ülke ekonomisinin bir süredir ticaret fazlası veriyor oluşu. Öyle ki Almanya 2016 yılında 294 milyar dolar ile dünyada en yüksek ticaret fazlası veren ülke konumuna geldi. Ülkenin ticaret fazlası vermesi, ihracat miktarının ithalat miktarından fazla olduğu anlamına geliyor; yani ülkeye yönelen net bir sermaye akışı söz konusu. İlk bakışta olumlu gibi görünen bu parametre yakından incelendiğinde olumsuz yönlere sahip olduğu da açıkça görülebilir. Ekonominin fazla vermesi aynı zamanda tasarruf oranlarının da fazla olduğu anlamına geliyor. Hızla yaşlanan bir topluma sahip olduğu düşünüldüğünde, bireysel tasarrufların artışına açıklama bulunabilir. Ancak mal varlığına sahip olmayan kesimin yaklaşık yüzde 40’lık bir büyüklüğe sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, uzun dönemde toplam tasarruflarda nasıl bir eğilim olacağı belirsiz.

Almanya’nın hane halkı başına düşen ortalama gelir düzeyi Avrupa ortalamasına oldukça yakın olsa da, yüksek gelir düzeyine sahip kesimin daha da zenginleştiği biliniyor. Ülkedeki mal varlığının büyük bir kısmı zenginler tarafından kontrol edilmekte. Bunun temel sebebinin ise vergi politikaları olduğu düşünülüyor: Yüksek gelir grubunda yer alan kişiler gelirlerine oranla, düşük ve orta gelirlilerden daha az vergi ödüyor. Ayrıca miras kanunları da iş yeri sahiplerini kayırıyor. Varisler iş faaliyetini sürdürme sözü verdiği takdirde, vergiden büyük ölçüde muaf tutuluyorlar. Bu da yüksek gelir grubuna sahip kişilerin daha da zenginleşmesine yol açıyor. Küreselleşme ve gelişen teknolojiyle birlikte insan gücüne daha az ihtiyaç duyulması da kazancı etkileyen bir diğer faktör. Ekonomisi sanayiye dayanan Almanya gibi bir ülkenin bu süreçten, yani zenginin daha zengin fakirin de daha fakir hale gelişinden etkilenmemesi düşünülemez.

ALMANYA'NIN GELİR DAĞILIMI BOZULUYOR

Genel olarak Alman ekonomisinin bugünkü durumuna baktığımızda, üreten, ihraç eden, istihdamın fazla olduğu bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ancak gelir dağılımındaki eşitsizlik en göze çarpan sorun haline gelmiş durumda. Refahın ve mal varlığının adil olmayan biçimde dağıtılıyor olması, yüksek gelirli kesimin daha çok zenginleşmesine, düşük gelirli kesimin ise daha da yoksullaşmasına neden oluyor. Yüksek gelire sahip grubun harcama yerine tasarruf yapmayı tercih etmesi ve düşük gelirli kişilerin daha da yoksullaşması, bunun sonucu olarak da harcama miktarlarının azalması söz konusu.

Yaklaşan seçimler Merkel’in politikalarının ve ülke ekonomisi konusunda izlediği tutumun daha da öne çıkmasına neden oluyor. Şansölye Merkel, göreve geldiği ilk günden itibaren korumacı bir ekonomi politikası belirleyeceğini açıkça dile getiren ABD Başkanı Donald Trump karşısında, serbest ticaretin en ateşli savunucularından biriydi. Dolayısıyla Almanya’nın gittikçe artan dış ticaret fazlası, aynı zamanda küresel ticari dengeleri de tehdit ediyor. Böyle bir süreçte, sürekli ihracatını artıran Alman ekonomisi diğer ülkelerin açık vermesine ve borçlanmasına neden oluyor. Bu sebeple, seçinden sonra göreve gelecek hükümetin izleyeceği ekonomi politikaları dünya gündemini de yakından ilgilendiriyor.

Artan zenginleşmeden en çok zarar gören ve yoksulluk seviyesi gittikçe artan düşük gelirli kesimin en büyük beklentisi ise refah düzeyinin artırılması.

[Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat bölümü öğretim üyesi Erdal Tanas Karagöl aynı zamanda SETA’da ekonomi araştırmaları alanında çalışmaktadır]

AA

Bu haber 789 kez okudu
YORUM YAZ
UYARI: Haberler ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik eden yorumlar onaylanmamaktadır.
Dünya Kategorideki Diğer Haberler
AB, yeni Schengen kontrol sistemini onayladı
AB Konseyi, Schengen Bölgesi'ne giriş ve çıkış yapan üçüncü ülke vatandaşlarına ait bilgilerin elektronik ortamda kaydedilip saklanması ve üye ülkelerin ortak kullanımına açılması yönündeki yeni sınır kontrol sistemine onay verdi
Hindistan İsrail'den füze almaktan vazgeçti
Hindistan, İsrail'le yapmayı düşündüğü 500 milyon dolarlık füze anlaşmasından vazgeçti.
İngiltere'de ilkokulda tesettür sorgusu
İngiltere'de tesettürlü ilkokul öğrencileri, kıyafetleri hakkında sorgulanacak.
ABD'li General, nükleerin yasal olmayanına karşıymış
Dünyada atom bombasını kullanan tek ülke olan ve yüzbinlerce insanı katleden ABD'de nükleer tartışması var. ABD'li Orgeneral Hyten, yasal olmayan bir şekilde nükleer silah kullanmak istemesi durumunda Trump’a karşı çıkacağını söyledi.
Her yıl 1,25 milyon kişi trafik kazalarında hayatını kaybediyor
Trafik kazalarında her yıl yaklaşık 1,25 milyon kişi hayatını kaybediyor ve milyonlarca kişi yaralanıyor.
İngiltere: Rakka anlaşması kararını onaylamadık
İngiltere, bu hafta ortaya çıkan PKK/PYD ile DAEŞ arasındaki anlaşmayı onaylamadıklarını bildirdi.
İsrail'den Fransız politikacılara 'ziyaret' yasağı
Filistinli tutuklularla görüşmek isteyen Fransız belediye başkanları ve parlamenterlerinden oluşan 7 kişilik delegasyonun İsrail ve Filistin'e girişi, İsrail hükümetince yasaklandı.
İsveç'te hoparlörle beş vakit ezan okumaya izin
İsveç'in Karlskrona kentinde bir camide beş vakit hoparlörle ezan okunmasına izin verildi ve ilk ezan dün cuma namazı öncesi okundu
ABD'den Polonya'ya 10,5 milyar dolarlık patriot satışı
ABD Dışişleri Bakanlığı, Polonya'ya Patriot 3 konfigürasyonuna sahip Birleşik Hava ve Füze Savunma Harp Komuta Sistemi ile modernize edilmiş sensor ve bileşenleri için 10 milyar 500 milyon dolarlık askeri satışa onay verdi
Pentagon'dan 'Trump istifa' paylaşımı
Pentagon resmi Twitter hesabından aralarında ABD Başkanı Trump’ın da bulunduğu hakkında taciz iddiaları bulunan siyasetçilerin görevlerinden istifa etmesi çağrısında bulunan bir paylaşımı yanlışlıkla ‘retweet’ yapıldı.
ABD'de 5 bin varillik petrol çevreye yayıldı
Kanada'dan ABD'ye ham petrol taşıyan Keystone boru hattının geçtiği ABD'nin Güney Dakota eyaleti bölümünde petrol sızıntısı olduğu bildirildi.
AB 'savunmaya' geçiyor
AB'nin 23 üyesinin savunma alanında iş birliğini daimi hale getirmek için PESCO'ya imza atmasının ardından AB'nin savunmada "bağımsız" güç olma isteği tekrar gündeme geldi.
  • Güncel
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Eylem ve Etkinlikler
  • Dünya
İkinci el araçta 'kilometre' oyununa son KYK burs ve kredi sonuçları açıklandı 'Türkiye'de ombudsmanlık kararları yüzde 53 uygulanıyor' Antalya'yı şiddetli yağış, fırtına ve hortum vurdu 'Terör örgütü üyelerinin en az 15 çocuğu var' Canikli: S-400 füzeleri satın alındı AK Partili Belediye Başkanı Tüm Camilerde 10 Kasım Mevlidi Okuttu YKS Temel Yeterlilik Sınavı tarihleri belli oldu Türkiye'de 27 bin 592 kişi organ nakli bekliyor Danıştay üyesi meslekten çıkarıldı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
YAZARLARIMIZTÜMÜ
ÇOK OKUNANLAR
    GAZETELER
    NAMAZ VAKİTLERİ
    İmsak
    Güneş
    Öğle
    İkindi
    Akşam
    Yatsı
    Haksöz Haber Radyo Selam | Tevhidin Adaletin ve Özgürlüğün Sesi
    © Copyrigth 2015 yonelishaber.com tüm hakları saklıdır.
    Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır ve linklerin sorumluluğu alınmaz. Yazılım ve Teknik Destek : AmdYazılım
    • Rss Servisi
    • Google+ Sayfası
    • Twitter Sayfası
    • Facebook Sayfası